Osmanlı
2018-11-16 02:46:45 ( 80 izlenme )

BOTAN EMİRİ BEDİRHAN BEY'İN PERDE ARKASI'

Osmanlı Devleti ile Cizre/ Botan Emiri Bedirhan Bey arasında çıkan anlaşmazlıkların tarihi 1846 öncesine dayanıyor…

BEDİRHAN OSMANLI’YA DİKLENİYOR

İlk anlaşmazlık, 1826’da Yeniçeri Ocağı’na karşılık kurulan Yeni Ordu’ya Bedirhan Bey’in asker vermeyişiyle ortaya çıkmıştı; bazı kaynaklara göre, 1828-1829’daki Osmanlı-Rus savaşında da Bedirhan Bey Osmanlı ordusuna adamlarını göndermemiş(1). Savaş sonrası Osmanlı’nın yaşadığı ağır yenilgi ve Yunanistan’ın bağımsızlığını kazanması(1830) Bedirhan Beyi Osmanlı’ya karşı cesaretlendirmiş, Ermeni ve Nesturilerin desteğindeki Hakkari Miri Nurullah Bey’in de yardımını alan Bedirhan Bey ilk isyanını başlatmıştı.

BEDİRHAN’A HOŞGÖRÜ

İsyan üzerine Mehmed Reşid Paşa harekete geçmiş, önce Cizre, ardından Bedirhan kuvvetleri kuşatılmıştı(1836). Bedirhan Beye de teslim olmaktan başka çare kalmamıştı. Osmanlı, zamanında önemli hizmetleri bulunan Bedirhan Beyi cezalandırmadı, hoş görülü davrandı; beyliğinin başında bıraktı, Cizre’yi de onun isteği üzerine Diyarbakır eyaletine bağladı.1842’de ilk isyan böylece son bulmuştu…

NESTURİ VAKASI

İkinci anlaşmazlık, Mardin ve İran sınır bölgelerini kendi yönetimi altına almasıyla kendini gösterdi. Aynı süreçte bir de Nesturi sorunu yaşanıyordu; Bedirhan Bey ile Nesturiler arasında vergi meselesinden ortaya çıkan sürtüşmeler kısa sürede çatışmalara dönüşmüş(1843); binlerce Nesturi bu çatışmalarda hayatını kaybetmişti(1845).
Olay Batı dünyasında tepkiyle karşılandı; ABD, Fransa ve İngiltere olayı protesto ediyor, Bedirhan Bey’in cezalandırılması için baskı yapıyordu.

BEDİRHAN SÜRGÜN EDİLİYOR

Hem dış baskıları hafifletmek hem de yarı bağımsız beylikleri merkeze bağlamak düşüncesinde olan Osmanlı harekete geçti, Anadolu Ordusu Müşiri Topal Osman Paşa kısa sürede Bedirhan kuvvetlerini mağlup ederek Bedirhan Beyi Eruh’ta kuşattı. Önce kayınpederi Han Mahmud Van civarında ele geçirildi, ardından Bedirhan Bey de teslim oldu. 

İstanbul’a sevk edilen Bedirhan Bey Girit’in Kandiye şehrine, Han Mahmud da Rusçuk’a sürgün edildi(1847)(2). Bedirhan Bey sekiz yıl Girit’te kaldıktan sonra İstanbul’a, oradan da Şam’a geçecektir…

RUS YAZARLAR KÜRTÇÜLÜĞÜ KIŞKIRTIYOR

İsyanlara siyasi bir karakter yüklenmeye çalışılmasının altında, siyasi Kürt hareketine tarihsel bir dayanak bulma çabalarının bulunduğunu biliyoruz. Ama bazı yabancı yazarlar var ki, onların çabaları ‘kraldan çok kralcı’ gibi. Bunlardan biri de işte bu Rus yazar Celile Celil’dir, hem bu olayları anlatırken kullandığı üslup hem de olaylara bakışı açısıyla incelenmeyi gerektiriyor.

