Özal
2018-11-16 02:43:53 ( 96 izlenme )

'Orgeneral Necip Torumtay NEDEN İSTİFA ETTİ'

1991 ABD-Irak savaşının hemen arifesinde Ali Bozer Dışişleri Bakanı olmasına karşın, Türkiye’nin Irak krizinde alacağı politik tavır ve kararlardan dışlandı ve bunun üzerine de istifa etti. 

12 Ekim 1990’da Ali Bozer istifa edince Ahmet Kurtcebe Alptemuçin Dışişleri Bakanı oldu; Haziran 91’e yani Körfez Krizi aşılıncaya kadar da bu görevde kalacaktır yani topu topuna dokuz ay.

Ali Bozer’i Genelkurmay Başkanı Necip Torumtay izledi; istifa etti…

TORUMTAY’IN İSTİFASININ PERDE ARKASI…

Alptemuçin’e göre bu istifaya da bir protokol hatası yol açmıştı, Orgeneral Torumtay protokol ihlali yüzünden istifa etmişti.Bakınız neydi bu protokol ihlali;

‘ORDUYA GÖREV VERİLMESİ GEREKİYOR'

‘Türkiye’nin Uluslararası Güç’ün müdahalesi sürecinde alacağı tavırları belirleyecek ‘Harekat Planı’ diye nitelenen çalışmanın hazırlıkları başlamıştı ve yanlış anlamalar da bu yüzden oldu. Genelkurmay Başkanımız, ‘Türk Ordusu Milli Savunma stratejilerine göre organize edilmiş ve konuşlandırılmıştır. Dolaysıyla taarruz etmek değil, ülkesine yönelmiş istilacı yaklaşımları durdurmak, sonra da püskürtmekle görevlidir. 

'GENELKURMAY HAREKAT İÇİN SİYASİ DİREKTİF İSTİYOR’

"Türk ordusunun içinde bulunduğu şartları değiştirmesi ve farklı bir konuma geçmesi için teçhiz edilmesi, hazırlanması gerekir. Bunun için de siyasi direktife ihtiyaç vardır. Yani hükümet karar verecek. Benim stratejilerim şunlardır; ben şu aşamalarda şu eylemleri yapacağım. Genelkurmay başkanı olarak siz orduyu hazırlayın, eğitimleri hızlandırın, eksik teçhizatınız varsa tamamlayın… Hükümet olarak kararınızı bana siyasi direktif olarak bildirin ki, bu talimat çerçevesinde ordumuz da gereken tedbirleri alsın’ diyordu ve o zaman asıl fırtına koptu…

‘KEMAL YAMAK’A ÖZAL’DAN ÖZEL GÖREV’

“Krize ilişkin değerlendirme toplantılarından birinde, Genelkurmay Başkanlığı’na politik direktifle ilgili bir taslak çalışma yapılması görevi verildi. İstenen, savaş durumunda her türlü olasılığa karşı hazırlıklı olunması, birliklerin hazır duruma getirilmesi ve eksiklerin tamamlanmasına yönelik bir plan ve alınacak her türlü tedbirleri içeren bir belgenin taslağıydı. 

Türkiye’de senlerden beri böyle bir belge hazırlanmamıştı, kimse hata yapmak istemiyordu. Son derece farklı bir süreç yaşıyorduk. Hükümet de Cumhurbaşkanı da bu sürecin prosedürünü tam olarak bilmiyordu. Hassasiyet içinde tartışıp, değerlendirip Türkiye için en iyisini bulmaya çalışıyorduk. 

Bunun için Cumhurbaşkanı Özal, siyasetçilerden ve tarih uzmanlarından değerlendirmeler isterken, bir taraftan da askeri ve stratejik donanımlarını ispatlamış kişilerden, karşılaşacağımız ihtimallerle ilgili bilgiler alıyordu. Cumhurbaşkanlığı genel sekreteri Kemal Yamak’tan da bir hazırlık yapmasını istemişti.”

