Doğu Anadolu'da İsyan... 'SÖYLENMEYENLER'

152 izlenme2018-11-16 02:42:13
Reklamlar
Erdal Sarızeybek yazdı:

ULUSAL BÜTÜNLÜK İÇİNDE KİMLİKLER GELİŞTİRİLEBİLİR

Türkiye’de ‘Kürt, Kürtçülük, siyasi Kürtçülük’ gibi kavramlar ne yazık ki iç içe geçmiş durumda ve bugün başı Kürt’le başlayan her kavram bir sorun olarak karşımıza çıkarılıyor. Oysaki ‘Kürt’ bir sorun değil, sorunları var ama kimliği asla sorun değil.

‘Kürtçülük’ de öyle, bir bütünün bir parçası olarak kendini gören bir kimliğin demokrasi ve insan hakları çerçevesinde kendini geliştirmek istemesi asla sorun değil.

Sorun, bu kimliğe siyasi anlam ve hedefler yüklenmek istenişinde yatıyor. Bu siyasi anlam ve hedefler küresel siyasetle bir araya geldiğinde ise, siyasal Kürtçülük gerçek bir sorun olarak Türkiye’nin karşısına çıkıyor…

AYRILIKÇI BİR SİYASET BU COĞRAFYADA SORUN YARATIR

En sade bakışla Siyasal Kürtçülüğün, Türkiye toprakları üzerinde adı ‘Kürdistan’ olan ayrı bir devlet kurmak anlamında olduğunu biliyoruz.

Biraz daha derine inersek, küresel projelere paralel olarak bu bölgede tampon bir devlet kurabilmek ve bu şekilde Anadolu ile Asya arasındaki fiziki bağı kesebilmek amacıyla izlenen yolun siyasi ve silahlı cephesi olduğunu da görebiliyoruz. 

Dolayısıyla bu Siyasal Kürtçülük dedikleri hem iç hem de dış kaynaklı bir mesele olarak karşımızda duruyor. Meselede zaten bu; bu sorun nasıl çözülecek?

ÇÖZÜM İÇİMİZDE

Kürt sorunu olarak tanımlanan ve çözüm aranan bu meselede, dış politik arayışlar ne kadar önemli olursa olsun, asıl olan iç politik çözüm! Türkiye zaten “çözüm süreci, barış ve kardeşlik projesi, milli birlik ve kardeşlik projesi” gibi farklı isimlerle bu arayışlarını sürdürüyor.

Ancak bir çözümün kalıcı ve sağlıklı olabilmesi için, öncelikle sorunun asıl yüzünün açığa çıkarılması gerekiyor. Bu da bizi, zorunlu olarak, siyasi Kürtçülüğün Türk tarihindeki yeri ve kaynaklarına çekiyor…
Bu önemli…

AYRILIKÇI KÜRTÇÜLÜĞÜN SİYASİ DERİNLİĞİ YOK


Gerçekten de Türkiye, bu sorunla çok uzun bir süredir karşı karşıya olduğu halde görmezden gelmiş ise, bu durumda derin bir çatışmanın varlığından söz edilebilir ve bu noktada, köklerini tarihin derinliklerinden alan bir sorunun çözümü sanıldığı kadar kolay olmayabilir.

Ama yok, bu ayrılıkçı akım, tarihsel kökleri olmayan ve ardında halk desteği bulunmayan dış kaynaklı bir hareket ise, bu durumda çözüm kolaylaşabilir.
Her iki halde sorunun tespiti için, siyasi Kürtçülüğün tarihteki izleri sürülmeli ki gerçek ortaya çıkabilsin…

ÇALDIRAN O DÖNEME ÖZEL BİR İDARE SİSTEMİ


Günümüzde siyasi Kürtçülerin ilk çıkış noktası Çaldıran; 1514’de Yavuz Sultan Selim’in Şah İsmail’e karşı savaşan aşiret reislerine beylik verdiğini ve bu beyliklere özerklik tanıdığını ileri sürüyorlar. Çaldıran koşulları ile günümüz arasında doğrudan bir ilişki kurma çabası içinde bu özerkliğin bugün de geçerli olmasını savunuyorlar.

