16 Kasım 2013 yılında Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi (KBY) Başkanı ve Kürdistan Demokratik Parti (KDP) lideri Mesud Barzani ile Diyarbakır’da buluştu. Buluşmada İbrahim Tatlıses ve Şivan Perver’in verdiği mini konserinden ardından Erdoğan bir konuşma yaptı. 

Başbakan Erdoğan Diyarbakır’daki mitinginde bir de ilke imza atarak ilk kez Kürdistan ifadesini kullandı. Başbakan Erdoğan, “Sayın Barzani’nin şahsında Kuzey Irak Kürdistan bölgesinde yaşayan kardeşlerimizi hürmetle selamlıyorum” ifadelerini kullandı.

KİMDİ BU BARZANİLER
Osmanlı ilk Nakşibenbi şeyhi isyanı olarak Şeyh Ubeydullah’ı görür isek, ikinci Nakşi şeyh isyanı olarak da Abdusselam’ı söyleyebiliriz. Abdusselam’ın Ubeydullah’tan farkı, Osmanlı tarihinde ilk kez Kürt ve Kürtçe siyasi taleplerle bir isyan etmiş oluşudur. Ancak bu isyanın çıkış tarihi tartışmalıdır; araştırmacılar 1907-1909 yılları arasında yerleştirmiş…

OSMANLI’YA KARŞI İKİNCİ NAKŞİ ŞEYH İSYANI

Mesud Barzani 1907’de amcam Osmanlı’ya telgraf çekti diyor. İşte o sözleri; ‘1907 senesinin baharında Şeyh Abdusselam, Brifkan köyündeki Kadiri tekkesinin lideri Şeyh Nur Muhammed Brifkani’nin evinde önemli bir toplantı gerçekleştirdi. Bu toplantıya Kürt aşiret liderlerinin önemli bir kısmı katıldı. Bu toplantıda, İstanbul’da Babıali yönetimine bir telgrafın gönderilmesi kararlaştırıldı.’

Şeyh 2’nci Abdusselam’ın siyasi talepleri şuydu; ‘Kürt bölgelerinde Kürtçe’nin resmi dil olarak kabul edilmesi; Eğitimin Kürtçe yapılması; Kaymakamların, nahiye müdürlerinin ve diğer memurların Kürtçe’yi iyi derecede bilenlerden tayin edilmeleri; Devlet’in dini İslam olması hasebiyle mahkemelerde verilen hükümlerin İslam şeriatına göre verilmesi; Vergiler (zorunlu hizmetlerin karşılığı olarak) eskiden olduğu şekliyle alınması ancak bunların Kürt bölgelerindeki yolların onarımı, okulların açılması için kullanılması.’

BARZANİLER NESTURİ PATRİĞİNE SIĞINIYOR

Bu siyasi talepler önce kağıda döküldü, Şeyh 2’nci Abdusselam Barzani tarafından imzalandı ve telgrafla Bab-ı Ali’ye gönderildi. Mesud Barzani’ye göre, telgrafı alan Bab-ı Ali(Osmanlı Sadrazamlığı) bunu devlete karşı bir isyan, bir ayrılık talebi olarak değerlendirmiş ve buna karşı bir genel seferberlik ilan etmişti. Osmanlı kuvvetleri, 1907 yılı baharında Barzan bölgesine girdiler ve iki ay süren çatışmalardan sonra Şeyh 2’nci Abdusselam kaçtı, Hakkari bölgesindeki Nesturilerin Patriği Mar Şemun’a sığındı. Bu, Osmanlı askeri harekatının ilk bölümüdür.

İŞİN ARKASINDA İNGİLİZLER VE RUSLAR
Şeyh 2’nci Abdusselam Eylül 1909’da bir daha isyan etti. Osmanlı da, ‘Barzani şeyhi Abdusselam ve avanesinin yerel halk üzerindeki zulmünü ortadan kaldırmak’ gerekçesiyle Barzan’a bir harekat daha başlattı. Bir ay içinde direniş kırıldı ve bölgede asayiş sağlandı. Ancak Şeyh ele geçirilemedi, dağlara kaçtı. Barzanilere karşı yer yer harekat sürdürülürken, isyanın ardındaki devletler bir bir ortaya çıkıyordu…

Şeyh 2’nci Abdusselam’la buluştuğu tespit edilen Musul Boşkonsolosu’nun görevden alınması talebi İngiltere Hükümeti’ne iletilmişti(1910).
Şeyh’in İran/Hoy’daki Rus generali ile görüştüğü ve Osmanlı’nın nasıl parçalanacağı hususunda planlar yaptığı da tespit edilenler arasındaydı(1913). 

