IRAK’TA TERÖR ŞEKİL DEĞİŞTİRİYOR

Ocak 1944’te, Irak hükümeti Molla Mustafa’yı resmen muhatap almak ve taleplerini dinlemek durumuyla karşı karşıya kaldı. Irak’ın artık karşısında hemen geçiştirilecek bir eşkıya sorunu değil, geçmişten gelen bir siyasi hareket ve onun tecrübesiyle yola çıkmış bir silahlı lider vardı; Refik Hilmi’nin siyasi desteğindeki Molla Mustafa…

Molla Mustafa artık ’Duhok’un vilayet olmasını, bütün Kürt bölgelerinin Musul’a bağlanmasını, Eğitim Bakanlığına bir Kürt genel müdür atanmasını ve bölgeye tarım ve sosyal alanlarda yatırımların arttırılmasını’, istiyordu.

Bir zamanlar Osmanlı’nın Şeyh 2’nci Abdusselam’la karşı karşıya kaldığı durum, şimdi Irak Hükümeti’nin başına gelmişti. Ama bu kez olaylar telgrafla değil, silahlı eylemlerle başlatılmış ve sınırları net olarak çizilmiş siyasi talepler ortaya çıkmıştı;

'DEVLET İÇİNDE DEVLET'

‘Rüşvet almak ve halka kötü muamelede bulunmakla ün yapmış memurların görevden alınması; Kerkük-Erbil-Süleymaniye vilayetlerini ve Musul’un Duhok, Akre, Şeyhan, Sincar, Zaho, Amidiye ve Diyala vilayeti sınırları içerisindeki Hanıkin ve Mendeli kazalarını kapsayan Kürdistan eyaletinin kurulması;

Kürtçenin resmi dil olarak kabul edilmesi; her devlet bakanına bir Kürt bakan yardımcısının tayin edilmesi; Kürdistan eyaletinden sorumlu bakanlığa bir Kürt bakanın tayin edilmesi; Zarar görenlere tazminat verilmesi; okulların ve hastanelerin yapılması, yolların açılması, bölgenin imar edilmesi; askeri, mali ve dışişleri ile ilgili görevlerin merkezi devletin uhdesinde kalması.’

1943’te her ne olduysa olmuştu; bu Molla Mustafa İngiliz ve Rus işgalindeki İran’a geçip silahlanmış, Irak devlet otoritesine silahlı başkaldırmış, neredeyse dört ayda böylesi ayrılıkçı siyasi taleplerle bulunabilmek gücünü her nasılsa elde etmişti. Elbet bunun altında bir iş vardı ve gizli kalmayacaktır… Sonuçta, terör siyasi zemine çekilmiştir artık…

ÖNCE ATEŞKES TIPKI ÖZAL’IN 93’TE YAPTIĞI GİBİ

Terör eylemlerini durdurma çabası içinde olan Başbakan Nuri Said, yeni hükümeti kurmakla da meşguldü. Bir türlü önlenemeyen terörü bitirmek için Molla Mustafa ile anlaşma masasına oturmak bir çıkış yolu olabilirdi. Önce ateşkese gidildi…

Barzan bölgesinde polis karakolları açılmış; okul ve hastane inşaatlarına başlanmış; Süleymaniye Valiliğine bir Kürt olan General Baha ed-Din Nuri atanmış; Kürt İşleri Bakanlığı kurulmuş ve karşılıklı görüşmeler de devam ediyordu.

Ardından Hevi örgütünün siyasi talepleri dikkate alınarak sürgünde olan Şeyh Ahmed ve diğerlerinin Barzan’a dönmelerine izin verildi. Amidiye, Mergesor Revanduz ve Akre’ye yeni memurlar gönderildi.

Hükümetin bu şekilde bulduğu çözüm süreci umut vericiydi; Amaç, başlatılan bu çözüm sürecinde demokratik reform paketleri açılarak bu silahlı eylemleri durdurmak ve kalıcı bir barış ortamına geçebilmekti. Bu amaçla örgütle masaya oturulmuş, karşılıklı görüşler alınmış ve bir seri açılımla yola çıkılmıştı. Oysaki Irak Hükümeti kiminle mücadele ettiğinin farkında değildi…

BUNLAR ÜÇ BEŞ ÇAPULCU DEĞİLDİ

Hükümetin sahip olduğu güçler bilinen ordu ve polis birlikleriydi ama Molla Mustafa’nın sahip olduğu güçler çok farklıydı… Her şeyden önce ardında, bu silahlı hareketi yönlendiren ve siyasi bir kimlik kazandırmaya çabalayan bir örgüt vardı; Hevi yani eylemler bir örgüt eliyle yönetiliyordu. Üstelik bu örgüt gücünü 1908’te başlatılmış olan siyasi Kürtçülüğün teşkilat yapısından, uluslararası ilişkileri, Nakşibendi şeyhleri ve Sevr’de yarım kalmış bir dış hesaptan alıyordu.

