Genelkurmay Başkanlığından TARİHE NOT!..

16 izlenme2019-07-20 01:10:12
Reklamlar
Tarih: 27 Eylül 2017…
Yer: Beştepe/ Ankara…

REFARANDUMDA BAŞKA DİYABAKIR'DA BAŞKA...

Erdoğan ‘2017-2018 Akademik Yılı Açılış Töreni’nde konuşuyor ve Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi Mesud Barzani’nin bağımsızlık referandumuna ilişkin olarak ‘İhtimal vermiyorduk, yanılmışız’ diyordu… Öfkeliydi, hiddetten yüzü kızarmış, bir yandan yumruğunu masaya vuruyor öte yanda işaret parmağını ileriye doğru uzatmış ‘senin canına okuyacağım’ dercesine sallıyordu. Ben ise açmış gözlerimi şaşkınlıkla izliyordum…… 
 
ERDOĞAN'DAN BARZANİ'YE: 'BİZ KARDEŞİZ MAHŞERE KADAR BERABERİZ'

Şaşkınlıkla diyorum, doğrudur, çünkü Usta’nın bu ‘ihanet’ çıkışıyla çok değil daha dört yıl öncesinde ‘Kürdistan lideri hoşgeldiniz’ deyip Barzani’yi kucaklayışı, ‘biriz beraberiz’ diyerek sarılışı gözlerimin önüne geldikçe gerçekten ‘ ya havle’ çekiyordum… Hatırlayınız Arınç’ın gözyaşlarını hatta Usta’nın çıktığı koltukla sahneye fırlayan Şivan Perver ile İbrahim Tatlıses’in attığı ‘Megri Megri’ çığlıklarını… hala kulaklarımız çınlıyor…  

BU SİYASET NEREYE YÜRÜYOR?

Ne askeri okullarda ne de meslekte siyaseti hiç düşünmedik biz ve yasalar çerçevesinde terör ve kaçağa yönelik mücadelemizi sürdürürken de siyaset hiç aklımızdan geçmedi bizim. Bir Fransız subayının konu açıldığında, ‘siyaseti bu alanda yetişmiş insanlar yapar’ dediği gibi siyaseti siyasetçilerimizin işi olarak, buna karşın adı ne olursa olsun suç ve suçlulukla mücadeleyi de bizim işimiz olarak gördük biz.

12 NİSAN 2007 TÜRK TARİHİNİN DÖNÜM NOKTASIDIR

Bu noktaya kadar yapmış olduğumuz açıklamalar terör ve kaçakçılıkla mücadele yöntemleri üzerine dayanmıştı. Ama ne zaman ki dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt ekranlara çıkıp da konuştu, konuşup da terör-siyaset ilişkisi üzerine tarihe not olacak değerlendirmelerde bulundu, işte o zaman akıl yönümüz terörün ardındaki iç ve dış siyasete doğru güçlü bir şekilde yöneldi.

TERÖRÜN ARKASINDAKİ SİYASET

Oysaki Türkiye’de güvenlik alnında en üst düzeyde eğitim ve öğretim almış, alanında en hassas görevlerde bulunmuş bir kişi olarak, yaptığımız mücadele ile siyaset arasındaki bağı da hiçbir zaman sorgulama konusu yapmamıştık ta ki 2007’e kadar, 12 Nisan 2007…

Hatırlayınız ilk size ulaşan sözlerimizi, Şemdinli’de Sınırı Aşmak, yıl 2005, kamuoyunu çarpan karakol baskınları, Mehmetçiğin kahramanca mücadelesi ve yine bu mücadele kapsamında bölgede yaşayan insanlarımızın hem devletine hem de askerine olan güveni ve desteği dile getirilmişti.

MEHMETÇİĞİN KAHRAMANLIĞINI GÖZ ARDI EDİYORLAR


Amacımız, bugün dahi korkaklıkla itham edilen, vatan haini ve casus olmakla suçlanan askerimizin söylenenlerin aksine vatan ve millet aşkıyla cefa ve feda ile görev yapmış olduğunu size anlatabilmekti. Bölgedeki yoksulluk ve işsizlik konularında ise, ‘keşke yapılsa’ şeklindeki dileklerimiz ifade edilerek yine siyasetin uzağında terör olaylarının analizi yapılmıştı. Kitabın önsözlerini Emin Çölaşan yazınca, yazıp da dönemin Hürriyet Gazetesi’nde sizlere duyurunca neler yaşamış olduğumuz sizlere kadar ulaşmıştı, mutluyduk.