Türkçe’de ilk basımı Şubat 1992’de yapılmış olan ‘XIX. Yüzyıl Osmanlı İmparatorluğu’nda Kürtler’ adlı çalışmanın sahibi Celile Celil, bu araştırmasının tamamını konumuz olan Botan, Soran ve Bedirhan beylerine ayırmış ve kitabını Batı kaynaklar bir kenara asıl olarak Rus, Ermeni ve Gürcü kaynaklarına dayandırmış. Rus Yazar, ‘Kürtler’ deyince bu üç derebeyliği anlamış ve ısrarla olayları bir Türk-Kürt savaşı olarak görmeye ve anlatmaya çalışmış, şöyle ki;

‘KİMSE TÜRKLERDEN MEMNUN DEĞİL’

‘…Türk yönetiminden sadece Kürtler değil, aynı zamanda Araplar, Ermeniler, Asurlular gibi komşu halklar da memnun değildir... Kürtlerin doğal mücadelesi, merkezi Bohtan(Botan/Cizre) olan ciddi bir özgürlük hareketini yeniden canlandırdı. Bu hareketi Cizire’deki emir evinin reisi Bedirhan Bey yönetmiştir.’(3))

Rus yazarın kalemiyle olaylar öylesine çarpıtılmış ki olan biten her şey Ermeni-Kürt-Asur-Yezidi ittifak ekseninde anlatılmış ve bu ittifakın asıl hedefi Türkler gösterilmiştir. Bölgede sıkça görülen aşiret çekişmeleri ve aşiret ittifakları da bu doğasından öteye taşınarak Türk’e karşı bir hareket olarak yansıtılmıştır. Bir örnek;

‘İSYANA ÇAĞRI’

‘…Kürt önderleri Türkiye’ye karşı ortak bir isyan çıkarmak, Kürdistan’ı kurtarmak ve farklı bir bağımsız devlet kurmak için ‘kutsal bir birlik’ oluşturdular.’(4)

Rus yazarın ‘kutsal birlik’ dediği, şahsi çıkarlarını koruyabilmek için Osmanlı’ya isyan eden Bedirhan’ın Hakkari Emiri Nurullah ile yaptığı işbirliğinden başka bir şey değildir.

Ermeni kaynaklarını kitabına temel alan Celil’in şu sözleri, Bedirhan Beyi Ermenilere bağlama çabalarını göstermesi açısından önemli;

‘ERMENİLER DEVREDE’

‘Hatta Bedirhan Bey’in Ermeniler ve Kürtler arasındaki nikahları ödüllendirdiğini de anlatırlar. Pek çok Ermeni’nin Bedirhan Beye katıldığı, onun güvenini kazanarak danışmanı olduğu bir gerçektir. Bu kişilerin adlarını Şahbazyan ve Alpoyacyan verir. Onlar arasında Türk ve diğer fatihlerin yok ettiği daha önceki soylardan halkların temsilcileri vardır. Örneğin Van şehrinden Stephan Manoglyan ve Oganes Çalktryan adlı Ermeniler Bedirhan Beyin danışmanlarıdır. Başkaleli Mir Marto, Bedirhan beyin müfrezelerinden birinin önderidir.’(5).

Aradan yıllar geçecek, Celile Celil’in bu küresel siyaset yörüngesindeki tezlerine paralel olarak Bedirhan Bey’in oğlu Mikdat Mithad Bedirhan, 1898’te, Mısır’da Kürdistan isimli bir gazete çıkaracak ve aynı yıl Ermeniler yayınladıkları bir bildiri ile Kürt aydınlarını Türklere karşı mücadelede yanlarına çekmeye çalışacaktır.

AĞALARIN İSYANI KÜRT İSYANI DEMEK DEĞİLDİR

Günümüzde siyasi Kürt hareketinin sözcüleri işte bu Rus yazarı kaynak gösteriyor. Celil de çalışmasını Rus, Ermeni ve Gürcü kaynaklarına dayandırıyor. Gerçeği arayanlar için sadece şu örnekleme yeterli olacaktır: 

‘Kürtler demek, Baban-Soran-Bedirhan ağaları demek değildir; Anadolu demek, bu ağaların beylik sürdüğü Irak kuzeyi demek değildir; Bu ağaların isyanı demek, bir Oğuz boyu olsun ya da olmasın, bin yıldan çok öte bir arada ve ittifak halinde yaşamış olan Kürtlerin Türk’e karşı isyanı demek değildir.’