Yani?
Yani ‘geçmişte özerktik, şimdi de özerk olmalıyız’, diyorlar.
Böyle bir tezin dayanak bulabilmesi için, Osmanlı Türk Devleti’nin Kürt aşiretlerini yerleşik bir devlet düzeni altına alışının ardında bir ‘siyasal Kürtçülük’ düşüncesi var mıydı, ona bir bakmalı. Kürtçülük adına verilmiş bir söz ya da yapılmış bir talep söz konusu muydu, bu bir araştırılmalı.

ADINA ‘KÜRT’ DENİLEN İSYANLAR KÜRT DEĞİL

Öte yanda bu siyasi Kürtçüler, Osmanlı devrinde yaşanmış isyanları günümüze bağlayıp PKK eylemlerine bağlamak çabası içindeler. Hatta ‘ilk isyan 1806, son isyan 2014’ diyerek, günümüzle Türk tarihi arasında iki yüzyıllık bir siyasi köprü olduğunu ileri sürüyorlar.

Osmanlı’nın 18’nci yüzyıldan itibaren güç ve toprak kaybetmeye başlaması üzerine Doğu Anadolu’da bir takım isyanların yaşanmış olduğu doğrudur. Ancak bu isyanların ardında bir ‘Kürt’, bir ‘Siyasal Kürtçülük’ ya da ‘Kürdistan’ gibi siyasi bir hedef var mıydı, bu da bir incelenmelidir.

Bununla birlikte “bu isyanlar örgütlü müydü, aralarında bir bağ var mıydı, benzer siyasi hedeflerden mi yola çıkmışlardı, amaçları neydi” gibi aklı kurcalayan tüm bu sorular masaya yatırılmalıdır ki, Türkiye ne ile karşı karşıya olduğunu görebilsin.

Ama nedense bu siyasi Kürtçülerde böylesi bir çalışma görülmüyor. Çaldıran sonrası kurulan düzenin özünde bir yönetim biçimi olabileceği hiç düşünülmüyor; o devrin koşullarında hayata geçirilmiş ve şartlar değişince de bu beyliklerin ortadan kaldırılmış olduğu hep gözden kaçırılıyor. Bu da siyasi Kürt hareketine karşı daha başta bir güvensizlik yaratıyor, özünde bir halk hareketi olmadığı düşüncesini güçlendiriyor.

İSYAN COĞRAFYASI AYNI: KUZEY IRAK

Siyasi Kürtçülerin kendilerine tarihsel zemin aradığı isyanlar öylesi karmaşık değil, açık: Prof. Dr. Ümit Özdağ Osmanlı devri için sekiz isyan sıralıyor; Abdurrahman Paşa(1806), Ahmet Paşa(1812), Mir Muhammed(1830), Kör Mehmed(1834), Bedirhan(1846), Yezdan Şer(1855), Şeyh Ubeydullah(1880) ve Molla Selim(1914).

1806-1855 arasında yaşanılan ilk altı isyanı üç bey çıkarmıştı; Soran, Baban ve Bedirhan. Her üçünün de coğrafyası Kuzey Irak’tı.
Kalan iki isyanı da Halid-i Nakşibendi şeyhleri çıkarmıştı.
Yani Türk tarihinin gizlisi saklısı yok, her şey açık…

İSYANI TERTİPLEYENLER KÜRT DEĞİL

Her şey açık ama aklımızı kurcalayan surlar var…
Bu isyan adı altında harekete geçen kimliğe, kısaca ve toptan “Kürt” denilmiş. Bu noktada, “Neden Kürt” sorusu aklımızı çeliyor. Öyle ya Türkiye’nin toprak bütünlüğünü hedef almış Bizans, Pontus, Taşnak gibi silahlı ayrılıkçı akımlar varken ve bunlardan hiç söz edilmezken, neden “Kürt kimliği” öne çıkarılmış, buna bir bakılması lazım.

Her şeyden önce bu olayları tertipleyen ve çıkaranlar Kürt müydü? Bu da önemli…
Gerçekten tüm bu isyanlar Kürtler tarafından çıkarılmışsa, bugünkü sorunlar Kürt kimliği üzerine inşa edilebilir ve Türkiye, bir etnik sorunla karşı karşıya bulunduğunu görebilir. 
 