‘TORUMTAY’IN GÖRÜŞLERİ DİKKATE ALINMADI’

“Kemal Yamak Paşa KKK’lığı yapmış, emekli bir askerdi. Genelkurmay Başkanlığı tarafından hazırlanan taslağı okumuş, Cumhurbaşkanı’nın istediği konuları ilave etmişti. Son gelişmeleri değerlendirmek üzere toplandığımızda, Kemal Yamak Paşa üzerinde çalıştığı metni getirmiş, kopyalarını Kriz Komitesi’ne dağıtmıştı. Oysa Genelkurmay Başkanı Torumtay da toplantıya kendi hazırladığı taslağı getirmişti. 

Ve Kemal Yamak Paşa tarafından dağıtılan metni, hepimizle birlikte o sırada gördü. Sonuçta kendi hazırladığı metnin değil de, bu metnin incelendiğini görünce çok gücendi. Ve Torumtay istifa etti…”

‘GENELKURMAY’A GÜREŞ ATANDI, SORUN BİTTİ’

“İstifa önce şok yarattı ama daha sonra da Hükümetin taş gibi sağlam yerinde durduğu görüldü. Zaten Politik Karar Metni’nin gerekleri de yeni Genelkurmay Başkanı Orgeneral Doğan Güreş tarafından yerine getirildi. Yani savaşa girmek ya da girmemek konusunda herhangi bir tartışma da olmadı.’ 

DURUM PROTOKOL HATASININ ÖTESİNDE

Genelkurmay Başkanı’nın savaşa girilmesine ramak kalmış bir siyasi süreçte istifa etmesini böylesi sıradan kural hatalarına bağlamak, kabul edilebilir bir gerekçe olmasa gerek. Meselenin özüne bakıldığında, istifanın ‘hükümetin orduya vermesi gereken siyasi direktif’ yüzünden ortaya çıktığı açık…

Bu istifa olayından 16 yıl sonra, dönemin Genelkurmay Başkanı ekranların karşısında geçecek, askerin Irak’a girebilmesi için yine bir siyasi direktifin olması gerektiğini şöyle açıklayacaktır(2); 

‘HAREKAT İÇİN SİYASİ DİREKTİF ŞART’

‘Şu soruyu bana sorabilirsiniz: Peki Kuzey Irak’a bir operasyon yapılmalı mı? Evet, yapılmalı. Olayın iki boyutu var. Birincisi sadece asker olarak baktığım zaman, evet yapılmalı. Fayda sağlar mı? Evet, sağlar. Olayın ikinci boyutu, siyasi olaydır. Bir hudut ötesi operasyon yapılması için bir siyasi kararın ortaya çıkması lazım’ .
O dönemde de Genelkurmay’a bu siyasi direktif verilmeyecektir…


BU SİYASİ KARAR YA DA DİREKTİF MESELESİNİN ÖZÜ NEYDİ?

Bir hükümetin Meclis’ten yetki alarak yurtdışına asker gönderme kararı ya da günümüz deyişiyle ‘sınır ötesi operasyon’ askeri değil, siyasi bir karardır. Dış politik güçlerini ve diplomatik kanalları kullanarak siyasi hedeflerine ulaşamayan bir hükümet, son noktada bu siyasi hedefleri elde edebilmek için savaşı göze alabilir ve yurt dışında bir askeri bir operasyon yapılmasına karar verebilir; bu doğaldır.Asker Meclis kanalıyla hükümetin emrindedir ve bu harekatı yapmakla zaten mükelleftir; bu da işin doğasında vardır.

‘HAREKATIN SİYASİ HEDEFLERİ AÇIKLANMALIYDI’

Asker ve hükümet arasındaki sorun da tam bu noktada başlar; yurt dışında yapılacak askeri operasyonun maksadı ne olacaktır, asker olası bir yurt dışı harekatında neyi hedefleyecektir?

İşte askerin hedeflerini belirleyebilmesi için, öncelikle siyasi hedefin ne olduğunu bilmesi gerekir; harekatı buna göre planlayacaktır. Bu siyasi hedefi bildirmesi gereken de hükümettir.

