Cumhuriyet
2018-11-16 02:46:23 ( 219 izlenme )

'TARİHTE İHSAN NURİ VAKASI'

Bilinen Şeyh Said isyanını Teğmen Mustafa ve Teğmen Hasan Hüsnü’nün 13 Şubat 1925 günü Şeyh Abdurrahim’in köyünü sarması, evin sarıldığını gören Şeyh Sait ve Şeyh Abdurrrahim’in askerlerin üzerine ateş açmasıyla başlatır ve de 15 Nisan’da Şeyh Said’in ele geçirilmesiyle bitirir isek, bu isyan 13 Şubat’ta başlamış, 15 Nisan’da bastırılmıştır. 

Ancak bundan önce çıkarılmış bir isyan daha vardı ve zaten Şeyh Said isyanını tetikleyen de bu isyan olmuştu.

Neydi bu isyan?

1925 Şeyh Said isyanından önce Cumhuriyete karşı iki isyan daha çıkarılmıştır. İlki 1924 Nesturi isyanıdır, Hakkari yöresinde tertiplenmiş ancak isyan bastırılmıştır.

İkincisi İhsan Nuri isyanıdır, 3/4 Eylül 1924’te Van-Bitlis yöresinde çıkarılmıştır.
Bu isyana dikkatimizi çeken Uğur Mumcu’dur. Mumcu, Nesturi isyanı(1924) sırasında İhsan Nuri’nin firarını bildiriyor ve her iki olay arasındaki ilişkiye şöyle dikkatimizi çekiyor;

‘ELEBAŞI İHSAN NURİ’


‘16 Eylül 1924 günü, Trabzon’da bir yurt gezisinde bulunan Gazi Paşa’ya, Başbakan İsmet İnönü’den gizli bir yazı geldi. Konu, Nasturi ayaklanmasıydı. Nasturi ayaklanmasını bastırmak için görevlendirilen alaydan subay(İhsan Nuri) ve erlerin kaçmaları Ankara’yı kuşkulandırmıştı. Bitlis milletvekili Yusuf Ziya ve kardeşi teğmen Ali Rıza arasında ele geçen şifreli telgraflar kuşkuları büsbütün artırmıştı…’

Gerçekten de İhsan Nuri, Ali Rıza ve beraberlerindeki erlerle, 3/4 Eylül 1924’te firar etmiş ve Van-Bitlis-Siirt bölgesinde bir ayaklanma başlatmıştı.

MUSTAFA KEMAL ATATÜRK DURUMU TAKİP EDİYOR

Şeyh Sait isyanını planlayanların ve tertipleyenlerin asıl isyan öncesi böyle bir ayaklanmaya geçtikleri, İsmet Paşa’nın Gazi Paşa’ya gönderdiği şu gizli yazıdan anlaşılıyor;

‘İSYANIN ARKASINDA İNGİLİZLER VAR’

‘Beytüşşebap Grubu’na dahil olan Ziya’nın kardeşi Rıza’nın yanında bulunduğu 18’nci Alay’dan dört subay ve 400 er de Eylül’ün 3/4 gecesi firar etmişlerdir. Telgraf muhaberatı ve Yusuf Ziya’nın olay önce firar edeceğinden söz edişi, kıtalarının firari ile içerde Van, Bitlis, Siirt yörelerinde ayaklanma düzenlenmiş olduğunu ve bu ayaklanma sırasında bizzat Erzurum’da bulunarak ya bizzat düzenlemiş olduğunu gizlemek veya Erzurum yöresinde bir yolda dayanak ve katılım sağlamak istendiğini düşündürmüştür. Kaçak subaylardan birinin(İhsan Nuri) Zaho’da İngilizlere katılmış olması, ayaklanmanın İngilizlerce düzenlendiği olasılığını akla getirmektedir.(1)’

Uğur Mumcu siyasi Kürt hareketi ile isyanlar arasındaki odak noktasının Nakşibendi Tarikatı olduğu gerçeğine şöyle ulaşıyor;

‘AYAKLANMANIN ODAK NOKTASI NAKŞİBENDİ ŞEYHLER’

Kürt miralayı Cibranlı Halit bey, Varto, Bulanık, Malazgirt, Hınıs, Karlıova, Solhan ve Çapakçur yörelerindeki muhtarlardan aldığı mühürlü başvuru dilekçesini Kürt Teali Cemiyeti’ne gönderdi. Bu dilekçeler, Cemiyet aracılığıyla Kürt Nemrut Paşa ve Paris’teki Kürt Şerif Paşa’ya ulaştırıldı. Cumhuriyet’in ilanı, arkasından halifeliğin kaldırılması, Kürt aşiretleri arasında tepkiyle karşılanmıştı. 