Ama değilse, Kürt olmayan neden Kürt isyanı çıkarmış, konunun bu yönde de araştırılması ayrı bir önem kazanıyor. Yine bu çerçevede, olayların hep Kuzey Irak coğrafyası içinde resimlendiği görülüyor.
Neden bu coğrafya? Öyle ya, isyanları tetikleyen kimlik Kürt ise, çıkış yerinin alışılageldik Doğu Anadolu olması gerekirken, Irak’ın seçilmiş olması bir garip değil mi?

İSYANLARIN ELEBAŞLARI HEP AYNI TARİKATTAN

Hiç gündeme gelmeyen bir konu daha var; konu ettiğimiz isyanların lider şahsiyetlerine bakıldığında hepsinin Halid-i Nakşi tarikatına mensup olduğu görülüyor. Kimlik ve coğrafya konusu bir yana, insanları böylesi bir eyleme geçiren motiflerin tek bir inanç biçimi etrafında toplanmış oluşu da ilginç!

Bu noktada düşünen akıl; “Neden bu inancın cemaati hep isyan çıkarıyor” diye soruyor. Öyle ya, Anadolu’da onca tarikat ve cemaat varken, tarihten günümüze gelen bu isyanları hep aynı cemaat liderlerinin tertiplemiş oluşu, bu kez ilgiyi bu din öğretisi üzerine çekiyor.

Son yüzyıla bakıldığında, adı “Kürt” konulmuş bu isyanların liderliğini -kimlik, coğrafya ve cemaat temelinde- Barzanilerin sembolize ediyor olması ise başlı başına bir olay!

Doğu Anadolu’nun aşiret yapısı içerisinde adı pek duyulmamış bir Barzani’nin, iki yüz yıllık bir isyan siyasetini günümüzde sahiplenip buna öncülük ediyor olması, bu araştırmamızı daha da ilginç kılıyor.

HEDEF: ANADOLU’NUN ASYA İLE BAĞINI KESİP TÜRKLERİ YALNIZLAŞTIRMAK

Nihayetinde bu ayrılıkçı hareketler amaçları esas alınarak çerçevelendiğinde, adı “Kürdistan” olan ayrı bir devlet resmi ortaya çıkıyor. Sınırları ise, Akdeniz’den doğuyu takip ederek Karadeniz’e ulaşan bir harita çiziyor. Ve bu harita Türkiye coğrafyasına uygulandığında, Anadolu ile Asya’nın bağını kesen bir kılıcı resmediyor.

Bu durumda insan ister istemez, “Gerçek amaç nedir” diye sormaya başlıyor; “Kürt devleti kurmak mı yoksa iki kıtaya yayılmış Türk dünyasını bölmek mi?”

GELECEK NESİLLERE DOĞRU BİLGİ AKTARILMALI

Aklımızda işte böylesi cevap bulmamış bunca sorular varken, Türk tarihini öğrenmek, günümüz ve tarihimiz arasında bir bağ kurmak arzusunda olan nesiller, haklı olarak, olayları büyük bir çerçeve içinde göremiyor. 

Tek bir resme bakıp, olayları üstüne bir nakış gibi işleyemiyor. Gözler önündeki bu büyük ve anlamlı düğümü keskin bir bakışla bir türlü çözemiyor. Düğüm çözülemeyince, olaylar karanlıkta kalıyor ve çözüm diyerek ortaya çıkan bir siyaset, bu karanlıkta istediği gibi kamuoyunu yönlendirebiliyor.

Peki ya sorun olan Kürt değilse?

Bu gerçekler gün yüzüne çıkmalı…
Amacımız huzurlu ve güvenli bir ülke ve gelecektir, çocuklarımız için…

Erdal Sarızeybek

Önerilen Videolar

Bunlar da İlginizi Çekebilir

DW Türkçe'den ANLAMLI MESAJ!.. Soylu şaşırdı!.. 'BAKIN NEDEN AKP'YE GEÇMİŞ' 'FULBRİGHT ANLAŞMASI NEDİR' Ağalar beyler mirler... 'DOĞU'DA FEODAL YAPI'

Bakmadan Geçme!

KAPAT
Harekat başlıyor... 'HÜKÜMETE ACİL UYARI'