Günümüz ayrılıkçı siyasi Kürtçülerin bu hareketi tarihimizin derinliklerine bağlama çabaları çerçevesinde ele aldığımız isyanlara baktığımızda, bu eksendeki silahlı isyanların 1920-1938 arası çıkarılmış olduğu görülüyor. 1920-1938 demek, Atatürk devri demek yani bu siyasi isyanların tamamı Atatürk devrinde çıkarılmış.

NEDEN HEP ATATÜRK’E KARŞI?

Bu noktada şu soru akla geliyor; bu ülkede Kürt kimliği üzerinden bir sorun var ve bu sorun da tarihte isyanlara yol açmış ise, neden Atatürk sonrası isyan yoktur? Öyle ya bu isyanlar bir siyasi süreç olarak ele alınırsa, bu süreç 1938’ten sonra değişmiş olmalı ki artık isyan görülmüyor. Bu kez de karşımıza ‘neden’ sorusu çıkıyor.

FEODAL YAPI

Önce ‘Feodal’ sistemden ne anlıyoruz, ona bir bakalım…
Siyasetçi yazar Altan Tan, ‘her toplumda, her millette belli sınıflar ve katmanlar olduğu gibi, Kürt toplumunda da sosyal yapı belli katmanlardan oluşmaktadır’ diyor ve Kürt toplumunun feodal-yönetici üst kesimini şöyle sınıflandırıyor;

‘AĞALAR, BEYLER, MİRLER, ŞEYHLER ŞIHLAR VE KÖYLÜLER’

‘Mirler(Beyler), Kürt toplumunun en aristokrat kesimidir, bunlara yerel hükümdarlar da denilebilir; Ağalar, aşiret ağları olup çoğunluğu eğitimsiz, okur- yazar olmayan, etkinlerini çoğunlukla akrabalarının çokluğu ile kaba kuvvetten alan kişilerdir; Eşraf, şehir ve ilçe merkezlerindeki büyük zengin, eğitimli devlet yönetiminde etkin olan ailelerdir; şeyhler, tarikatların ve onların dini liderleri olan şeyhlerin Kürtler içerisindeki etkinlikleri öteden beri mevcuttur; Melalar(Mollalar), Kürtlerin aydınlarıdır’(1).

Altan Tan’ın tasnifinde ‘Halk Tabakası’ olarak adlandırılan geniş Kürt halk kitleleri de üç ayrılıyor, şöyle ki; ’Köylüler, Koçerler(Göçebeler) ve şehirli Kürtler…Kürt köylüleri de kendi arasında ikiye bölünüyor; toprak sahibi olanlar ve olmayanlar.

Bu bölünmüş yapı ise şöyle yaşıyor;

‘Toprak sahibi olanlar aşiret içinde daha saygın ve görece statü sahibi olanlar; Toprağı olmayan köylüler ise işçi-ırgat durumunda olan ve aşiretin sosyal-toplumsal olaylarında söz hakkı olmayanlardır. Göçebe Kürtler, yazın suyu bol, yüksek ve serin yaylalara, kışın ise ılıman ovalara göç eden aşiret üyeleridir. İlişkileri, yüzyıllar boyu devam eden gelenekler ve töreler çerçevesinde ilişkilerini sürdürülür.

Şehirli Kürtler ise kırsaldan göç edip şehirlere yerleşmiş olanlardır. Zaman ilerledikçe kırsal kesimdeki aşiret bağları ve aidiyetleri zayıflar’(2).

Beyler, Mirler, ağalar ve şeyhlerden oluşan bu feodal ağalık sistemi 1514 Çaldıran Savaşı’na kadar götürüyor bizi. Yavuz Selim, Şah İsmail’e karşı yanında savaşan Kürt aşiret reislerine babadan oğla geçen toprak ve beylik vermişti. Bugün Altan Tan’ın dile getirdiği sosyal yapı, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da hala geçerli olan bir yapıdır.

'NEDEN ATATÜRK VE CUMHURİYETE KARŞILAR'

Bakmadan Geçme!

KAPAT
'TÜRKİYE ABD'YE NASIL YELKEN AÇTI'