Tarih: 3 Kasım 2017.

Manisa Atatürk Spor Salonu’nda gerçekleştirilen AK Parti İl Danışma Meclisi Toplantısı’nda konuşan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, ‘CHP’nin pensilvanya partisine dönüştüğünü söyledi. Erdoğan;

CHP FETÖ ŞARLATANINA ŞİRİN GÖZÜKMEK İSTİYOR’

“Atatürk partisi iddiasındaki CHP, bugün Pensilvanya’nın partisi haline dönüşmüştür. Bir dönem iktidarın gelmeye yolu vesayet odaklarına emir eri olma, şimdi de Pensilvanya’daki şarlatanın kapıkulunu yapmak zannediyor. Sırf okyanus ötesindeki efendilerine şirin gözükmek için 15 Temmuz’u direnişi dahi sulandırmaktan çekinmiyorlar”dedi( Hürriyet, 3 Kasım 2017).

Tarih: 8 Haziran 2018…

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, katıldığı televizyon programında Gülen yapılanmasıyla ilgili "FETÖ'nün bizim zamanımızda büyüdüğü iddiasını reddetmem, ihanet şebekesiymiş" dedi. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın, 'Fethullahçı Terör Örgütü (FETÖ)' ile mücadeleye ilişkin sözleri de şöyle:

"FETÖ'nün bizim zamanımızda büyüdüğü iddiasını ben reddetmem. Bunlar büyük bir ihanet şebekesi içerisindeymiş. Aldatıldık… Biz bunun üzerine ısrarla da gittik. Birçok STK'lar da masaya yatırıldı. 2010'dan sonra da ayıklama süreci başladı.(Kaynak: BBC Türkçe, 8 Haziran 2018).

FETULLAH GÜLEN VAKASI NEDİR

Haziran 1999 ayı itibariyle Ankara DGM Savcısı Nuh Mete Yüksel, Fettullah Gülen hakkında “Şeriat devleti kurmak amacıyla yasadışı örgüt oluşturmak" iddiasıyla soruşturma başlattı. Aynı tarihlerde Gülen –ABDGULLİ- sağlık gerekçesiyle o ülkeye kaçtı. Zaten bir daha da geri dönmedi.

SORUŞTURMAYI YAPAN SAVCIYA KUMPAS

Hakkında başlatılan soruşturma 2000 yılında davaya dönüştü ve yargılanmaya başladı.
Aynı yıl davaların ertelenmesine dair 4616 Sayılı kanun çıkarıldı -Üçlü Koalisyon dönemi- ve yine aynı yıl, soruşturmayı başlatan Savcı Yüksel hakkında seks kasetleri ortaya atılarak görevden alınması sağlandı.

GÜLEN İÇİN KANUN DEĞİŞTİRİLDİ

Mart 2003.
Gülen davası yeni çıkarılan yasaya göre ertelendi.
Gülen itiraz etti.
İtiraz reddedildi. Bu arada Terörle Mücadele Yasası’nda bir değişiklik yapılarak, terör tanımında yer alan “baskı, yıldırma, tehdit, sindirme veya korkutma yöntemlerinden biriyle…” ifadesi değiştirildi ve yerine “cebir ve şiddet” şartı getirildi.

EMNİYET ‘TEHLİKELİ’ DEDİ AMA KİMSE DİNLEMEDİ

2004’te DGM’ler kaldırıldı.
Dava 11. Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderildi.
Gülen yeniden itiraz etti ve dava yeniden görülmeye başlandı. Bu arada Emniyet Genel Müdürlüğü Gülen hakkında, “eylemlerinde cebir ve şiddet unsuru bulunmadığına” ilişkin bir rapor verdi. Halbuki aynı Emniyet 2000 yılında “Gülen’in tehlikeli olduğuna” ilişkin rapor vermişti. Ama neticede Gülen beraat etti.

Yargıtay mahkemenin beraat kararını onayladı, onaylarken de, Gülen’in eylemlerinde “cebir ve şiddet unsuru bulmadığını” açıkladı. İşte Gülen Davası’nın kısa hikâyesi bu…

KANUNA KARŞI HİLE

Bu durum tamamen kanuna karşı hileydi çünkü Gülen’in eylemlerinin cezalandırılması gerekirken mevcut yasaları değiştirmek suretiyle bizzat bu siyaset eliyle suç olmaktan çıkarılmıştı. Aynı Gülen, Hıyanet-i Vataniye Kanunu’na göre yargılanmış olsaydı, örgüt kurmaktan değil, “vatana ihanet” suçundan yargılanmış olacaktı… Şimdi cezası ise artık vicdanlarda kaldı…