Tarihçi Ahmet Uçar bu ilişkileri açığa çıkarıyor; ‘Osmanlı Devleti’nin İtilaf devletleriyle savaşa başladığı bir dönemde, 30 Ağustos 1914’te, Şeyh II. Abdusselam’ın Hoy’daki Rus generali ile buluşup Osmanlı Devleti’nin nasıl parçalanacağını, Musul ve Van’da Kürtlerin Ermenilerle birlikte nasıl ayaklandırılacağının planlarını yaptıkları, Bab-ı Ali tarafından öğrenilmişti. Daha önce Kürt gruplarıyla işbirliği yapan, özellikle Kürt Teali, Teavün ve Terakki, Kürt Hevi ve Kürt İstiklal Cemiyeti vb. örgütlerle anlaşan Süleymaniyeli Şeyh Mahmud(Berzenci), Hakkarili Şeyh Ubeydullah Nehri, İran Kürtlerinden İsmail Simko ile görüşmeler yapmış, İngiliz ve Rusların desteğinde büyük bir Kürt ayaklanması planlamaya başlamıştı.’ 

Nihayetinde Şeyh Abdusselam ve adamları yakalandı. Sonrasında Şeyh ve adamları Musul’a nakledildi, yargılandı ve haklarında verilen idam cezaları infaz edildi(14 Aralık 1914).

BARZANİ OSMANLI’YA KARŞI

Mesud Barzani’ye göre amcası Şeyh 2’nci Abdusselam Osmanlı’nın bölgedeki zulüm ve baskısına dayanamamış, isyan etmişti, yani özel bir nedeni yoktu… Abdusselam, Kürtlerin Osmanlı devletinden gördükleri baskıların farkındaydı. Bu yüzden Osmanlı zulmünden kurtulmanın yollarını arıyordu. O dönemde faaliyet gösteren Kürt Teali ve Terakki Cemiyeti, Hevi ve Kürdistan Bağımsızlık Cemiyeti gibi Kürt örgütleriyle sağlam ilişkiler kurmuştu. Abdusselam’ın Şeyh Mahmud Berzenci, Şeyh Abdulkadir ve Sımail Ağa Şikaki(Sımko) gibi dönemin önde gelen Kürt liderleriyle de iyi ilişkileri vardı. Ve Şeyh bu ilişkilere güvenerek, Osmanlı’nın baskı ve zulmüne son vermek için harekete geçmişti.

Mesud Barzani işte böyle diyor ve biz deyişten, bu isyan gibi görülen olayın 1908’deki siyasi örgütlenmelerden sonra gerçekleştiğini anlıyoruz çünkü ‘Abdusselam Kürt Teali ve Terakki gibi cemiyetlerle sağlam ilişkiler kurdukatan sonra yola çıktı’ diyor Mesud Barzani. Yani, tarihçi Uçar’ın tespiti olan 1909 yılı doğru görülüyor…

SAPKIN BARZANİLER

Yine Uçar, bölgede zorunlu iskan ve askerlik meselesi değil, aşiret ve tarikat kavgalarının yaşandığını anlatıyor. Kavga edenlerin kimliği ise ilginç; Şemdinli’den Muhammed Sıddık(Şeyh Abdulkadir’in kardeşi) ile Barzan’dan Şeyh Muhammed(Mesud Barzani’nin dedesi) … 
 
Kavga olayı da şöyle: “Rus Kürdolog Bazil Nikin’e göre, kaba yöntemlerle kendi nüfuzunu sürdüren Barzan Şeyhi Muhammed, Şeyh Ubeydullah Nehri’nin 1880 isyanı nedeniyle Hicaz’a sürülmesinden sonra bölgedeki nüfuzunu daha da arttırmış, civardaki aşiret liderlerine birer birer boyun eğdirmiştir. Sonrasında o da dedesi 1’nci Abdusselam gibi ‘Mehdiliğini’ ilan eder. İş sadece Mehdilik’le kalmaz, Musul’a dolayısıyla da Osmanlı’ya ‘cihad-ı mukaddes’ ilanına soyunur. Bunu kabul etmeyenleri ise acı bir son, feci ölümler beklemektedir...