BİZ HİÇ EMEKLİ OLAMADIK, VATAN İÇİN HER VAZİFEYE HAZIRIZ

Neden hep siyasetin uzağında durduğumuza gelince, en başta siyasetin bu alanda yetişmiş insanlarımızın işi olarak düşünüyorduk, bizlerin değil. Ayrıca yaşantımızın temelinde iç güvenlik alanında almış olduğumuz yüksek eğitim ve öğretim vardı, bilgi ve tecrübe vardı, ama bu gücün siyasi arenada nasıl bir yer bulabileceği konusunda bir fikir yoktu. Belki de devlet ile siyaset arasında tam bir uyum olduğu, dolayısıyla devlet adamlarının ihtiyaç olduğunda bizler gibi yetiştirmiş insanları arayıp bulacaklarını ve vazife verebilecekleri akılda yer etmiş temel düşüncelerimizdi.

SİYASET TÜRKİYE’Yİ YANLIŞ YOLA SÜRÜKLÜYOR

Çünkü 2007 yılına kadar, cumhuriyetimizin temel değerleri üzerinde inşa edilmiş olan devletimizin adamlarının devletten almış oldukları güçleri yine devlete karşı kullanabilecekleri ihtimal verilebilecek bir durum değildi. Ama bugünkü ülkemizin resmine baktığımızda, 2007 yılı sonrasında içine atılmış olduğumuz mücadelede ne denli isabetli bir karar alınmış ve uygun bir yol izlenmiş olduğu meydandadır.

BİZ DEVLET ADAMLARININ İHANET EDEBİLECEĞİNİ DÜŞÜNEMEDİK

Harbiye mezunu bir asker kendi devlet büyüklerinin kendi devleti, milleti ve cumhuriyetinin bekasını tehlikeye atabilecek kararlar alabileceğini düşünemez. Hiçbir asker başta Cumhurbaşkanı, TBMM Başkanı ve Başbakan olmak üzere devletin yüksek komuta heyetini teşkil eden makamların varlığımıza kasteden düşmanlarla işbirliğine gidebileceğini de düşünemez. Çünkü yetiştirilme sistemi böyle bir düşünceye asla yer vermez.

BİZ GAZİ PAŞA’NIN UYARILARINI UNUTTUK


Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün gençliğe vasiyetinde geçen ‘Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bir fiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şeraitten daha elim ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalalet ve hatta hıyanet içinde bulunabilirler’ özdeyişi her asker tarafından bilinmesine karşın günümüzde bugünkü duruma düşebileceğimiz hiç akla getirilmemiştir.

İLKER PAŞA BİLE İSYAN ETTİ: ‘ÇEKİN ARTIK ELLERİNİ ORDUMUZ ÜZERİNDEN ‘ DEDİ

Bu tespitimizin doğruluğunu dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ’un düşürülmüş olduğu durumun analizinde de açıkça görebilir. Ekranlara çıkıp siyasete hitaben söylemiş olduğu: ‘TSK'ya karşı medya üzerinden asimetrik bir psikolojik harekat yürütmeye son veriniz… Artık TSK üzerinden elinizi çekiniz’ şeklindeki ifadelerinin kendi devlet adamları eliyle yabancılarla işbirliği yapılarak Türk Ordusu’nun hedef alınacağını hiç akla getirmemiş bir düşüncenin haykırışı olduğu açıktır. Ama artık hepimiz akla getirmekteyiz, gaflet, dalalet ve hıyanetin her ortamda yeşerebileceğini ve her makamda barınabileceğini…


KANUYKUSU TARİHİ BİR BELGESELDİR,UNUTULMAMALIDIR


Belki dikkat etmişsinizdir, Serdar Akinan’ın yaptığı Kan Uykusu televizyon programında sözlerimiz sizlerin yüreklerinde geniş yankı buldu ve artık ülkemizde kaçak-terör ilişkileri açıkça tartışmaya açıldı. Bizi de oldukça etkilemişti bu olay, sözlerimiz hala aklımızda yankılamaktadır;
”Doğu ve güneydoğuda terörün artık bir otorite olduğu herkes bilir ama kimse söylemez. Hudutlarımızdan kaçakçılık yapıldığı, bu kaçağın terörü beslediği, terörün bu kaçak noktalarına sözde gümrük noktaları açarak haraç aldığını herkes bilir ama kimse söylemez…”

BİZ DEVLETİMİZİ YÖNETENLERE GÜVENMİŞTİK



Biz görevli olduğumuz yıllarda devletimize ve devletimizi yöneten hükümetlere hep güvendik. Biz dağlarda ölüm pahasına görev yaparken, birlikte görev yaptığımız silah arkadaşlarımız birer birer şehit düşerken de devletimizi yönetenlerden hiç kuşku duymadık. Biz bu mücadelenin birlikte ve herkesin de kendi alanında yürüttüğünü düşünmüşüzdür.