1924 yılı yazında Erzurum’da bir araya gelen Şeyh Said, Cibranlı Halid ve Muşlu Musa bey kararlarını vermişlerdi. Bu dinsiz düzene boyun eğmeyecekler, karşı koyacaklar, direnecekler ve yakalanmayacaklardı. Ayaklanmanın odak noktası Nakşibendi tarikatıydı. Hem şeyh Said hem Seyit Abdulkadir aynı Nakşibendi kolundan geliyorlardı. Her ikisinin dedesi de Mevlana Halid’in öğrencileriydi(2).

Uğur Mumcu, öte yanda, bu isyanı hem Halid-i Nakşi şeyhlerine bağlamış, hem de isyanı tertipleyen ve yönlendiren yönetici kadrolarla Seyit Abdulkadir ve ardındaki siyasi Kürtçü örgütlerin ilişkilerini de açığa çıkarmıştı.

İSYANCILAR İNGİLİZ DESTEĞİNDE

Gerçekten de bu ayaklanma ile Nesturi ayaklanması aynı süreçte çıkarılmış olduğundan, birbirini destekliyordu. Nitekim Nesturi isyanı sırasında Irak/Zaho’daki İngiliz birliklerine katılan İhsan Nuri, Barzanilerle birleşerek Şemdinli/Bembo’daki Yüzbaşı Hilmi Bey’in jandarma karakoluna saldırmıştı. Hepsi aynı sürecin ayrılmaz bir parçasıydı. Bu isyanda Seyit Abdulkadir’in başı çektiği siyasi hareket Patrik Ağa Petros’un Nesturilerini doğrudan desteklemişti üstelik Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı…

HOLLANLI VAN BRUINESSEN’E ŞÜPHEYLE YAKLAŞMALI

Hal ve gerçek bu iken, Siyasi Kürt hareketini ‘ağa, şeyh, devlet’ ekseninde inceleyen önemli yabancı araştırmacılardan Van Bruınessen’e göre, 1925 Şeyh Said isyanı öncesinde Azadi gizli örgütü üyesi Yusuf Ziya tarafından 3/4 Eylül 1924’te başlatılan bu ayaklanma bir yanlış anlaşılma sonucu olarak ortaya çıkmıştı, şöyle ki;
‘Yusuf Ziya’nın ayaklamayı başlatan gizli şifreleri, isyancılar tarafından yanlış okunmuş, yanlış anlaşılmış, bu nedenle isyana kalkışılmıştı’.

Bu tezi kabul edebilmek mümkün değil. En başta Uğur Mumcu’nun yukarıda ortaya koymuş olduğu belgeler, Van Bruınessen’in bu tezini çürütüyor. Dolayısıyla bu işin perde arkasındaki İngilizlere ve Nesturilere iyi bakılmalıdır. Aynı zamanda bu yabancı araştırmacıların ne yapmaya çalıştığı da düşünülmelidir…

BRUINESSEN NAKŞİ ŞEYHLERİN ROLÜNÜ GİZLİYOR

İlginçtir ki aynı Van Bruınessen, Azadi örgütü ve 3/4 Eylül ayaklanmasını bildiği halde nedense Seyit Abdulkadir’e ulaşamamıştı. Bu örgütü, öncesinde kurulmuş siyasi Kürtçü örgütlerden ve öncesinde yaşanmış isyanlardan bağımsız, tek başına milliyetçi karakterde bir örgüt olarak düşünmüş ve Azadi’yi şöyle anlatmış:

‘ATEŞLİ MİLLİYETÇİ NAKŞİ ŞEYHİ SAİD’

‘Türkiye sınırları içinde 1923’te yeni bir gizli örgüt kuruldu…
1924’te Azadi’nin ilk kongresi yapıldı. Katılanlar arasında ateşli bir milliyetçi Nakşibendi şeyhi ve Halid Bey’in dünürü olan Şeyh Said de bulunuyordu ve kongreye Diyarbakır’ın kuzeydoğusunda Zazaca konuşan aşiretler arasındaki etkinliği, nedeniyle davet edilmişti. Kongrede bulunan milis(Hamidiye) kuvvetlerinin komutanları daha çekingen davranıyorlardı; ancak Şeyh, Ankara hükümetinin Kürt politikasının giderek daha tehditkar bir hale geldiğini belirterek onları Kürdistan’ın bağımsızlığı için savaşmaya ilan etti. 