Zibar aşireti liderlerinden Molla Perisey’in başına gelenler korkunç ve tüyler ürperticidir; “Molla parça parça edilerek öldürülmüş, bu parçalar oyulmuş yaşlı bir ceviz ağacının gövdesine konularak yakılmıştır. Barzanilere bağlı Becil Şeyhi, Nehrili Şeyh Muhammed Sıddık’a yazdığı bir mektupta şöyle der;
‘Burada adlarını bile anmak istemediğim bu rezil aşiretin ve bu kötü ruhlu ailenin bana ettikleri namussuzca işler, onur kırıcı işler de var ayrıca. Burada senin tarafsız kararını istiyorum. Bilirsin ki, onlar Kuran’ı Kerim’e bile acımamamış ve onun sayflarını çöpe atmışlardır. Benim mescidimi kirletmişlerdir.
İşte kavgalarının nedeni budur; postnişin kavgası.

BARZANİLER BİR ‘SEÇİLMİŞ’
Biz işin aslına gelelim…

Süreç Kuzey Irak’ta beyliklerin kaldırıldığı, yerini şeyhlerin aldığı bir süreçtir. Bu süreçte, Osmanlı Devleti Bektaşiliğe karşı Nakşibendiliği destekliyordu. Amaç; İran’ın Anadolu ve Irak topraklarında yaymaya çalıştığı Şiilik mezhebinin genişlemesini önlemekti. Bu amaçla Yeniçeri Ocağı’nın tarikatı olan Bektaşi tekkelerinin yönetimi de Halid-i Nakşibendi şeyhlerine devredilmişti. Böylece bu tarikat Sünni mezhebinin koruyuculuğu ve Şiiliğe karşı savunulmasını üstlenmiş, Osmanlı’nın verdiği destekle hem Irak hem de Anadolu’ya yayılmıştı . Üstelik bu şeyhlere Osmanlı Devleti tarafından vakıflar tahsis edilmiş, erzak, taamiye ve maaş bağlanmıştı.
Yani Nakşibendi şeyhlerinin bu bölgede güçlü olduğu bir dönemdi…

BARZANİ AŞİRETİ YOK, NAKŞİBENDİ BİR CEMAAT AİLESİ
Barzan şeyhleri başta Zibari olmak üzere diğer ağalara karşı sömürülen aşiretsiz köylülerin savunucusu olarak ortaya çıktılar. Büyük bir sömürülen köylü nüfusun barındığı bu feodal bölgenin, şeyhler için yerleşebilecekleri ve taraftarlarını kolayca harekete geçirebilecekleri bir bölge özelliği vardı. Orneğin Şeyh Ubeydullah Nehri -tıpkı Şeyh Mahmud Berzenci gibi- gücünü bir çok aşiret reisinin kendisiyle yaptığı ittifaktan almış olduğu halde, Barzan şeyhlerinin gücü aşirete değil, aşiret karşısında varlığını koruyamayan aşiretsiz köylülere dayanıyordu.

BARZANİ’NİN DEDESİ NAKŞİBENDİ HALİFESİ
Osmanlı’ya tetik çeken Abdusselam Barzani sıradan bir cami hocası değildi; Mevlana Halid-i Bağdadi’den icazet almış büyük bir Nakşibendi halifesiydi. Üstüne üstlük Seyit Abdulkadir’in dedesi Seyit Taha da Şeyh Halid’in Anadolu halifesiydi. Böylesi bir dini otoriteye, 1856 yılında kaldırılan emirliklerin başı boştaki aşiret güçlerİ ilave edildiğinde, Barzanilerin o bölgede nasıl bir güç olduğu görülebiliyor. Bu noktada, Şeyh 2’nci Abdusselam’ın hem sahada hem de kaybedecek bir şeyi olmayan köylülerin reisi olarak nasıl bir gücü temsil etmekte olduğu anlaşılabilir.

OSMANLI BEYLİKLERİKALDIRINCA ŞEYHLER OTORİTE OLDU
Hollandalı sosyolog Bruınessen Abdusselam’ın köyü Barzan’ı ve gücünü şöyle tanımlıyor; ‘Barzan, Şemdinli güneyi, Irak’ın kuzeyinde yer alan, Zibari aşiretinin topraklarına ve diğer aşiretlere sınır olan bir köydü. Burası kurumsallaşmak isteyen bir şeyh için ideal özellikler taşımaktaydı. Bölgede sıkça görülen aşiretler arası çatışmalarda bir şeyh kolayca arabuluculuk yapabilir ve bu sayede güçlenebilirdi. Bu nedenle Seyit Taha stratejik açıdan önemli bu köye halifelerinden biri olan Abdurrahman’ı göndermiş ve onun eliyle tüm bölgede güçlenmişti. Üstelik Barzan şeyhleri İstanbul’daki Seyit Abdulkadir’in ve Şemdinli’deki Şeyh Muhammed Sıddık Nehri’nin nüfuz sahası içindeydi’ .

