Cumhuriyet
2018-11-16 02:43:19 ( 109 izlenme )

'İŞTE ATATÜRK'ÜN ÇÖZÜMÜ'

Adına ‘Kürt’ denilmesine olagelmiş hangi isyana bakılırsa bakılsın, masum halkı devlete karşı isyana sürükleyenlerin tamamının Doğu Anadolu’da hüküm süren feodal sistemin ileri gelenleri olduğu görülüyor.

Tanzimat Fermanı’na kadar ağalar ve beylerle süregelen bu yapıya, Tanzimat sonrası beyliklerin yıkılması ve Halid-i Nakşibendi tarikatının güç kazanmasıyla şeyhler, şıhlar, seyitler ve Mollalar eklenmiştir. Konumuz olan Bedirhanlar ‘bey’ soyundan, Abdulkadir ise ‘şeyh-seyit’ soyundan gelen ve halk üzerinde etkinliği olan feodal ağalardır.

1923 yılında Cumhuriyet kurulduğunda, Doğu ve Güneydoğu’daki sosyal yapı işte böyleydi.

CUMHURİYET KÜRT SORUNUNU BİLİYORDU…

Prof. Dr. Tarık Zafer Tunaya, II. Meşrutiyet sonrası Osmanlı Mebusan Meclisi’nde Kürt Sorunu olarak tartışılanları şöyle açıklıyor;

‘ÇOK KÖTÜ SOSYO- EKONOMİK SORUNLAR’

‘Kürt sorunu bu dönemler boyunca Balkanlılar, Araplar ve Ermenilerde olduğu gibi değil, Osmanlı ülkesi içinde Doğu Anadolu vilayetleri(Vilayat-ı Şarkiyye)’nin içinde bulunduğu çok kötü sosyo-ekonomik durumdan kurtarılması olarak ele alınmıştır. Meb’uslar ‘Devr-i sabık’ta bu vilayetlere bir şey yapılmadığını ve bu yörenin ‘adeta bir yetim çocuk’ muamelesi gördüğünü belirtmişlerdir. Eleştiriyi daha da ağırlaştırmışlardır: Ne var ki Devr-i Meşrutiyet’te de bir şey yapılmamıştır!

‘ONBİNDE BİR KİŞİ OKUMA BİLİYOR’

Aynı vilayetlere, aşiretlerin yerleştirilme konusu uzun uzun tartışılmıştır. Diyarbekir Meb’usu Fevzi Bey(Pirinççizade) buraları aşiretlere verilmezse Almanların alacağını söylemiştir. 

Meb’uslar seçim bölgelerini iç karartıcı tablolarla dile getirmişlerdir. Musul İstanbul’a otuz beş günlük mesafedeydi. Van vilayetine, Osmanlı ülkesinin Sibirya’sı gözüyle bakılıyordu. Dersim Sancağı her çeşit bayındırlıktan uzaktı. Okuryazarlığa gelince, Kürdistan’ın ‘on binde biri bile okuryazar değildi’. Bu oranı ‘binde bire indirmek için tahsisat’ isteniyordu.”(1)

ERMENİLER DEVREDE

Bu süreçteki ‘Kürtçülük’ üzerinde yapılmış olan araştırmalar, parlamento içindeki Ermeni meb’uslarının Kürt sorununa yakın ilgi göstermiş olduğunu da işaret ediyordu. Bunlar arasında Vartkes Efendi sayılabilir. Öte yanda II. Meşrutiyet’le birlikte kurulan Kürt cemiyetlerinin, İttihatçıların Türkçülük politikasına karşı bir direnme olduğu da söylenebilir. 1918 Mondros Mütarekesi ve sonrasında feodal bir kadro içinde gelişen bu siyasi Kürtçü hareketler ayrılıkçı niteliklere dönüşmüştü.

