Cumhuriyet
2018-12-07 12:51:54 ( 634 izlenme )

'Cumhuriyet'in ilanından BİR GÜN SONRA'

Tarih: 30 Ekim 1923.

Cumhuriyetin ilanından bir gün sonra Gazi Mustafa Kemal Paşa, İsmet Paşa’yı köşke davet etti. Misafir salonuna aldı. 

Ülkenin genel durumu hakkında bakanlıklara incelemeler yaptırmış, Türkiye’nin –deyim yerindeyse- röntgenini çektirmişti. Raporlar sehpanın üzerindeydi. 'Sevgili Paşam’ dedi ve anlatmaya başladı…

‘SAVAŞ BİTTİ AMA ASIL SAVAŞ ŞİMDİ BAŞLIYOR’

“Cumhuriyet’in ilk Başbakanı olarak seni düşünüyorum. Dur, hiç itiraz etme. Niye seni seçtiğimi anlayacaksın. Bizi yine bir savaş bekliyor. Durumumuzun bir bölümünü Cephe Komutanı ve Lozan Başdelegesi olarak elbette biliyorsun. Büyük devletlerin bu sefil duruma bakarak, kısa zamanda pes edeceğimizi sandıklarını Lozan dönüşü sen bize anlattın.  Ben sana şimdi bildiğinden daha da acıklı olan genel durumu özetleyeceğim. Sorunlarımız ne kadar çok, imkanlarımız ne kadar az, bilmeni istiyorum.”

‘KÖYLÜMÜZ TOPRAKLANDIRILMALI’

“Bize yazık ki geri, borçlu, hastalıklı bir vatan miras kaldı. Yoksul köylü bir devletiz.
Dört mevsim kullanılabilir karayollarımız yok denecek kadar az. Kışın batağa döndüğü için geçilmesi zor. 4.000 km. kadar demiryolu var Anadolu’da, bir metresi bile bizim değil. Üstelik yetersiz bir demiryolu ağı. Ülkenin kuzeyini güneyine, batısını doğusuna bağlamamız, vatanının bütünlüğünü sağlamamız şart.
Denizciliğimiz acınacak durumda. Köylümüz her halde topraklandırmalı, ihtiyacı olana bir çift öküz ile bir çift saban vererek çiftçi yapmalıyız.”

‘FEODAL AĞALIK YIKILMALI’

“Doğudaki aşiret, bey, ağa, şeyh düzeni Cumhuriyetle de insanlıkla da bağdaşmaz. Sen de bende o cephede çalıştık. Durumu yakından gördük. Bu durumu düzeltmeli, halkı kurtarmalıyız. Her yerde tefeciler halkı eziyor. Çok az mühendisimiz var. Güya tarım ülkesiyiz ama ekmeklik unumuzu bile dışarıdan getiriyoruz. Sığır vebası hayvancılığımızı öldürüyor.

Şu andaki, doktor sayımız 337, sağlık memuru sayısı 434, 150 kadar ilçede doktor yok. Pek az şehirde eczane var. Salgın hastalıklar halkımızı kırıyor. Ebe sayısı çok az. Kırk küsur bin köye karşılık ebe sayımız 136. Üç milyon insanımız trahomlu. Sıtma, tifüs, verem, frengi, tifo salgın halinde. Bit ciddi sorun. “

‘ÜLKE YENİDEN İNŞA EDİLMELİ’

“Nüfusumuzun yarısı hasta diyebiliriz. Bebek ölüm oranı %60’ı geçiyormuş.
Nüfusun %80’i kırsal bölgede yaşıyor. Bunun önemlice bir bölümü yerleşik değil, göçebe.
Telefon, motor, makine yok denecek kadar az düzeyde. 

Teknolojiden yoksun bir ülkeyiz. Bütün sanayii ürünleri dışarıdan satın alıyoruz. Kiremiti bile ithal etmekteyiz. Avrupa’nın her çeşit malı için açık Pazar hallideyiz. Elektrik yalnız İstanbul ve İzmir’in bazı semtlerinde var.
Düşmanların tümüyle yaktığı köy sayısı 830. Yanan bina sayısı 114.408.
Ülkeyi neredeyse yeniden kurmamız gerekiyor.”

‘HALKIN EĞİTİM SONU ÇÖZÜLMELİ’

“Yunanistan’dan gelen göçmen sayısı da 400.000’i, geçecek. Göçmenlere ordunun yiyecek stoklarından yardım ediyoruz.

İktisadi hayatımız da eğitim durumumuz da içler acısı bir halde. İktisatçımız çok az. Çoğu bilip okuduğu kuramların dışına çıkamıyor. Zorunlu okuma yaşındaki çocukların ancak dörtte birini okutabiliyoruz. Halkın eğitimi ise hiç çözülmemiş bir sorun olarak duruyor. Oysa Cumhuriyeti yaşatmak için onun insan malzemesini hazırlamalı, namus cephesini güçlendirmeliyiz.

