Tarih: 4 Temmuz 1948.

ABD Dışişleri Bakanlığı’nın başlattığı ekonomik yardım planına Türkiye dahil edildi. Bu da Marshall Planı olarak tarihe yazıldı. Marshall yardımı için Türkiye ve 16 Avrupa ülkesi sıraya girdiler. Her ülke kendine göre bir ‘Ekonomik Kalkınma Programı’ hazırlayıp ABD’ye sundu. Yunanistan başta olmak üzere Türkiye dahil, Avrupa ülkelerinin sunduğu teklifleri inceleyen ABD altı milyar dolarlık yardım paketini ilgililere gönderdi. Türkiye de payına düşeni aldı(1).

ABD YÖRÜNGESİNDE TÜRKİYE

İşte böylece ABD’ye yönelen Türkiye, ilk önce 1947’de ‘Truman Doktrini’ çerçevesinde 100 milyon dolarlık askeri yardım almakla, ardından gelen Marshall yardımına avuç açmakla Cumhuriyet kuruluş felsefesinde yer alan ‘öz kaynakların işletilmesi’ siyasetini terk etti ve ABD’ye borçlanarak kendine bugün hala sürüklenmekte olduğu yolu açtı. Oysaki cumhuriyet kurulduktan bir gün sonra İsmet İnönü ne demişti, hatırlayınız:

“Beyler!... Lord Curzon’dan kredi, destek, yardım istersek, bizden ayrıcalık, öncelik, hak isteyecekler, bize yine küçümseyerek bakacak, onurumuzu kıracaklar. Bunun ne demek olduğunu bilen insanlarız. Yine sağmal ineğe döner, milletimizin hakkını yabancılara yedirmiş oluruz. Öyleyse dışarıdan yardım beklemeyeceğiz, tek kuruş istemeyeceğiz. Kendi bir kaşık yağımızla kavrulacağız. Hiçbir alanda israfa, gösterişe, lükse kaçmayacağız, hesapsızlık yapmayacağız. Tek kuruşu bile düşünerek harcayacağız. İşimiz imkânsızı başarmak. Hem de hızla.”

İşte bu siyaset 1950’lere girerken terk edildi, Türkiye hep borçlandı, hep borçlandı hala da borçlanıyor.

17 Mart 1948’de, İngiltere, Fransa ve Benelüx grubu ülkeleri ‘Batı Avrupa Birliği’ni kurdular. Sonradan ‘Avrupa Birliği’ adını alan bu teşkilata da Türkiye, 1959’da yılında üyelik için başvurusu yaptı. Yıl şimdi 2017, bırakın üye olmayı şu an AB ülkelerince müzakereler askıya alınmış olup, görüşmelerinin durdurulması için çağrılar hala sürüyor.

ŞİMDİ TARİH; 2 NİSAN 1947…


İkinci Dünya savaşı bitti.
İngilizler bu yeni süreçte Filistin’in kaderini Birleşmiş Milletlerin kararına terk etti.
Genel Kurul, özel bir komisyon kurdu.
Ağustos ayında komisyon raporunu yayınladı.
Oybirliği ile Filistin’in bağımsızlığı teklif edildi.
Lakin bu bağımsızlık nasıl olacaktı?

Bu noktada komisyon ikiye ayrıldı; birinci grup Filistin’in Araplarla Yahudiler arasında taksim edilmesini ve iki ayrı bağımsız devletin kurulmasını istiyordu. Ayrıca Kudüs uluslararası statüye sahip olmalıydı. İkinci grup ise Filistin’de Yahudi ve Araplardan oluşan ‘federal’ bir devlet kurulmasını istiyordu. Yahudiler birincisini, Araplar ise federal planı desteklediler.