Tüm bu açıklamadan, Mustafa Kemal Atatürk ve Cumhuriyet Yönetiminin, Lozan’da sonuçsuz bırakılmış olan Büyük Suikast’ın yeni tetikçileri, kullanacakları araçları ve alacakları dış destekleri çok öncesinde tespit etmiş olduğu açıkça görülüyor; Ermeniler ve Doğu’daki sosyal, ekonomik ve kültürel sorunlar…

KÜRT SORUNU ÇÖZÜLÜYORDU…

Mustafa Kemal Atatürk ve Cumhuriyet Yönetimi, Lozan’da sonuçsuz bırakılmış olan Büyük Suikast’ın yeni tetikçilerini, kullandığı araçları ve dış desteklerini her yönüyle tespit etmiş, yüzyıllardır süregelen bu suikastı yine sonuçsuz bırakabilmek için hal çareleri düşünmeye başlamıştı…

Buna karşın Cumhuriyetin kurulduğu ilk yıllarda görülen Anadolu tablosu vahimdi; Doğu cephesinde bu tabloya eklenen ‘feodal çağdışı sistem’ ile birlikte yüzyılların besleyip büyüttüğü bu sorunlara çözüm kolay olmayacaktı…

Cumhuriyet bir yanda devrimlerini yapıyordu: Saltanat ve hilafetin kaldırılmasıyla cumhuriyet idaresine geçiş ve demokrasinin tüm kurum ve kuruluşlarıyla ulus ve devlet yaşamında hayata geçirilmesi.

Cumhuriyet öte yanda sosyal ve ekonomik hayatı düzenlemeye çalışıyordu: Üretim, kalkınma, toprak reformu, eğitim ve öğretimde birlik ve eşitlik, okullaşma, aydınlanma ve sosyalleşme.

Tam 500 yıldır hüküm sürmüş ve hala sürmekte olan çağ dışı feodal yapının kaldırılması, özgür birey ve iradenin hakim kılınması için cumhuriyet idaresi üç büyük atılım yapmıştı; toprak reformu, köy enstitüleri ve halk evleri…

FEODAL YAPIYA KARŞI TOPRAK REFORMU

1925 yılında 442 Sayılı Köy Kanunu’yla köylünün kendi emeğiyle kendi köyünü kalkındırmasını sağlayacak bir düzenleme getirilmişti. Köy dernekleri kurulmuş, kadınlara köyde seçme ve seçilme hakkı tanınmış, kadınların köy ihtiyar heyetine girmeleri ve muhtar olmaları sağlanmıştı.

1926 yılından itibaren hazırlatılan Şark(Doğu) raporlarının çoğunda toprak reformundan bahsedilmiş ve şu gerekçeler sayılmıştı;

‘Derebeylik sistemini ortadan kaldırmak, halkı ağaların baskısından kurtarma; irticanın kökünü kazımak; bölücülüğü etkisiz kılarak milli bütünlüğü sağlamak; sınıf farklarını ortadan kaldırmak; çiftçiye toprak vererek köylüyü üretici hale getirmek; toprağı verimli işleyip üretimi artırmak; köylüyü özgürleştirip çağdaşlaştırmak ve kadın-erkek eşitliğini ve kız çocuklarının okutulmasını sağlamak’(2).

1934-38 arasında topraksız köylüye çok ciddi oranda; 90.000 kadar aileye yaklaşık üç milyon dönüm toprak dağıtılmıştı.

Evet, gerçekten de bugün karşımızda ‘Kürt Sorunu’ ya da ‘Terör’ olarak karşımıza çıkan sorun yumağının çözümüne cumhuriyetin kurulmasıyla birlikte başlanmıştı…

‘EKONOMİK KALKINMADA CUMHURİYET KÖYLERİ’

Tarihçi yazar Sinan Meydan bu çözüm modelinin ‘Bir Dünya Projesi: İdeal Cumhuriyet Köyü’ olarak adlandırılmış olduğunu söylüyor. Bu projenin hem hazırlamasında hem de uygulamasında büyük emeği geçen Vali Kazım Dirik, 1934 yılı sonlarında yayınlanan bir demecinde İdeal Cumhuriyet Köyü Projesi’yle doğmaya başlayan yeni köylerden örnek köyler olarak söz ediyor:

‘Öyle köylere rastladım ki köyünün mektebi, parkı, spor meydanı, sineması, radyosu, genel tuvaleti, fenni mezbahası, atış ve avcı kulübü, tayyare cemiyeti, kredi kooperatifi, tavuk, horoz istasyonu, Gazi heykeli, 500 lira harcanarak yapılmış köy duş yerleri, demirden çöp kutuları gibi medeni ve sosyal ihtiyaçlara cevap veren varlıkları bir araya toplamışlardır’(3).