Hevi’nin başında siyasi Kürt hareketinin 1918’teki çıkışından 1943’e kadar olan sürecini çok iyi bilen bir örgüt lideri vardı; Refik Hilmi yani örgütün lideri tecrübeliydi.

Örgüt militanı konumunda olan peşmergeler de düzenli birliklere göre çok daha büyük bir hareket serbestisine sahip dağ adamlarıydı, araziyi ve silah kullanmayı iyi biliyorlardı. Ve bir de Şeyh Abdusselam’la başlamış olan Rus ilişkileri vardı ve Ruslar uzakta değildi, hemen yanı başlarında İran’daydı. Ve bu Rusların da Birinci Dünya Harbi’nden yarım kalmış önemli bir hesabı vardı…

ÜÇ BEŞ ÇAPULCU DEĞİL KÜRESEL ÖRGÜT

Molla Mustafa’ya Kürtçülük’te önde bir rol veren Hevi’ydi… Sıraç Bilgin, Hevi örgütüne şöyle dikkat çekiyor:

‘İhtilal Hevi Partisi’ne çok yaramıştı. Kısa sürede Bağdat dahil tüm önemli şehir ve kasabalarda örgütlenebildiler. Öte yandan ihtilalin sesi olmaya da özen gösteriyorlardı. Irak çevresi içinde otonomi talep eden bildirileri kaleme alan Hevi yöneticileri, bunları hükümet yetkililerine ve müttefik kuvvetlerin komutanlığına veriyorlardı. İstemlerden biri ‘Kürt İşleri Bakanlığı’ idi. Bu istemlerine ABD Elçiliği aracılık etmiş ve kurdurmuştu. Bakan olarak Mahmud Berzenci’nin yönettiği ayaklanmaya katılmış olan Macit Mustafa tayin edilmişti(1).


Durum hızla ihtilalcilerin lehine gelişmeye başlayınca Irak ordusundaki birçok Kürt kökenli subay firar ederek onlara katıldı. Yılın sonuna doğru ihtilalcilerin silahlı gücü Irak ordusunu yenebilecek düzeye ulaşmıştı(2)’.

HÜKÜMETİ İSTİFAYA ZORLADILAR

1944 Haziran’ında Nuri Said Hükümeti istifa etti; Hamdi Paçacı hükümeti kuruldu.
Adalet Bakanı Ahmet Muhtar Baban’dı; İstanbul’da ilk siyasi Kürt örgütlerini kuran ve Süleymaniyeli olan Baban hanedanından. Ancak yeni kurulan hükümet bu demokratik açılımları hiç de hoş karşılamadı. Hükümete göre bir devlet eşkıya ile pazarlık yapmazdı; önce Kürt İşleri Bakanı, ardından Süleymaniye Valisi görevlerinden alındı ve Kuzey Irak’ta yeni askeri garnizonlar kurulmaya başlandı.

Molla Mustafa da her geçen gün artan silahlı eylemlerle buna bir karşılık veriyordu; karakol baskınlarıyla birlikte asker, polis ve masum halka karşı şiddet eylemleri hiç hız kesmedi. Halk ise şaşkın ve acılıydı; çözüm paketleri bir sonuç vermiyor, ülke şehit haberlerinden geçilmiyordu…

BUGÜN PKK NEYSE O GÜN BARZANİ OYDU

1945 yılı Molla Mustafa’nın yılı oldu; ülke çapında örgütlendi. Başta Surçi ve Zibari olmak üzere bölgedeki tüm aşiretleri ziyaret etti, çoğunun desteğini de aldı. Böylece liderliğini ilan etmiş olan Barzani Kürt hareketine ivme kazandırmıştı ama hala bir siyasi partisi yoktu; Irak Hükümeti’ne karşı ortaya konulan direniş, siyasi stratejik bir merkez olan Hevi örgütü eliyle yürütülüyordu.

Nihayetinde Barzani ve arkadaşları bir parti kurmaya karar verdiler; 12 Şubat 1945’te, ‘Azadi’ adıyla ilk siyasi partilerini kurdular.Molla Mustafa’nın amacı açıktı; özerk Kürdistan!
Parti programı bu ana düşünce etrafında şöyle yazılmıştı;

‘Barzan bölgesinde aşiretlerin işbirliğini sağlamak, sonradan bunu Irak’taki tüm Kürt aşiretlerine yaymak; Irak Kürdistan’ını politik ve barışçıl yollarla kurtarmak; dış güçlerin temsilciliklerine dilekçeler göndermek; propaganda yapmak; Irak Hükümeti’nin gerici ve maceracı politikası ile mücadele etmek; diğer özgürlükçü organizasyonları ile kontak kurmak; silahlı güçler oluşturmak(3).’