BİZ ‘ÜÇBEŞÇAPULCU’ DİYEN ÖZAL’A DA İNANMIŞTIK AMA…

7 Eylül 1992’de, dönemin Cumhurbaşkanı 19 şehit verdiğimiz Alan karakoluna geldiğinde ve bizden terör ve kaçakla ilgili brifing aldığında dahi Özal siyasetinin bizi ateşe atmış olabileceğini hiç aklımıza getirmemiştik. Çekiç Gücü getiren Özal, ABD ile tam müttefik olan Özal, Barzani’ye “yeğenim” diyen Özal ve bizi şehit edenlerin geldiği yer de Barzani ve Çekiç Güç olsa bile…

BİZ DEVLET TERBİYESİYLE BÜYÜDÜK

Belki de bu bizim devlet terbiyesi altında yetiştirilmiş olmamızdan doğan bir değerdir. Devlet, devletin Başı Cumhurbaşkanı; devlet, devletin icra gücünün başı Başbakan; devlet, milli iradenin tecelli ettiği yer, TBMM; devlet… Bunlar bizim kutsal değerlerimizdir ve bizim yetiştiğimiz dönemde ve bizim kişiliğimizde, bu değerlerin aslında layık olmayan kişiler tarafından kullanılmış olduğu düşünebilmek dahi akla ziyan bir işti ama yaşananlar istisnaların hep olabileceğini gösterdi bize.

12 NİSAN GENELKURMAY AÇIKLAMASI HER ŞEYİ DEĞİŞTİRDİ

Ama 12 Nisan’da, 2007 yılının 12 Nisanı’nda bir Genelkurmay Başkanı ekranlara çıkarak, yazılı basın açıklaması değil, bizzat ekranlara çıkarak Türk Milleti’ne 1991’de izlenen siyasetin Türk Milleti devletinin varlığı ve bekasına ağır zararlara yol açmış olduğunu söylerse, işte o zaman işler de düşünceler de değişir. Bizim de o zaman açıklanan bu zararın nedenlerini sorgulamaya hakkımız doğar, çünkü devlet bizimdir, millet bizimdir, buna zarar vermeye kalkışan kim olursa olsun, bizden değildir.

HER ŞEY ÖZAL’LA BAŞLADI

Dolayısıyla Türk milleti olarak biz 1991’de neler oldu, siyaset neler yaptı ve bu siyaset bizi nerelere götürdü, araştırmasını yapmak ve Özal siyasetini her yönüyle sorgulamak durumundayız, bu bizim doğal hak ve talebimizdir. İşte biz bu düşünceler temelinde siyasete doğru bir adım atarak başımıza taç ettiğimiz devlet adamlarının eylem ve söylemlerini sorgulamaya başladık, bunu yapmaya da 91 Körfez Savaşı’nın mimarı Özal’la başladık.

Genelkurmay’ın ünlü 12 Nisan basın açıklamasında şu ifadeler kullanılmıştı;
“bu savaşta ABD’ye verilen destek, bize silahlı ve siyasi PKK, Irak’ta özerk bir Kürt devleti olarak geri dönmüştür ve Türk devleti ve milleti bundan ağır zararlar görmüştür”.

MEDYA BU TARİHİ UYARIYI GÖRMEZDEN GELDİ

Sonuçları açısından oldukça ağır bir suçlama içeren böylesi bir açıklama karşısında kimsenin sessiz kalmaması gerekirdi ama kaldılar, özellikle de siyaset yapanlar. Medya ve kamuoyu aynı açıklamada geçen ‘özde sözde cumhurbaşkanı’ deyişine takılıp kaldı ama Irak’ta Türkiye aleyhine yaşanan bu gelişmelerden dolayı kimse kamuoyunu harekete geçirmedi.

GÖZ GÖRE GÖRE BİZİ ŞEHİT ETTİLER


Genelkurmay ‘Irak’a harekat kaçınılmazdır’ dedi ama baştaki AKP hükümeti işi sulandırarak ‘siz önce içeri bakın, sonra dışarıya gidersiniz’ diyerek olayın vahametini örtbas etti. 12 Nisan olayının vermiş olduğu mesaj devlet ciddiyetiyle ele alınmış olsaydı eğer, bu sorumsuzluk yüzünden 2003-2013 yılları arasında 1071 şehit vermiş olmayacaktık…

Erdal Sarızeybek

Kaynak: Türk Ordusu Nereye/ Destek Yayınları

Önerilen Videolar

Bunlar da İlginizi Çekebilir

Özal da 'Bir koyup üç alacağız' demişti... PEKİ N'OLDU? 'ERBAKAN ANKARA'YA GÜLLE GİBİ DÜŞTÜ' 'Meclis'te İYİ PARTİ'ye AĞIR İTHAM' İş Değişti: 'DARBE BİLDİRİSİNİ BAKIN KİM DUYURMUŞ?

Bakmadan Geçme!

KAPAT
'KOCATEPE'DE NE OLDU'