Tüm bu yönleriyle Barzanilere bakıldığında, Şeyh Abdusselam’ın İstanbul’daki siyasi Kürtçü hareketinin sahadaki temsilcisi olarak neden öne atılmış olduğu da görülebiliyor: İsyan coğrafyasında bir Barzani; eski bey oğulları ve Talabani desteğinde bir Barzani; Halid-i Nakşibendi şeyhi bir Barzani…

Üstelik bu güç masada değil, sahadaydı. Bu süreçte, Bedirhanlar ve Seyit Abdulkadir İstanbul’daydı, devletle yakın ilişkileri vardı. Barzaniler ise aşiretsiz bir köylüydü ama bölgeye hakim bir güçtü ve sahadaydı. Üstelik Barzaniler yalnız değildi; Talabaniler yol arkadaşıydı. Bir de buna, Talabanilerin de bir Halidi Nakşibendi şeyhi olduğu ve bu şeyhliğin de Şemdinli/Nehri(Bağlar) köyündeki Seyit Taha’dan geldiği eklenirse, nasıl bir güç ile karşı karşıya bulunduğumuz görülebilir.

İSYAN SÜRECİYLE İSRAİL PLANI AT BAŞI GİDİYOR
Barzan coğrafyasını diğerlerinden ayıran bir başka özellik daha var; Barzan bölgesinin aynı zamanda eski bir Yahudi yerleşim yeri olduğunu biliyoruz. Haham Sallum Barzani’yi de tanıyoruz. Haham’la aynı süreçte, 1897’de,Thedeore Herzl İsviçre’nin Basel kentinde Siyonist Kongresi’ni toplamış ve ‘Yahudi Devleti’nin kurulacağını açıklamıştı. Ardından, İngilizlerin Ortadoğu’da bir Yahudi devletinin kuruluşuna imkan sağlayan 9 Kasım 1917 tarihli Balfour Deklarasyonu yayınlanmıştı.

Şimdi bu iki süreç yan yana getirildiğinde, İsrail’in kuruluş projesi ile Baban-Bedirhan, Abdulkadir’in siyasi ve Barzanilerin de silahlı Kürt siyaseti arasında bir bağ kurulabilir. Yani Barzaniler yine yalnız değildir, İsrail siyasetinin de ardında olduğu söylenebilir.Bu durumda ilk siyasi tetiği Barzanilerin çekmiş olduğu görülebiliyor ancak Barzanilerin Kürtçü oldukları için değil, özellikleri nedeniyle bir ‘seçilmiş’ oldukları da anlaşılabiliyor…

TÜRKİYE BARZANİLERİ TANIMIYOR
Ne gariptir ki Türkiye, siyasi tarihinde oldukça önemli bir yer etmiş olan bu Barzanileri tanımıyor, üstelik Barzani’yi yine Barzani kaleminden öğreniyor. Bu konuda yazılmış diğer kaynaklar -ne yazık ki- yine bu Barzani kitabına bağlanıyor. Yabancı araştırmacılar ise Barzanilere hak ettiği ölçüde eğilmemiş. Dolayısıyla ‘Türkiye Barzani’yi araştırmayan aksine Barzani’yi dinleyen’ bir hale düşürülmüş. Oysaki Osmanlı arşivlerine iyi bakılmalı ve orada yatan Barzani gerçeği açığa çıkarılmalıdır. Arşivlerde yok ise eğer, bunu Barzani’nin önemsiz olduğuna değil, Osmanlı’nın büyüklüğü içerisinde Barzani’nin gölgelenmiş olduğuna sayılmalı.

Sonuçta bu olay ya da isyan iki sonucu da beraberinde getirmiştir: Barzaniler bu silahlı siyasi hareketin lideri olarak öne çıkmış; siyasi Kürt hareketinde İngiltere ve Rusya bir şekilde yer almıştır.
Bunlar da bir İlk’tir; Kürt dosyasına İngiltere ve Rusya’nın doğrudan girişi açısından bir ilk, tetiği çekenin Barzaniler oluşu açısından da bir ilk.
Siyasi Türk tarihinde silahlı, örgütlü ve siyasi bir Kürt dosyasının sayfaları artık açılmaya başlamıştır…

Erdal Sarızeybek

Erdoğan Barzani'yi Tanıyor mu?..

Bakmadan Geçme!

KAPAT
İp Koptu: 'ALAYINA SUÇ DUYURUSU!..