İki yıl önce Milli Eğitim Bakanlığında bir hars(kültür) şubesi kurmuştuk. Bu şube Anadolu kültürü ile ilgili eşyaları, belgeleri topluyordu. Ödeneği yükseltilemediği için bu hizmet gelişmedi. Birçok kültür eseri dışarı kaçırılmış, kaçırılmaya devam ediyor” .

MEMLEKETTE OKUL YOK

Raporların kopyalarını İsmet Paşa’ya verdi.
Daha Kasım 1920’de, Ankara’da Meclis açıldıktan altı ay sonra, Balıkesir Milletvekili Vehbi Bey kürsüye çıkmış ve eğitim ve öğretimin içler acısında da öte bir facia olduğunu açıklamıştı. 

Vehbi Bey, onbinlerce nüfusa bir okulun dahi düşmediği adeta feryat ederek söylemişti. İşte o sözleri: ‘Bir kasabada yalnızca birkaç yüz hane gayrimüslim buna karşılık binlerce hane Müslüman yaşadığı halde, gayrimüslimlerin düzenli ilkokulları, ortaokulları, yükseköğrenim görmüş öğretmenleri olduğunu görüyoruz. Buna karşılık on binlerce Müslüman nüfusun bir tek okulu yoktur.’

Tablo buydu ama olsun. Cumhuriyeti kuranlar çalıştılar…

İsmet Paşa Başbakan…
Bakanlar Kurulu’nu topladı, sabaha kadar çalıştılar.
Ve derken İsmet Paşa sözü aldı, Lozan görüşmeleri sırasında Lord Curzon’un ünlü tehdidini özetledikten sonra “Beyler” diyerek söze başladı:

‘BORÇ ALMAK DEMEK SAĞMAL İNEK OLMAK DEMEK’

“Lord Curzon’dan kredi, destek, yardım istersek, bizden ayrıcalık, öncelik, hak isteyecekler, bize yine küçümseyerek bakacak, onurumuzu kıracaklar. Bunun ne demek olduğunu bilen insanlarız. Yine sağmal ineğe döner, milletimizin hakkını yabancılara yedirmiş oluruz. Öyleyse dışarıdan yardım beklemeyeceğiz, tek kuruş istemeyeceğiz. Kendi bir kaşık yağımızla kavrulacağız. Hiçbir alanda israfa, gösterişe, lükse kaçmayacağız, hesapsızlık yapmayacağız. Tek kuruşu bile düşünerek harcayacağız. İşimiz imkânsızı başarmak. Hem de hızla.”

SAVAŞ SONRASI ANADOLU

Cumhuriyet kurulmuştu kurulmasına ama uzun yıllar süregelen bir savaştan çıkmış halk yoksuldu. Anadolu’nun genç nüfusu ciddi oranda savaşa gitmiş ama geri dönememişti. Salgınlar hastalıklar başgöstermişti.

Okul sayısı az, okumuş nüfus az, üniversiteler yok, ders verecek hoca da bir anlamda yoktu. Kapitülasyonlarla yabancıların yönetimine devredilmiş olan yeraltı ve üstü kaynaklarının kullanım oranı çok düşüktü. 500 yıl önce sistemleştirilmiş feodal ağalık devam ediyor, işleyecek toprağı olmayan halk feodal ağaların arazilerinde köle gibi çalıştırılıyordu. Osmanlı’dan devreden borçlar vardı…

‘İnsanı yaşat ki devlet yaşasın’ diyen Şeyh Edebali’nin bu özdeyişini gerçekleştirmesi gereken devletin kendini yaşatacak gücü bulması ve bu güçle insanı yaşatması için yapılması gereken çok iş vardı ve yapılacaktı…

Öte yanda…
Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve Cumhuriyet Yönetimi gerek Osmanlı döneminde gerekse kurtuluş savaşında İngilizlerle işbirliği yaparak iç tehdit oluşturan Bedirhanların, Babanların ve Seyit Abdulkadirlerin halkı körü körüne devlete karşı isyana sürükleyebilmek için kullandıkları araçları ve dış desteklerini her yönüyle tespit etmişti.
Bunlara karşı da mücadelenin sürdürülmesi gerekiyordu.

Çalıştılar hem de çok; milli ve yerli demiryolları yaptılar; fabrikalar kurdular; dünyaya örnek projelerle okullar açtılar; yerli malı haftası yaptılar, yabancı mala yüz sürmediler ve borç almadılar, Osmanlı’dan kalan borçları da ödediler…

Erdal Sarızeybek

Kaynak: Turgut Özakman/ Cumhuriyet

Önerilen Videolar

Bunlar da İlginizi Çekebilir

İlginç mesaj!.. 'DERİN İLİŞKİLERİMİZ VAR' 'Cumhuriyet tarihinin EN SİNSİ İTTİFAKI' 'MOLLA MUSTAFA BARZANİ RUS GENERALİ Mİ' 'Şey Said isyanında BİLİNMEYENLER'

Bakmadan Geçme!

KAPAT
'TARİHTE İHSAN NURİ VAKASI'