TARİH: 27 Kasım 1947…
Genel Kurul’da yapılan oylamada -13 aleyhte ve 10 çekimsere karşılık 33 oyla- Filistin’in Araplarla Yahudiler arasında taksimine karar verildi yani Siyonistler kazandı.
Birleşik Amerika, Sovyet Rusya ve Fransa taksim lehinde, İngiltere ise çekimser oy kullandı. Türkiye, Arap ülkeleriyle birlikte taksim aleyhinde oy verdi(2).

BM kararına göre ayrıca Filistin’de Yahudi ve Arap devletleri arasında bir ekonomik birlik kurulacak ve Kutsal Kudüs Şehri de milletlerarası statüye sahip olacaktı. Ancak İsrail bu plan ve kararlara asla uymadı hala da dinlemiyor.
Ve sonra… İngiltere, Filistin’deki kuvvetlerini çekmeye başladı yani meydanı Yahudilere bıraktı.

TARİH: 14 MAYIS 1948…

David Ben Gurion başkanlığında Tel Aviv’de toplanan Yahudi Milli Konseyi -İngiltere’nin tüm kuvvetleri çekmesinden bir gün önce- İsrail Devleti’nin kurulduğunu ilan etti. Aynı gün saat 16.00’da, ilan edilen Yahudi devletinin cumhurbaşkanlığına Haim Weizman, başbakanlığa da David Ben Gurion getirildi. Yahudilerin 3.000 yıllık hayali ve inancı olan Sion Devleti sonunda kurulmuştu…

Aynı gece yarısı, İngiliz Manda Yönetimi yüksek komiseri Sir Allan Cuningham, Filistin üzerindeki manda rejiminin fiilen sona erdiğini duyurdu. Aynı gece yarısı Amerika, İsrail devletinin kurulmasından tam on bir dakika sonra, Başkan Truman’ın İsrail’i tanıdığını açıkladı.

Kuruluşundan birkaç gün sonra İsrail, başta Rusya olmak üzere, bir ay içinde beşi doğu dördü batı bloğundan olmak üzere toplam dokuz devlet tarafından resmen tanındı.
Buna karşılık Araplar da İsrail’in kuruluş günü olan 15 Mayıs’ı ‘El Nakba’ yani ‘Felaket Günü’ ilan ettiler ve Arap-İsrail savaşları böyle başladı hala da sürüyor(3).

BİRİNCİ DÜNYA HARBİ SONUNDA NE OLDU?

Başta San Remo toplantılarından bahsetmiş ve Osmanlı’nın güney topraklarının paylaşımı söz konusuydu demiştik, şimdi şu güney toprakları neymiş, yakından bakalım…

Yıl 1918.
Mondros ateşkesiyle Osmanlı Devleti Nil’den Fırat’a uzanan topraklarını kaybetti
Bu topraklar İngiliz ve Fransızlar tarafından paylaşıldı.

1917 Bolşevik ihtilali nedeniyle savaştan çekilen Rusya’ya Ortadoğu’da toprak düşmedi.
Osmanlı’nın eski sancakları olan Basra, Musul ve Bağdat eyaletleri ‘Irak’ adıyla yeni bir dönüştürüldü. Mekke Şerifi Hüseyin’in oğlu Faysal da bu devlete kral yapıldı. Yine İngilizler, Şeria nehrinin doğusunda kalan topraklarda ‘Ürdün’ adıyla bir başka devlet kurdular. Şerif Hüseyin’in öteki oğlu Abdullah’ı da Ürdün Kralı ilan ettiler.

Bugünkü Suudi Arabistan’a gelince… Mekke ve Medine merkezli kutsal topraklar bir ayrı devlet oldu, başında da Şerif Hüseyin getirildi.

Fransızların payına düşen topraklarda ise… Lübnan Dağı olarak bilinen bölgeye, Akdeniz’de kıyısı bulunan Trablus, Sayda, Sur, Beyrut ve Bekaa vadisi de eklenerek ‘Lübnan’ diye bir devlet kuruldu. Halep, Şam, Lazkiye ve Cebel-i Dürzi sancakları önce dört ayrı eyalete, ardından da ‘Suriye’ adında bir devlete dönüştürüldü(4). Filistin ise Kudüs merkezli Filistin olarak kaldı.

