Beyler, Mirler, ağalar ve şeyhlerden oluşan bu feodal ağalık sistemi 1514 Çaldıran Savaşı’na kadar götürüyor bizi. Yavuz Selim, Şah İsmail’e karşı yanında savaşan Kürt aşiret reislerine babadan oğla geçen toprak ve beylik vermişti. Bugün Altan Tan’ın dile getirdiği sosyal yapı, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da hala geçerli olan bir yapıdır.

500 YILLIK FEODAL YAPI

Adına ‘Kürt’ denilmesine olagelmiş hangi isyana bakılırsa bakılsın, masum halkı devlete karşı isyana sürükleyenlerin tamamının bu feodal sistemin ileri gelenleri olduğu görülüyor. 

Tanzimat Fermanı’na kadar ağalar ve beylerle süregelen bu yapıya, Tanzimat sonrası beyliklerin yıkılması ve Halid-i Nakşibendi tarikatının güç kazanmasıyla şeyhler, şıhlar, seyitler ve Mollalar eklenmiştir. Konumuz olan Bedirhanlar ‘bey’ soyundan, Abdulkadir ise ‘şeyh-seyit’ soyundan gelen ve halk üzerinde etkinliği olan feodal ağalardır.

SORUN KÜRTLER DEĞİL

1923 yılında Cumhuriyet kurulduğunda, Doğu ve Güneydoğu’daki sosyal yapı işte böyleydi. Bu yapıya çok uzun yıllardır süregelen savaşlar, bu savaşlarda verilen can kayıpları, topraksızlık, yoksulluk, eğitimsizlik ve özgür irade yoksunluğu da eklendiğinde, Cumhuriyet değerleri İzmir’den, İstanbul’dan alınıp Şemdinli’deki Seyit Abdulkadir’in köyü Bağlar(Nehri)’a götürülememiştir, bunu bilmek sözle ifade edilebilecek kadar kolay değildir.

Prof. Dr. Tarık Zafer Tunaya, II. Meşrutiyet sonrası Osmanlı Mebusan Meclisi’nde Kürt Sorunu olarak tartışılanları şöyle açıklıyor;

‘’KÜRT SORUNU ÇOK AĞIR SOSYO-EKONOMİK BÖLGESEL SORUN’

‘Kürt sorunu bu dönemler boyunca Balkanlılar, Araplar ve Ermenilerde olduğu gibi değil, Osmanlı ülkesi içinde Doğu Anadolu vilayetleri(Vilayat-ı Şarkiyye)’nin içinde bulunduğu çok kötü sosyo-ekonomik durumdan kurtarılması olarak ele alınmıştır. Meb’uslar ‘Devr-i sabık’ta bu vilayetlere bir şey yapılmadığını ve bu yörenin ‘adeta bir yetim çocuk’ muamelesi gördüğünü belirtmişlerdir. Eleştiriyi daha da ağırlaştırmışlardır: Ne var ki Devr-i Meşrutiyet’te de bir şey yapılmamıştır!”

‘ONBİNDE BİR KİŞİ BİLE OKURYAZAR DEĞİL’

“Aynı vilayetlere, aşiretlerin yerleştirilme konusu uzun uzun tartışılmıştır. Diyarbekir Meb’usu Fevzi Bey(Pirinççizade) buraları aşiretlere verilmezse Almanların alacağını söylemiştir.
Meb’uslar seçim bölgelerini iç karartıcı tablolarla dile getirmişlerdir. Musul İstanbul’a otuz beş günlük mesafedeydi. Van vilayetine, Osmanlı ülkesinin Sibirya’sı gözüyle bakılıyordu. Dersin Sancağı her çeşit bayındırlıktan uzaktı. Okuryazarlığa gelince, Kürdistan’ın ‘on binde biri bile okuryazar değildi’. Bu oranı ‘binde bire indirmek için tahsisat’ isteniyordu(1).”

'İŞTE ATATÜRK'ÜN ÇÖZÜM PROJESİ'

Bakmadan Geçme!

KAPAT
'DÜNYANIN EN GÜÇLÜ 15 ORDUSU'