'TÜRKİYE'NİN SİYASİ HEDEFLERİ NE OLABİLİRDİ'

Irak krizinin geldiği aşamaya bakıldığında, Türkiye’nin ulusal çıkarlarının korunması anlamında siyasi hedefleri ne olabilirdi: ‘PKK terörünün Irak ayağının yok edilmesi; Barzani’nin Kürt devleti yapısının kırılması; Musul ve Kerkük’teki Türkmenlerin yerel ve merkezi yönetiminde söz sahibi olmasının sağlanması…’

‘SİYASİ HEDEF BELLİ DEĞİLSE ORDU HAREKAT YAPAMAZ’

Bu krize uluslararası boyutta bakıldığında, hükümetin bir başka siyasi hedefinin de Kuveyt işgalinin sona erdirilmesi olduğu açıkça görülür.

Hepsini alt alta sıraladığımızda, Turgut Özal’ın Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necip Torumtay’a şöyle bir siyasi direktifi vermesi gerekiyordu;
‘Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’nin Irak krizinin çözümü ve bu amaçla Türk Silahlı Kuvvetleri’nin kullanılması durumunda elde edilmesi gereken siyasi hedefleri şunlardır; PKK, Barzani, Musul ve Kerkük, Saddam…’

Bunun bir anlamı da şudur; Türk Ordusu bu siyasi hedeflere ulaşıncaya kadar harekatı sonlandırmayacaktır. Artık iş askerindir; vazife, dost ve düşman durumu, arazi ve elde mevcut kuvvetler dikkate alınarak harekat planı hazırlayacak ve harekete geçecektir…

İşte Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necip Torumtay’ın istifası altında yatan neden budur; asker kullanımına karar veren hükümet orduya siyasi direktifini vermemiştir.

‘ÖZAL HAREKATIN İNİSİYATİFİNİ KİMSEYE BIRAKMADI’

Yani Özal siyasi direktif vermemekle, Türk ordusunu Irak kriz yönetiminde bir ‘kapıkulu’ mantığında kullanmaya çalışmıştır. Hatırlayalım, Alptemuçin Torumtay sonrası için ne demişti; ‘Zaten Politik Karar Metni’nin gerekleri de yeni Genelkurmay Başkanı Orgeneral Doğan Güreş tarafından yerine getirildi. Yani savaşa girmek ya da girmemek konusunda herhangi bir tartışma da olmadı.’

Özal sonrası başbakan olan Çiller’le çalışan Orgeneral Doğan Güreş’in şöyle dediği de kaydedilmişti; ‘O şak diye emrediyor, ben tak diye yapıyorum’.

Yani?
Yani Özal, Irak krizinde hem Dışişleri Bakanı’nı hem de Genelkurmay Başkanı’nı saf dışı bırakmış; ABD Başkanı ile teke tek görüşerek Türkiye’nin bu krizdeki politik tavrını tel başına tayin etmiş; Türk Ordusu ve Türkiye’nin güçlerini ABD’ye tahsis etmiştir.

Benzer bir davranış 2003 Körfez Savaşı’nda da görülecek, bu kez Erdoğan Özal’ın bu yolunu aynen izleyecektir.

SONUÇ

Sonuçta Torumtay istifa etti, yerine Doğan Güreş getirildi. Güreş hükümetin istediğini yaptı, siyasi direktifte ısrar etmedi ve bu harekat hiç yapılmadı.

Sonrasında 1991 Birinci Körfez Savaşı patlak verdi, Türkiye bu savaşta ABD’yi destekledi ama kaybeden yine Türkiye oldu. Çünkü savaş sonrasında Türkiye karşısında silahlı bir terör örgütü ile özerkliğini ilan etmiş bir Barzani buldu. Milyarca dolar ekonomik kayıp ise hiç gündeme getirilmedi…

Erdal Sarızeybek

Yararlanılan Kaynaklar:

1. Alptemuçin, ‘Özallı Yıllar’, s. 338.
2. Genelkurmay Başkanlığı resmi basın açıklaması, 12 Nisan 2007.

Önerilen Videolar

Bunlar da İlginizi Çekebilir

Harput isyan etti!.. 'ELEBAŞLARI GELSİN HESAP VERSİN' Tarihi kanıt!.. 'Erdoğan ve İlker Başbuğ neden yan yana geldi' Erdoğan konuştu!.. 'O İŞ MASADA' 'TALABANİ KÜRT DEĞİLMİŞ'

Bakmadan Geçme!

KAPAT
'DAĞLARA GEL DAĞLARA NE DEMEK'