İKİNCİ BÜYÜK HARBİN TEMELİ BİRİNCİSİNDE ATILDI

Böylece Birinci Dünya Harbi sonrası Ortadoğu’da sınırları İngiltere ve Fransa tarafından çizilmiş altı devlet ortaya çıktı; Filistin, Suriye, Lübnan, Ürdün, Suudi Arabistan ve Irak...
İngiliz ve Fransızlar bu devletleri öylesi yapay öylesi karışık kurdular ki, kağıt üzerinde sınırları cetvelle çizilmiş, ‘etnik, dini ve mezhepsel’ farklılıkları olan Müslüman, Hıristiyan, Yahudi, Arap ne varsa hepsi ‘millet-devlet’ denilerek bir çatı altında toplanmıştı.

Oysaki bunlar bir ulus değildi. Ortak tarih, kültür ve yaşamlarını Osmanlı devlet yönetimi şemsiyesi altında bulmuş olan bu din, dil, kimlik ve mezhebe sahip insanlar, Osmanlı otorite ve yönetim gücü ortadan kalkınca Kod Ergenekon’da açılan çuval misali hepsi içine atıldılar.
Ama bu işler koy çuvala demekle olmuyordu, olması da zaten.

Suriye’de çoğunluğu oluşturan Sünni Müslümanların yanına Aleviler ile Dürzi grupların dahil edilmesiyle homojen yapı bozuldu. Benzer şekilde Lübnan’da çoğunluk olan Hıristiyan Marunilerin içine Müslüman gurupların dahil edilmesiyle birbirinden çok farklı etnik ve dinsel yapılar bir araya getirildi.

Irak’ta durum diğerlerinden farklı değildi; Şii ve Sünni Müslümanlar ile Kürtler, Türkmenler, Hıristiyan Asuriler(Nesturiler) ve Yahudilerden oluşan karmakarışık bir yapının içine çekildiler.

İşte bugün Ortadoğu’da yaşanılan çatışmanın temelinde bu yapay sınırlarla oluşturulan devletlerin ‘etnik, dinsel ve mezhepsel’ farklılıkları yatıyor. Bir de bu farklılıklar üzerinden yapılan kışkırtmalar kendine uygun zemin bulunca, ortalık karışıyor hala da karışık.

İsrail’e gelince…
Bugün İsrail işte bu karışıklık içerisinde kendine yaşam buldu.
1948’te kuruldu, Arap-İsrail savaşları başladı ama hala İsrail için bir sorun kendini öne çıkarıyordu ki Ortadoğu hala bu sorunun etkisinde çalkanıyor.
İsrail, sınırları cetvelle çizilmiş bu Müslüman ülkelerin tam kalbindeydi ve hiç müttefiki yoktu.
ABD ve İngiltere baştan sona destek olsa da, Mekke Şerifi Arap Hüseyin İsrail’i baştan sona desteklese de işin gerçeğinde Yahudi bir devlet olarak İsrail, yalnızdı.

Yani?
Yani 1918, 1919 ve 1920’lerde Mondros ve Sevr antlaşmalarıyla kendine yaşam bulan bu Ermenistan ve Kürdistan projelerine hala ihtiyaç vardı. Büyük İsrail için önce bu iki ayak kurulmalıydı ki sonraki ayakçıklar da bunlar üzerinden gidebilsin.

Baksanıza Barzani’ye… Önce özerk, sonra federe, ardından bağımsızlığa giden süreç tıkır tıkır hala işletiliyor. Barzani bir ayak, o hayata geçirildikten sonra bunun İran, Türkiye ve Suriye ayakları gelecek, bunu da Musul çevresi ve Suriye kuzeyinden Ermeni, Nesturi, Yezidi, Keldani ve Yahudi ayakçıları izleyecek. Başka türlü bu Büyük İsrail yaşama şansı yok ki!..