Cumhuriyetin ilk kurulduğu yıllarda Türkiye’nin nüfusunun yaklaşık %80’inin köylerde yaşadığı ve köylerin %90’ında okul olmadığı düşünüldüğünde, bu büyük projenin yaşamsal önemi açıkça görülüyor. Bu projeyi hayata geçirecek insan kaynaklarının yetiştirilmesi, Millet Mektepleri, Halk Dershaneleri, Köy Öğretmen Okulları, Köy Eğitmen Kursları, Köy enstitüleri ve Halkevleri eliyle düşünülmüş…

AYDINLANMAK İÇİN CUMHURİYET OKULLARI

11 Kasım 1928’de, ‘Millet Mektepleri Talimatnamesi’ kabul edildi.
1 Ocak 1929’da, Millet Mektepleri’nin ilk dershanesi açıldı.

Amaç; herkes yeni harflerle okuma yazma öğretmekti. 1927 yılında okuma yazma oranı erkeklerde %7, kadınlarda %04 iken, Harf Devrimi’nden yedi yıl sonra bu oran %19,2’ye yükselecektir. Tarihçi yazar Sinan Meydan’ın ulaştığı rakamlara göre, Cumhuriyet kurulduğunda tüm ülkedeki toplam öğretmen sayısı 3.000 kadardır. Erkek öğretmen okullarında 400, kız öğretmen okullarında ise 300 kadar öğrenci vardır.

4 Kasım 1920’de, Balıkesir Milletvekili Vehbi Bey, TBMM’nde yaptığı konuşmada eğitimin içler acısı durumunu şu sözlerle ortaya koymuş:

‘Bir kasabada yalnızca birkaç yüz hane gayrimüslim buna karşılık binlerce hane Müslüman yaşadığı halde, gayrimüslimlerin düzenli ilkokulları, ortaokulları, yüksek öğrenim görmüş öğretmenleri olduğunu görüyoruz. Buna karşılık on binlerce Müslüman nüfusun bir tek okulu yoktur.’(4)

Bu dramatik eksikliği telafi etmek üzere Köy Öğretmenleri Kanun ve Talimatnamesi çıkarılarak köy eğitmenleri yetiştirilmeye başlandı. Anadolu’daki bin yıllık yazılı Türk tarihine cumhuriyet öncesi 5.000 köye bir okul yazılmışken, cumhuriyet sonrasında 1936-1940 arasında 7.000 köy okula kavuşturulmuş, toplamda 12.000 köy okullu olmuştu.

CUMHURİYET BİR TÜRK MUCİZESİ

Bu gelişimi bize, rahmetli Turgut Özakman’ın ‘Cumhuriyet, Türk Mucizesi’ adlı kitabından özenle seçilmiş bir cümle ile tarihçi Sinan Meydan bakınız nasıl aktarıyor;

‘Çatısında al bayrağın dalgalandığı beyaz badanalı, tek katlı küçük köy okulları köylere Cumhuriyeti, uygarlığı, bilgiyi, aydınlanmayı getirmişti. Öğretmen köye tarımda, hayvan bakımında sağlık konusunda bilgice yardımcı oluyordu. Köy İhtiyar Heyeti’nin katipliğini yapıyordu. Köylü, el altından dinsiz diye tanıtılan köy eğitmenlerinin dini de iyi bildiklerini görüp ayılmaktaydı. Öğretmen köylüyle aynı dili konuşuyordu; Hepsi köy kökenliydi çünkü. Köyü, köylüyü iyi biliyordu. Köy için yetiştirilmişlerdi.’(5)

1912’de İttihat ve Terakki’nin kurduğu Türk Ocakları kapatılarak onun yerine Halk Evleri açılmış, Türk Ocaklarının mal varlıkları da Halkevlerine devredilmişti.
19 Ocak 1932’de Halkevleri faaliyetlerine başladı. Amaç; eğitim-kültür ve aydınlanma seferberliğiyle aydın, bilgili ve bilinçli bireyler yetiştirmekti.