Öte yanda, Bedirhan isyanını bir Kürt isyanı ya da Kürdistan hedefli siyasi bir isyan olarak gören yabancı araştırmacı yazar sayısı, Celile Celil bir yana, yok denecek kadar azdır. Bu alandaki ciddi çalışmalarıyla tanınan Van Bruinessen, ‘Ağa, Şeyh, Devlet’ adlı çalışmasında Bedirhan olayında siyasi bir hedefin olmadığını şöyle açıklıyor;

‘BEDİRHAN KÜRTÇÜLÜĞE SOYUNUYOR’

‘1839’da Osmanlıların, İbrahim Paşa komutasındaki Mısır ordusu tarafından yenilgiye uğratılması, birçok Kürt reisinin dikkatle izlediği bir olay olmuş, Osmanlı devletinin dayanma gücünü yitirişinin yeni bir kanıtı sayılmıştı. Daha sonraki Kürt milliyetçilerinin – ki bunların arasında Bedirhan Bey’in ardılları da önemli bir yere sahipti- yorumuna göre, Mir bu gelişmenin ardından bağımsız bir Kürdistan kurma planları yapmaya başlamıştı. Elimizdeki kaynaklarda bu iddiayı doğrulayıcı bir husus yok: Bedirhan ayaklanmıştı ama başka nedenlerle ve daha sınırlı amaçlarla(6).’

Bruinessen’in bu tespiti iki hususu açığa çıkarıyor: İlki, Celile Celil’in olaylara uluslararası siyasi çıkarlar doğrultusunda bakışı; ikincisi ise, Bedirhan Bey’in soy devamlarının şahsi ve siyasi çıkarları uğruna bu küresel siyaseti izleyecek oluşu. Gerçekten de 2’nci Meşrutiyet’in sağladığı özgürlük ortamında ilk siyasi Kürt örgütlerini kuranların başında Bedirhanoğulları yer alacaktır…

MİSYONERLER BÖLGEDE

Bedirhan isyanı değerlendirilirken perde arkasında yer alan Amerikalı ve İngiliz misyonerlerin faaliyetleri de göz önüne alınmalıdır. Bunlar ilk defa 1840’lı yıllarda Nasturileri keşfetmiş ve Tiyari bölgesine gelen Amerikalı misyonerler bölgede kale gibi bir yatılı okul inşa etmişlerdi. Eğitim ve sağlık hizmetlerinin yanı sıra dini propaganda yapan misyonerler bununla yetinmemiş, Nasturileri ‘vergi ödemeyin’ diyerek kışkırtmışlardı.

Bedirhan Bey’in Nasturilere karşı harekete geçmesi, işte bu kışkırtmalar üzerine başlamış ve çok sayıda Nasturi’nin katledilmesiyle olaylar daha da büyümüştü.
Bedirhan Bey saraya gönderdiği mektuplarda bu Nesturi Vakası’nı şöyle anlatıyor;

‘HADLERİNİ BİLDİRDİM’

‘Tiyariler elli kadar seyidi öldürdüler ve bunu İngiltere Hükümeti’nin tahrikiyle yaptılar. Hakkari Beyi’ne itaat etmeyip kapısının önünden malını ve talanını çekip götürdüler. Bildim ki bunun sonu kötü olacak, Devlet-i Aliye’ye bir baş ağrısı peydah olacak! Top ve araba işler yerler olmadığından ve günden güne direnişleri arttığından, sabır ve tahammül edemeyerek üzerlerine vardım. Padişahımız sayesinde bir miktar hadlerini bildirdim(7).’

Hollandalı sosyolog Martin Van Bruinessen de Nesturi katliamını bu misyonerlerin tahriklerine ve bölgede etkin bir şeyhin telkinlerine bağlıyor;

‘BEDİRHAN SEYİT TAHA İLE BAĞLANTILI’


‘ Bedirhan’ın pek de iyi dostu sayılmayan Layard(8) katliama misyonerlerin tahriklerinin sebep olabileceğini belirtirken, katliamın bütün sorumluluğunu doğrudan Bedirhan Beye ve dolaylı olarak, Emir üzerinde büyük etkiye sahip, fanatik Hıristiyan karşıtı bir şeyhe yüklüyordu. Söz konusu Şeyh büyük ihtimalle 1880 isyanını yöneten Şeyh Ubeydullah’ın babası Seyit Taha’ydı(9)’.

Bruınessen’in konu ettiği Seyit Taha, o yıllarda büyük bir siyasi güce dönüşen Halidi Nakşibendi Tarikatı’nın Anadolu halifesidir; torunu Seyit Abdulkadir 1921 Koçgiri ve 1925 Şeyh Said isyanlarını, bir diğer torunu olan Şeyh Abdullah da 1925 Şemdinli isyanını tertipleyecektir. Tekrar karşımıza çıkacak olan bu şahsiyetleri bir kenara not edelim, biz devam edelim…

ERMENİLER KÜRTÇÜLÜĞE SOYUNUYOR

Olaylar art arda sıralandığında, başta yabancı yazarlar olmak üzere Ermenilerin Kürtleri kendi saflarına çekebilmek için göstermiş oldukları çabalar dikkati çekiyor. Ancak bu çabaların neden Bedirhan Bey devrine rastladığı ise araştırılması gereken bir konudur.
Bu arada Bedirhan Bey’in serveti de unutulmamalı; Cizre Emiri’dir ve çok zengindir. Bu miras kime kalmıştır, bunu da incelenmelidir…

PEKİ, BEDİRHAN BEYE NE OLDU?

