Manisa merkezli 9 ilde, FETÖ/PDY'nin Türk Silahlı Kuvvetleri'ndeki (TSK) yapılanmasına yönelik yürütülen soruşturma kapsamında gözaltına alınan 15 şüpheliden 4’ü tutuklandı.

MUVAZZAF ASKERLER

Manisa Cumhuriyet Başsavcılığı'nın, silahlı terör örgütü FETÖ/PDY'nin TSK'daki yapılanmasına yönelik yürüttüğü soruşturma kapsamında, Manisa İl Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele ile Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Şubesi ekipleri, Manisa merkezli İzmir, Ankara, Mardin, Rize, Kayseri, Kütahya, Karabük ve Osmaniye’de, geçen Pazartesi günü operasyon düzenlendi.

Operasyonlarda, 11'i muvazzaf, 2'si görevden ayrılan ve 3'ü ihraç edilen 15 asker gözaltına alındı. Emniyetteki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edilen şüphelilerden B.Y., M.M., M.Y. ve M.S. tutuklandı. G.Y. savcılık tarafından, S.O., A.P., A.Ş., F.T., İ.Ö.D., İ.C., V.T., Ş.C.Ş., M.F.Y. ve F.Ö. ise adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı(DHA, 6 Aralık 2918).

GÜLEN KURTARILIYOR

Şimdi Mart 2003… Gülen davası yeni çıkarılan yasaya göre ertelendi. Gülen itiraz etti. İtiraz reddedildi. Bu arada Terörle Mücadele Yasası’nda bir değişiklik yapılarak, terör tanımında yer alan “baskı, yıldırma, tehdit, sindirme veya korkutma yöntemlerinden biriyle…” ifadesi değiştirildi ve yerine “cebir ve şiddet” şartı getirildi.

KANUN DEĞİŞTİRİLDİ

2004’te DGM’ler kaldırıldı… Dava 11. Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderildi. Gülen yeniden itiraz etti ve dava yeniden görülmeye başlandı. Bu arada Emniyet Genel Müdürlüğü Gülen hakkında, “eylemlerinde cebir ve şiddet unsuru bulunmadığına” ilişkin bir rapor verdi. Halbuki aynı Emniyet 2000 yılında “Gülen’in tehlikeli olduğuna” ilişkin rapor vermişti. Ve neticede Gülen beraat etti. Yargıtay mahkemenin beraat kararını onayladı, onaylarken de, Gülen’in eylemlerinde “cebir ve şiddet unsuru bulmadığını” açıkladı. İşte Gülen Davası’nın kısa hikâyesi bu…

HIYANET-İ VATANİYE KANUNU ARTIK YOK

Bu durum tamamen kanuna karşı hileydi çünkü Gülen’in eylemlerinin cezalandırılması gerekirken mevcut yasaları değiştirmek suretiyle bizzat bu siyaset eliyle suç olmaktan çıkarılmıştı. Aynı Gülen, Hıyanet-i Vataniye Kanunu’na göre yargılanmış olsaydı, örgüt kurmaktan değil, “vatana ihanet” suçundan yargılanmış olacaktı… Şimdi cezası ise artık vicdanlarda kaldı…

VATAN İHANET ETMEYİ SUÇ SAYAN KANUN YOK

Olayın elbet bir de cumhurbaşkanlığı boyutu var… 1982 Anayasası’nın 105 nci maddesine göre Cumhurbaşkanları ancak “vatana ihanet” ile suçlanabiliyordu hala da öyle ama o tarihte Vatana İhanet Kanunu vardı, böyle bir suç işlenirse eğer, o kanuna göre yargılaması yapılabilecekti. İşte o madde:
”Cumhurbaşkanı, vatana ihanetten dolayı, Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının en az üçte birinin teklifi üzerine, üye tamsayısının en az dörtte üçünün vereceği kararla suçlandırılır…”

KANUN SUÇ SAYMADIĞI EYLEMDEN CEZA VERİLEMEZ

Ama şimdi ülkede Vatana İhanet Kanunu yok! Oysaki yürürlükten kaldırılan “vatana ihanet” suçunun kapsam ve niteliğini açıklayan tek kanun oydu, işte sözünü ettiğim kanundu. Ve bu kanuna göre vatana ihanet suçunun oluşabilmesi için üç ana eylem suç sayılmıştı: Devlete isyan, saltanatı geri getirmek ve din üzerinden siyaset yapıp örgütlenmek… Ve bu her üç suçun da cezası idamdı. Ama Özal bu kanunu kaldırdı ve yerine “Terörle Mücadele Kanunu” getirdi. Ve bu yeni kanunda “Saltanat ve din üzerinden siyaset” suçları suç olmaktan çıkarıldı. Devlete isyan anlamında anayasal düzeni değiştirmek fiilinin oluşması için de “cebir ve şiddet” şartı konuldu.

KANUN YOK SUÇ YOK

Şimdi bu durumda, bizim ülkemizde “vatana ihanet” suç değil çünkü kanunu yoktur, kanunun suç saymadığı bir eylemden de kimse yargılanamaz… Şimdi diyorlar ki “efendim bunu biz yeni Türk Ceza Kanunu içine aldık ve bu suçu savaşta iken devlete karşı yabancılarla yapılan işbirliği olarak” tanımladık… Peki ya bu suç barış zamanında işlenirse ne olacak?

Şimdi bu durumda, bizim ülkemizde “saltanatı geri getirmek için örgütlenmek” de suç değildir, onun da kanunu yoktur… Şimdi bu durumda, Fettullah Gülen ve benzerleri için de “halkımızın kutsal din duygularını istismar ederek örgütlenmek” de suç değildir, çünkü bu tür eylemler Özal ve Erdoğan dönemlerinde çıkarılan yasalarla suç olmaktan çıkarılmıştır. Ancak siyasi partiler, bu tür eylemler içerisine girerse eğer, “laiklik karşıtı eylemlerin odağı” olmaktan yargılanabilir. Bu suça karşılık verilecek ceza da "parti kapatma ve para cezası"dır.

Erdal Sarızeybek

'MANİSA'DA TUTUKLAMA'

Bakmadan Geçme!

KAPAT
'Şanlıurfa, Kilis, Gaziantep ve Hatay'da AĞIR TEHDİT'