Kongrede iki önemli karar alındı:’Kürdistan’da genel bir ayaklanma olacak ve ardından bağımsızlık ilan edilecek, ayaklanma Mayıs 1925’te yapılacak; Destek, Suriye’deki Fransızlar, Irak’taki İngilizler ve Ruslardan sağlanacaktı.’(3)

BRUINESSEN’İN TEZLERİ DAYANIKSIZ

Bu noktada da Van Bruınessen’e katılamıyoruz çünkü bu tezde Şeyh Said tek başına ve bağımsız bir milliyetçi lider olarak ele alınmış, baştan beri izlerini sürdüğümüz siyasi Kürtçülük sürecini tamamlayamamış, dolayısıyla ileri sürdüğü tezleri de dayanıksız kalmıştır.

Oysaki Şeyh Said’in bir siyasi Kürtçü geçmişi yoktur. Ünlü bir Halid-i Nakşibendi şeyhiydi ancak siyasi bir karakteri bu ana kadar hiç görülmemişti. Seyit Abdulkadir’in geçmişteki faaliyetleri ve Azadi’nin de bir üyesi olduğu dikkate alındığında, Şeyh Said’i bu siyasi kimliğe sürükleyeninin ondan başkasının olamayacağını düşündürüyor.

Öte yanda Van Bruınessen’in Kürt hareketinin siyasi cephesini araştırmak için yola çıkmamış olduğu halde, her nedense kitabının son sayfalarını siyasi Kürtçü harekete ayırmış olması da üzerinde durulması gereken bir başka konu.

Bruınessen bu hareketin özünü ve geçmişini yeterince bilmediği halde, sosyolog olarak yapmış olduğu analiz ve değerlendirmeler, siyasi Kürt hareketine haklılık verici saptamalar kuşkuyla karşılanmalı. Üstelik böylesi önemli bir araştırmacının uzmanı olmadığı halde bu işe soyunmuş olması da şaşırtıcı. Hiç inceleme konusu yapmadığı halde, siyasi Kürtçülükle ilgili görüş bildirmiş olması da anlaşılmaktan uzak…

SONUÇ

Bu noktada açıktır ki bu isyanın işbirlikçileri Bedirhanlar ve Seyit Abdulkadir’dir.
Yakında karşılaşacağımız 1927 Ermeni Taşnaksutyun ittifakında Celadet Bedirhan ve Şeyh Sait isyanında yer alan Bozan(Berazi, Barazin) aşireti reisi Şahin Bey’in ortaya çıkacak varlıkları da bu tespitlerimizin doğruluğunu kanıtlayacaktır. Bu kişiliklere, 1930 Ağrı isyanında İhsan Nuri de eklenecektir.

Şimdi hepimizin asıl sorması gereken soru şudur; Peygamber sülalesinden geldiği iddia eden bir seyit, Seyit Abdulkadir, Müslümanlık içinde kendine önemli bir mevki bulmuş ve halkın güvenini kazanmış olan bir şeyh, Şeyh Said, neden devlete başkaldırır?

Neden Müslüman olduğu halde Hıristiyanlarla işbirliği yapar ve kutsal dinimizi siyasi ve şahsi çıkarlarına alet eder ve masum halkın ölümüne yol açar?

Erdal Sarızeybek

Yararlanılan kaynaklar:

1. Uğur Mumcu, ‘Kürt İslam Ayaklanması’, s. 47.
2. Age, s. 42.
3. Martin Van Bruınessen, ‘Ağa, Şeyh, Devlet’, s. 411, İletişim Yayınları, 2013.

Başvuru kitabı: Büyük Suikast/ Destek yayınları

Önerilen Videolar

Bunlar da İlginizi Çekebilir

Cumhuriyet'ten bir yıl sonra... 'NASTURİ İSYANI' Yıl 1938... 'TUNCELİ'DE NE OLDU' 'CUMHURİYET'İN ÇÖZÜM REÇETESİ' 'Şey Said isyanında BİLİNMEYENLER'

Bakmadan Geçme!

KAPAT
Erdoğan 'DİNİ BÜTÜN MOLLA MUSTAFA' dedi... 'DAĞLICA ŞOKTA'