Ya Ermenistan?
Onu zaten 1991’de kurdular. Şimdi Türkiye’den toprak, tazminat ve özür istiyor ancak eskiden olduğu gibi yine tek başına gücü yetmiyor. Eğer ki Barzani ayağı olursa, ikisi tıpkı öncesinde olduğu gibi, ittifak kurup Türkiye’ye şöyle ya da böyle kıskaca alacaklar, hesap bu.

SONUÇ

Eğer ki İngilizler Çanakkale’yi aşabilselerdi, zaten Osmanlı devleti hepten yok olacak ve bugünkü Türkiye Cumhuriyeti Devleti de var olmayacaktı ama geçemediler.

Eğer ki Ruslar, 1917 Bolşevik ihtilali nedeniyle büyük harpten çekilmiş olmasaydı, Doğu’dan Ruslar, batı ve güneyden İngilizler Anadolu’yu işgal etmiş olacak, Osmanlı devleti de tarihten silinmiş olacaktı ama olmadı çünkü Ruslar savaştan çekildi.

İşte tam bu noktada İngilizler tarihe Balfour Deklarasyonu’ olarak geçen bildiriyi yayınlayarak Filistin topraklarında bir İsrail devleti kurulacağını açıkladılar, amaçları; ABD’nin Ruslar yerine savaşa girmesini sağlamaktı ama bu da olmadı, ABD gelmedi ve İngilizlerin de Anadolu’yu işgale gücü yetmedi.

Aslında İkinci Dünya savaşı, birincisinin rövanşıdır; birinci dünya harbinde Ortadoğu’ya inemeyen Rusya, ikincisinde Molla Mustafa Barzani üzerinde KDP’leri kurarak Ortadoğu’ya inmiştir.

Birinci Dünya Harbinde Ortadoğu’ya inemeyen Amerika, İsrail devletinin kurulmasını sağlamak yoluyla İngiltere ile birlikte fiilen Ortadoğu’ya inmiştir. Ve en önemlisi İngiltere ve Fransa, Ortadoğu’da sınırları cetvelle çizerek devletler kurmuş ve böyle İsrail’in kurulacağı zemini ve de bugünkü savaşların zeminini hazırlamıştır.

Şimdi mesele şudur; Müslüman coğrafyanın tam kalbinde kurulan bir Yahudi devlet kendine nasıl yaşama bulabilecektir? İşte bu sorunun cevabı bugünleri açıklıyor; İsrail’in güvenliğini sağlayabilmek için etrafındaki Müslüman ülkeleri etnik ve mezhep farklılıkları temelinde ayrıştırıp parçalamak ve kopan parçalardan İsrail’e müttefik devletler kurmak!

Ortadoğu’daki zengin enerji kaynaklarının ele geçirilmesi ve yönetilebilmesi için de İsrail bir atlama taşıdır. Bugün Irak, Suriye ve diğer ülkeler üzerinde oynanan oyunların da temelinde bu vardır. Mesele Türkiye’dir, Türkiye’nin izlediği siyaset kime himzet etmektedi,r?

Erdal Sarızeybek

Yararlanılan Kaynaklar:

1. Fahir Armaoğlu, ’20. Yüzyıl Siyasi Tarihi’, s. 443.
2. Armaoğlu, ‘20. Yüzyıl Siyasi Tarihi’, s. 484.
3. Hikmet Erdoğdu, ‘Büyük İsrail Stratejisi’, s. 93, IQ Kültür Sanat Yayıncılık, 2005.
4. Tayyar Arı, ‘Geçmişten Günümüze Orta Doğu’, s.163, Alfa Yayınları, 2007.

Başvuru kitabı: MENORA/ Işığın Gölgesindeki Darbe- Destek Yayınları

'İSRAİL DEVLETİ NASIL KURULDU'

Bakmadan Geçme!

KAPAT
'ÜNLÜ DİZİDE YAHUDİ SEMBOLLERİ'