Tarihçi Sinan Meydan bu projeyi apayrı bir devrim olarak niteliyor, şöyle ki;

‘Halkevleri, o döneme kadar gençlerin okul ve arkadaş çevresiyle, yetişkinlerin cami ve tarikat çevresiyle sınırlı olan mekansal çerçeveyi genişletmesi ve böylece yeni ve çağdaş bir toplumsal katılım anlayışı yaratması ile sosyal bir devrim niteliği taşımaktadır’.

KÖY ENSTİTÜLERİ

Köy Eğitmenleri Projesi, 1940’tan itibaren Köy Enstitüleri Projesi’nin hayata geçirilmesini sağlamıştı. Amaç; köy öğretmeni ve meslek erbabı yetiştirmekti. Kız ve erkek öğrenciler aynı dershanede eşit yurttaşlık bilinciyle eğitiliyordu. Tarım, büyük ve küçükbaş hayvancılığı, inşaat, müzik, el sanatları gibi köylünün günlük yaşamının ayrılmaz parçası olan bu alanlarda yetişen kız öğrenciler köy hayatının geliştirilmesinde önemli vazife üstlendiler;

’Tarlalarda ve sınıfta fedakarlık ruhu içinde pratik eğitim gören Enstitü mezunları, köylerde cehalet, yoksulluk, bağnazlığın amansız düşmanıydılar. Özellikle kız mezunlar, gönderildikleri köyün öğretmeni, ebesi ve sağlık memuru olmuşlar, köy yaşamında önemli birçok eğitim ve hizmet işlerini büyük bir coşku içinde yerine getirmişlerdir.’(6)

Şimdi bana soracaksınız, bu isyanlar neden hep Atatürk döneminde çıkarılmıştı, diyerek. Bakınız Mustafa Kemal sonrasında neler oldu…

TÜRKİYE’DE CUMHURİYET SİYASETİ YÖN DEĞİŞTİRDİ

17 Nisan 1948 tarihli bir genelge ile Köy Eğitmen Kursları kapatılacaktır.
Halkevleri 2 Mayıs 1951’de kapatılacak, ancak 21 Mayıs 1961’den sonra Kültür Dernekleri adıyla yeniden çalışmaya başlayacaktır(7).
Köy Enstitüleri 27 Ocak 1954’te tamamen kapatılacaktır.

1945 yılında, ‘Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu’ TBMM’ne sunulacak, bu kanunu getiren ve ısrarla savunan Ziraat Bakanı Şevket Raşit Hatipoğlu, Ağustos 1945’te bakanlıktan ayrılacak ve yerine, bu kanunun baş muhalifi büyük toprak sahibi Cavit Oral Ziraat Bakanı yapılacaktır. 

Ardından, CHP’li Adnan Menderes, Celal Bayar, Fuat Köprülü ve Refik Koraltan, 7 Haziran’da CHP grubuna ‘dörtlü takrir’ diye bilinen bir önerge vererek partilerinden ayrılacak ve 7 Ocak 1946’da Demokrat Parti’yi kuracaktır.

TOPRAK REFORMU RAFA KALDIRILDI

Dönemin Başbakanı Şükrü Saraçoğlu, yaptığı ve itiraza uğramayan bir açıklamayla işin esasını şöyle ortaya çıkaracaktır;

‘Dönemin Başbakanı’nın anlattığına göre, Toprak Kanunu tasarısı hazırlandıktan sonra, aralarında Adnan Menderes’in de bulunduğu altı yedi kişilik bir toprak sahibi milletvekili grubu kendisini ziyaret edip tasarıda kendi lehlerine değişiklikler istemişlerdir. Saraçoğlu şöyle diyor; Bilhassa Adnan Menderes son bir gayretle, ameleye toprak vermemek ve verdirmemek için elden(gelen) gayreti sarf etmişti.’(8)

1950’de, Demokrat Parti’nin tek başına olduğu dönemde bu kanunun bazı maddeleri değiştirilecek, bazı yeni maddeler eklenecek ve sonuçta, yukarıda sayılan gerekçelerdeki kanunun ruhu yok edilerek uygulanmaktan da vazgeçilecektir(9).