VATANA İHANET SUÇ DEĞİL Mİ

Olayın elbet bir de cumhurbaşkanlığı boyutu var.
1982 Anayasası’nın 105 nci maddesine göre Cumhurbaşkanları ancak “vatana ihanet” ile suçlanabiliyordu hala da öyle ama o tarihte Vatana İhanet Kanunu vardı, böyle bir suç işlenirse eğer, o kanuna göre yargılaması yapılabilecekti.İşte o madde:
”Cumhurbaşkanı, vatana ihanetten dolayı, Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının en az üçte birinin teklifi üzerine, üye tamsayısının en az dörtte üçünün vereceği kararla suçlandırılır…”

ÖZAL HIYANETİ VATANİYE KANUNU’NU KALDIRDI

Ama şimdi ülkede Vatana İhanet Kanunu yok, bakın şu işe!
Oysaki yürürlükten kaldırılan “vatana ihanet” suçunun kapsam ve niteliğini açıklayan tek kanun oydu, işte sözünü ettiğim kanundu. Ve bu kanuna göre vatana ihanet suçunun oluşabilmesi için üç ana eylem suç sayılmıştı: Devlete isyan, saltanatı geri getirmek ve din üzerinden siyaset yapıp örgütlenmek… Ve bu her üç suçun da cezası idamdı.Ama Özal bu kanunu kaldırdı ve yerine “Terörle Mücadele Kanunu” getirdi.

DİN ÜZERİNDEN ÖRGÜTLENMEK SERBEST BIRAKILDI

Ve bu yeni kanunda “Saltanat ve din üzerinden siyaset” suçları suç olmaktan çıkarıldı. Devlete isyan anlamında anayasal düzeni değiştirmek fiilinin oluşması için de “cebir ve şiddet” şartı konuldu.

Şimdi bu durumda, bizim ülkemizde “vatana ihanet” suç değil çünkü kanunu yoktur, kanunun suç saymadığı bir eylemden de kimse yargılanamaz…

SONUÇ


Şimdi diyorlar ki “efendim bunu biz yeni Türk Ceza Kanunu içine aldık ve bu suçu savaşta iken devlete karşı yabancılarla yapılan işbirliği olarak” tanımladık… Peki ya bu suç barış zamanında işlenirse ne olacak?

Şimdi bu durumda, bizim ülkemizde “saltanatı geri getirmek için örgütlenmek” de suç değildir, onun da kanunu yoktur…

Şimdi bu durumda, Fettullah Gülen ve benzerleri için de “halkımızın kutsal din duygularını istismar ederek örgütlenmek” de suç değildir, çünkü bu tür eylemler Özal ve Erdoğan dönemlerinde çıkarılan yasalarla suç olmaktan çıkarılmıştır. Ancak siyasi partiler, bu tür eylemler içerisine girerse eğer, “laiklik karşıtı eylemlerin odağı” olmaktan yargılanabilir.
Bu suça karşılık verilecek ceza "parti kapatma ve para cezası"dır. Parti kapatmanın neredeyse imkânsız hale geldiği düşünülürse, olası bu para cezasının ne denli caydırıcı olabileceği sizin takdirinize bırakılmıştır…

Kesin inancım odur ki; Hıyanet-i Vataniye Kanunu unutulmamalıdır, çünkü gün gelecek, yeniden yürürlüğe girecektir, girmesi de şarttır. Her gün meydanlara çıkıp ‘vatan hainleri vatan hainleri’ diye bağıracaksın ama elinde bir kanun dahi olmayacak, hangi akla sığar bu!

Şimdi yıl 2018…
Kayseri'de, Yeni Ufuklar Derneği tarafından 'FETÖ'nün TSK yapılanması' konulu konferans düzenlendi. Konferansa konuşmacı olarak katılan eski askeri hakim ve savcı Ahmet Zeki Üçok, FETÖ/PDY örgütünün ilk olarak 1986 yılında ortaya çıktığını ifade ederek, "Kuleli askeri lise sınavlarının çalınması sonrası 'Kazanırız' diyerek, okuldan atılmayan çocuklar, 15 Temmuz'da karşımıza darbe girişiminin en etkili isimleri olarak çıktı" dedi.

SONUÇ

Fettullahçı terör örgütünün Türk Ordusuna sızma girişimlerinin 1986’da başladığı kabul edildiğinde, aynı süreçte PKK terör örgütünün de Irak kuzeyi Barzani bölgesinde yapılandığı anlaşılıyor. 1986’dan 15 Temmuz 2016 darbe girişimine kadar süreçte FETÖ’nün devlet içinde yapılanması ve örgüt üyelerinin hem devlet kadrolarında hem de ordu içinde et yetkili makamlara getirilme süreçleri yaşanırken, 1991’de başlayan Körfez kriziyle birlikte Büyük Ortadoğu Projesini başlatan Amerika’nın pkk terör örgütünü bu projenin silahlı ayağı olarak yapılandırdığı görülüyor.

1991’de Amerika’yı destekleyen Türkiye’deki yönetici siyasetin BOP sürecine zemin kazandırdığı ama aynı zamanda 86’da Türk ordusunda başlayan FETÖ sızmalarına karşı da yok edici tedbirlere başvurmadığı ortaya çıkıyor.