Bedirhan Bey, 1846’da Osmanlı’ya isyan etmiş, isyan bastırılmış, 20 Temmuz 1847’de Bedirhan Bey de teslim olmuştu. Önce İstanbul’a getirilmiş, sonra ailesiyle birlikte -büyük kardeşi Salih, küçük kardeşi Esad, üç küçük oğlu- Girit’in Kandiye şehrine sürgüne gönderilmişti.

Bedirhan bey Girit’te on sene kaldı. Abdulmecid’in son günlerinde affedilerek İstanbul’a gelmesine müsaade edildi. Girit’te yaşanan karışıklıklarda üstlendiği arabuluculuk hizmetlerinden dolayı kendisine ihsanlar ve mirmiranlık rütbesiyle paşalık verildi.
Sultan Abdülaziz zamanında Girit’ten İstanbul’a dönen Bedirhan Bey orada birkaç yıl –bazı kaynaklara göre yedi yıl kadar- kaldı, İstanbul’da kaldığı konağın adı sonradan Darüşşafaka oldu. Nihayet 1867’de Şam’a giderek ömrünün son iki yılını orada geçirdi; 1869’da vefat etti.(10)

SONUÇ

Bedirhan Bey Osmanlı tarihinde önemli bir şahsiyettir, Cizre’deki emirliğinin tarihi ta 1514 Çaldıran savaşına kadar uzanır. Bu şahsiyetin tarihte bu denli önemli bir almasının nedeni, Bedirhan Beyin siyasi Kürtçülerin ve Kürtçülüğe soyunmuş Ermenilerin, Bedirhan Beyi siyasi Kürtçülük sürecine bağlamış olmalıdır.

Bedirhan Bey hala önemini muhafaza etmektedir çünkü Kars’ta geçtiğimiz yıllar içerisnde adına okul dahi açılmıştır, tıpkı Şemdinli’den Nakşibendi halifesi Seyit Taha adına uluslararası sempozyum düzenlemesi gibi.

Erdal Sarızeybek

Yararlanılan kaynaklar:


1. Malmisanıj, ‘Cizira Botanlı Bedirhaniler’, s. 56.
2. Abdulhaluk Çay, ‘Her Yönüyle Kürt Dosyası’, s. 347.
3. Celil, ‘XIX. Yüzyıl Osmanlı İmparatorluğu’nda Kürtler’, s. 127.
4. Age, s. 129.
5. Age, s. 132.
6. Martin Van Bruinessen, ‘Ağa, Şeyh, Devlet’, s. 275, çev: Banu Yalkut, İletişim Yayınları, 2013.
7. Altan Tan, ‘Kürt Sorunu’, s. 91.
8. Austen Henry Layard; İngiltere’nin Osmanlı Devleti’nin toprak bütünlüğünü önceleyen konvansiyonel siyasetinin değişime yöneldiği bir zamanda İstanbul’da elçilik yapmış Türkofil ve aynı zamanda Rusofobik olarak tanınan ve İngiltere’de ‘liberal’ olarak tanımlanan bir kesimin temsilcisi. Bkz: Kaya Bayraktar, C.Ü. İktisadi ve İdari Bilimler Dergisi, Cilt 12, Sayı1, 2011 

9. Martin Van Bruınessen, ‘Kürdistan Üzerine Yazılar’, çev: Levent Kafadar, s. 114, İletişim Yayınları, 2013.
10. Açıklama: Bedirhan Bey’in ölüm tarihi üzerine.

Başvuru kitabı: Büyük Suikast/ Kürt Gerçeğinde Bilmediklerimiz/ Destek Yayınları

Önerilen Videolar

Bunlar da İlginizi Çekebilir

'Nakşibendi Tarikatını KİM KURDU' 'CÜBBELİ AHMET'İN HALİFESİ BAKIN KİMMİŞ' Bir numara... 'SEYİT ABDULKADİR KİMDİR' 'Türkiye'ye gelen 3.5 Milyon SIĞINMACI KİM'

Bakmadan Geçme!

KAPAT
Osmanlı'ya ikinci isyan... 'SORAN'