Toprak reformu, yıl 2018 hala yapılamamış olup, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesinde toprak ağaların elindedir. AKP Hükümeti üretime değil, toprağın tapusuna teşvik verdiği için, tapu da ağaların elinde olduğu için, köylü çalıştığı ve ürettiği toprakta teşvik alamamaktadır.
Toprak reformu yapılamadığından da, feodal toprak ağalığı yıkılamamıştır.

TARİKATLAR YENİDEN SAHNEDE

Öte yanda, kutsal dinimizin siyasi ve şahsi çıkarlara alet edilmesini önlemek isteyen Cumhuriyet Yönetimi, 1925’de tekkeleri kapatmıştı; 1942’de, Nakşibendi Şeyhi Küçük Hüseyin Efendi’den halifelik icazeti alan Ömer Fevzi Mardin eliyle Kadıköy’de İlahiyat Kültür Telifleri Derneği kurulacak, Şeyh Halid’in tekkeleri 21 Ocak 1950’den itibaren başka görüntüler altında ama hep Gümüşhaneli adıyla gün yüzüne çıkacaktır.

1949 yılında, hükümet kararnamesi ile Kur’an kursları açılacak ve bunu 1951 yılında İmam Hatip Okulları izleyecektir yani siyasi Kürt hareketini yönetenler silahlı isyan siyasetiyle ulaşamadıkları emellerine bu kez siyaset-tarikat-ticaret ekseninde giderek ulaşmaya çalışacaklardır.

SONUÇ

Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Sevr işgal planını yıkarak kurulmuştur. Bu işgal planında düğüm coğrafya Doğu Anadolu coğrafyasıdır çünkü bu bölgede Ermeni-Kürt kimlikleri üzerinden bir tampon devlet oluşturmak ve bu şekilde Anadolu’nun Asya ile bağını keserek Türk Milletini yalnızlaştırıp kuşatmak ana hedeftir.

Cumhuriyetin kuruluşuyla bu işgal planı kendine uygulama bulamamış ancak İkinci Dünya Harbinden sonra ortaya çıkan küresel emeller yeniden bu Sevr’i karşımıza çıkartmıştır. Küresel plan projelerinin hedefinde yine coğrafya vardır yine coğrafyada yaşayan halkımızın Atatürk’le çözülmeye başlayan ancak sonrada rafa kaldırılan sorunları vardır. 

Bu sorunlar çözülmeden küresel plan ve projelere karşı mücadele artık bir sonuç veremeyecektir. Sporunun çözümü için izlenecek yol açıktır; Atatürk’ün başlattığı sosyo-ekonomik devrimleri tamamlamak.

Erdal Sarızeybek

Yararlanılan kaynaklar:


1. Zafer Tunaya, ‘Türkiye’de Siyasal Partiler’, cilt I, s. 433.
2. Sinan Meydan, ‘Akl-ı Kemal, Atatürk’ün Akıllı Projeleri’ cilt II, s. 144, İnkılap Yayınevi, 2012.
3. Age, s. 45.
4. Age, s. 75.
5. Age, s. 80.
6. Age, s. 105.
7. Age, s. 84.
8. Prof. Dr. Cem Eroğul, ‘Demokrat Parti, Tarihi ve İdeolojisi’, s. 29, İmge Kitabevi, 1998.
9. Sinan Meydan, ‘Akl-ı Kemal, Atatürk’ün Akıllı Projeleri’ cilt II, s. 157.

Başburu kitabı: Büyük Suikast/ Destek yayınları

Önerilen Videolar

Bunlar da İlginizi Çekebilir

'KOÇGİRİ'DE NE OLDU' 'TARİHTE İHSAN NURİ VAKASI' 'NEDEN ATATÜRK VE CUMHURİYETE KARŞILAR' 'Şey Said isyanında BİLİNMEYENLER'

Bakmadan Geçme!

KAPAT
'MAHABAD DEVLETİNİ KİM KURDU'