1991-2003 yılları arasında pkk terör örgütü katliam boyutunda yaptığı eylemlerle bir yanda halkı sindirirken diğer yanda örgütünün silahlı yapısında güç kazandırıyor ve 2003 Körfez savaşıyla birlikte BOIP projesinin silahlı ayağı pkk yeniden devreye alınıyor. Bu arada FETÖ yapılanması da hiç hız kesmeden devam ediyor.

2003 yılında, Türkiye’de yönetici siyasetin ABD’ye verdiği destekle Saddam rejimi devriliyor ama aynı zamanda Irak kuzeyinde Barzani federe devlet yönetimi kuruluyor, BOP projesinin bir uzantısı olarak. PKK terör bu süreçte siyasi güce dönüştürülüyor ve Doğu Anadolu’da yerel yönetimleri elde ediyor. FETÖ de hala ordu ve devlet içindeki yapılanmasını sürdürüyor.

2007 GENEL SEÇİMLERİ

2007 seçimlerine damga vuran belli başlı olaylar şöyle sıralanıyor;
Genelkurmay’dan Özal ve Erdoğan siyasetlerinin ABD’ye verdiği desteğin Türkiye’nin ulusal çıkarlarına zarar verdiğine yönelik basın açıklaması( 12 Nisan 2007)

Genelkurmay’dan Türkiye’de irticanın hortladığına ilişkin ancak içeriği boş olan sözde bir açıklamanın Orgeneral Yaşar Büyükanıt tarafından Genelkurmay web sitesinde yayınlanması( 27 Nisan 2007)

Demokrat Parti adı altında ittifak kurulacağının seçim öncesinde Erkan Mumcu ve Mehmet Ağar tarafından kamuoyuna deklare edilmesi. Ancak Temmuz 2007 seçimlerine günler kala yine aynı kişiler tarafından bu ittifakın bozulması.

Genel seçimleri Adalet ve Kalkınma Partisi’nin tek başına kazanması.
Orgeneral Yaşar Büyükanıt ile Recep Tayyip Erdoğan arasında Dolmabahçe görüşmesinin yapılması.

Cumhuriyet Savcısı Zekeriya Öz’ün Türk Ordusuna yönelik kod Ergenekon soruşturmasını başlatması.

Dağlıca Hudut Taburuna pkk terör örgütünün saldırması sonucu 12 şehit verilmesi ve 7 askerin kaçırılması sonrasında Türk Ordusu mensuplarına yönelik kapsamlı gözaltıların başlaması…

Şimdi tüm bu olaylar yan yana getirildiğinde, FETÖ ve pkk terör örgütünün aynı süreçte ortaya çıktıkları, biri devlet ve ordu içerisinde yapılanırken diğerinin de ABD desteğinde silahlı güç kazandığı anlaşılmaktadır.

PKK terör örgütü BOP projesi çerçevesinde Irak kuzeyi, Türkiye’nin Doğu ve Güneydoğusu, Suriye’nin kuzeyinde küresel Kürdistan planına uygun olarak yapılanmasını neredeyse tamamladığı ve son aşamaya gelindiği açık görülmektedir.

Baştan beri kumpas olduğu açık bilinen kod Ergenekon soruşturmasıyla Türk Ordusu içerisindeki cumhuriyet değerlerine, ülkenin birlik ve bütünlüğüne bağlı kadroların tasfiye edilmiş olduğu da medyada açık anlatılmaktadır.

Türkiye bugün Amerikan BOP projesinin son aşamasındadır, bu aşamada BOP’ta öngörüldüğü gibi küresel Kürdistan projesine anayasal çerçevede bir yapı kazandırılmak süreci içerisindedir. Anlaşılan o ki bu süreci hızlandırmak için ta 1986’dan bu ordu içine sızdırılmış olan unsurlar 15 Temmuz’da harekete geçirilmiştir.

Türkiye’nin izlediği siyasetle BOP’a hizmet etmesi, geleceği, varlığı ve bekası açısından ağır bir risktir. Bu risk şimdiden bertaraf edilemezse eğer Türkiye bugün Irak ve Suriye’de gördüğü etnik ve mezhep temelli parçalanmaları kendi topraklarında da görme tehdit ve tehlikesi altına girecektir.

Çözüm, Türkiye’nin ülkesi milletiyle bölünmez bütünlüğünü sağlama ve ulus devlet kimliğini güçlendirme siyasetinden geçmektedir.

Erdal Sarızeybek

Kaynak: MENORA/ Işığın Gölgesindeki Darbe- Destek Yayınları

İş değişiyor... 'ERDOĞAN NE DEDİ, BAKIN NE YAPTI!

Bakmadan Geçme!

KAPAT
'ÜNLÜ DİZİDE YAHUDİ SEMBOLLERİ'