Azadi’nin bu programı, 1943’te ilan edilen taleplere göre oldukça ileri seviyede olduğu, siyasi Kürt hareketini de net bir ayrılık çizgisine taşıdığı görülüyor. Ve tüm bunlar da bir buçuk yılda yapılmıştı. Mola Mustafa’ya sorsanız, Irak’ın toprak bütünlüğünden yanaydı, sadece ‘demokratik haklar’ istiyordu ama bu yöndeki istekleri hiç bitmeyecekti…

TERÖRE SİYASİ ÇÖZÜM BULUNAMIYOR

8 Ağustos 1945’te, Paçacı Hükümeti Barzani’ye karşı harekete geçmeye karar verdi.
Teröre son vermek için kapsamlı bir askeri harekat başlatıldı; Hava Kuvvetlerine ait uçaklar örgüt kamplarına bomba yağdırıyor, karadan harekete geçen birlikler büyük çaplı operasyonlar düzenliyordu. Medyada yer alan haberlere göre, örgüt artık bitecekti…

Ama öyle olmadı, Mesud Barzani’ye göre bu harekat da sonuçsuz kalmış, Irak hükümeti tam bir yenilgiye uğratılmıştı;

“Peşmergeler saldırıya şiddetle karşı koydu. Aynı günün akşamına kadar şiddetli bir savaş meydana geldi, düşman geride yüzlerce ceset bırakarak Ali Bey Boğazı’na çekilmek zorunda kaldı(4)”.

BARZANİ KENDİNE TARİHİ HİKAYE YAZIYOR

Yine de Irak Hükümeti kararlıydı.
Takviye alarak Revanduz hattına ikinci bir harekat başlattı; askeri birlikler Barzani güçleriyle Meydana Morik’te karşı karşıya geldiler.Burada tarihi bir savaş(!) yaşanıyordu. İşte Mesud Barzani’nin kaleme aldığı o tarihi savaş;

‘Savaş öylesine kızıştı ki, her iki taraf da zaman zaman kılıç da kullanıyordu.Savaş düşman için tam bir felaketle sonuçlandı. Ordu saflarında karışıklıklar başladı, artık askerler arasında birlik ve düzen sağlanamaz olmuştu. Birlikler peşpeşe düşüyordu. Bozguna uğramış ordu saflarında kelimenin tam anlamıyla anarşi hakimdi. Her birlik kendi başına çekilmeye başlamıştı.

Emirlere uyan kimse yoktu. Peşmergeler Meydana Morik’te topçu bataryasını ele geçirdiler. Birçok ağır silah tahrip edildi. Yüzlerce tüfeğe ve ağır makineli tüfeğe el konuldu. Önemli miktarda askeri mühümmat ele geçirilmiş seksen asker esir alınmıştı. Düşman kayıpları 480 kişi olup cesetleri savaş meydanında bırakmışlardı. Peşmergeler ise beş şehit vermişti(5).”

BARZANİ AŞİRET DEĞİL Kİ KÜRT LİDERİ OLABİLSİN

O yıllar düşünülüğünde, adı hiç duyulmamış bir Molla’nın etrafındaki üç yüz beş yüz silahlı adamla hem Irak ordusuna hem de İngilizlere diz çöktürmüş olduğunu aklın kabul etmesi çok zor. Mesud Barzani’nin bu anlatım şekli zaten gerçek bir olayı değil, daha ziyade bir hikayeyi anlatır gibi olduğu da açık. Burada mesele Barzanilere ayrılıkçı Kürt hareketinde ‘siyasi bir lider kılığı’ giydirme meselesidir. Ama ne yazık ki buna inananlar da var…

1943 olaylarını ihtilal olarak niteleyen Sıraç Bilgin’e göre, bu da bir başka ihtilaldir;

‘7 Ağustos 1945’te Irak ordusu Revanduz’dan saldırıya geçti. Barzani-Revanduz bölgesinde sıkıyönetim ilan edilmişti. RAF, Irak hava kuvvetleri ve topçu birlikleri bölgeyi bomba yağmuruna tutarken, piyadeler araziyi işgal etmeye çalışıyorlardı. Bu çatışmalarda Irak ağır kayıplara uğramaktaydı. Dallet çarpışmasında dört ırak taburu imha edilmekten güçlükle kurtuldu.

Bölgedeki tek taşıt yolu Revanduz-Mergesor-Barzan yolunun Revanduz-Mergesor kesimini ele geçiren ihtilalciler, Bir Kebir, Mergesor, Bileh karakol ve kışlalarını zapt ettiler. İhtilal geniş bir alana sıçramış ve Kürt güçleri bu alanı kontrollerinde tutuyorlardı. Bu sırada artık ovalarda da ilerlemeye başlayan ihtilalciler tırmanıştaydılar. Bağdat hakimleri 9 uçak, 8 radyo vericisi, 8 top, 400 obüs, 2.000 tüfek, 100.000 fişek kaybetmiş ve çok yıpranmışlardı(6).’

Irak 'ÇÖZÜM SÜRECİ' dedi... 'BAKIN BAŞINA NE GELDİ'

Bakmadan Geçme!

KAPAT
'HALİDİ NAKŞİ TARİKATI ANADOLU'YA NASIL YAYILDI'