'İKİ ÖRGÜT ARASINDA İNANILMAZ BAĞ'

2209 izlenme2018-11-27 04:10:33
Reklamlar
Tarih: 27 Kasım 2017…

Kayseri'de, Yeni Ufuklar Derneği tarafından 'FETÖ'nün TSK yapılanması' konulu konferans düzenlendi.

Konferansa konuşmacı olarak katılan eski askeri hakim ve savcı Ahmet Zeki Üçok, FETÖ/PDY örgütünün ilk olarak 1986 yılında ortaya çıktığını ifade ederek, "Kuleli askeri lise sınavlarının çalınması sonrası 'Kazanırız' diyerek, okuldan atılmayan çocuklar, 15 Temmuz'da karşımıza darbe girişiminin en etkili isimleri olarak çıktı" dedi.

‘İLK SAĞ-SOL SIZINTI DÖNEMİ 1978 MEZUNLARI’

Üçok, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin (TSK) önemine vurgu yaparak, "TSK, Türk milletinin ve devletinin en güvendiği kurumdur. Hala da öyle olduğunu düşünüyorum. Türkiye Cumhuriyeti devletini kim ele geçirmek ve ülkemiz üzerinde etkin olabilmek isteyenler, TSK üzerinde yer alıp, bu yapı içinde kendi gücünü ortaya koyabilmek çabası içinde olmuştur. Bizim zamanımızda da solculuk sağcılık vardı. Özellikle harp okulunun 78 dönemi bu süreçten çok etkilendi. Birçok kişi okuldan atıldı" dedi.

‘SIZINTILAR ABD-CIA DESTEKLİ’

FETÖ'nün amacının, TSK içinde kendi yapısını oluşturmak olduğunu da kaydeden Üçok, "Bu yapıyı oluştururken sadece bir cemaat kavramı içinde TSK'nın içinde bu kadar güçlü olmak mümkün olmadığı için, özellikle ABD ve CIA'in bu örgütü desteklemesi ile TSK içinde 1960 yıllarından bu yana TSK içinde bir yapılanma içine girdi" diye konuştu.

FETÖ terör örgütünün ortaya çıkışını 3 tarih vererek özetleyen eski askeri savcı Üçok, dikkatle dinlenen konuşmasını şöyle sürdürdü:

‘FETÖ SIZINTISI İLK 1986’DA’

"Bizim resmi olarak FETÖ'yü tespitimiz 1986 yılı oldu. Kuleli Askeri Lisesi sınav sorularının çalınması ile ortaya çıktı. 1986'da yılında FETÖ soruları çalarak, Işık evlerinde okuyan 450- 500 civarında çocuğa veriyorlar. O çocuklarda askeri lise sınavlarında Türkçe sorularının neredeyse tamamını yapıyorlar. Bu da bugüne kadar hiç olmadığı için çok dikkat çekiyor. O süreçte 50-60 kişi atılıyor. Geri kalanı da kazanırız diyerek, okullarına devam ediyor. Kuleli Askeri Lisesi sınavlarında 'kazanırız' diye okula devam ettirilen çocukların 15 Temmuz'da karşımıza çıktıklarını görüyoruz.

‘1986’DA KULELİ’YE GİRENLER 15 TEMMUZ’UN KİLİT İSİMLERİ’

“1986 yılında Kuleli'de ki çocukların 15 Temmuz darbe girişiminin en etkili isimleri olarak karşımıza çıktığını görüyoruz. Cumhurbaşkanının yaveri, Kuvvet komutanlarının genel sekreterleri, korumaları, üst düzey isimler olarak karşımıza çıkıyorlar. 1994 mezunları altın nesil olarak bilinen bir evredir. Bunlar içinde TSK içinde görülmemiş derecede kurmay subay çıkmıştır. Bunlar TSK'ya ilk bulaşma tarihidir. Ondan önce mutlaka olmuştur. Ama bu resmi olarak bilinen tarihler.”

‘İKİNCİ FETÖ SIZINTISI 1987’DE’

“2. tespit 1987 yılında Hava Kuvvetleri'nde görevli R.B. isimli bir astsubayın 'hava kuvvetleri imamıyım' demesi oluyor. Bin 400 kişi ile ilgili bir isim listesi veriyor. Üçüncü tespit ise, 2009 yılında Kayseri'de benim 2. Hava İkmal Bakım merkezinde yapmış olduğum soruşturma oluyor. 3 astsubay çavuşun 'abilerine' askeriyeden bilgi aktarımının tespiti oluyor."

‘FETÖ’ÜN EN GÜÇLÜ DÖNEMİ 2006-2015 YILLARI ARASI’

Örgütün 2006 ile 2015 yılları arasında TSK'daki gücüne de dikkat çeken emekli hakim albay, avukat Ahmet Zeki Üçok, "Son 10 yılda sadece harp okullarından FETÖ üyeleri tarafından atılan öğrenci sayısı 4 bin civarında. FETÖ'nün, TSK'daki faaliyetleri ikiye ayrılıyor. Birincisi Silahlı Kuvvetlere girme, ikincisi ise, TSK'da kendilerinden olmayanları atma süreci. 2006 ile 2015 yılları arasında 40 bin FETÖ üyesi TSK içine sokuldu" ifadelerini kullandı.

FETÖ üyesi olmayan askerlerin de zaman içinde çeşitli sebeplerle örgüte katıldığını da iddia eden, 2006-2015 yılları arasında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'nın yaptığı inceleme sonrasında askeri okullara giren öğrencilerin yüzde 80'inin FETÖ ile bağlantılı olarak girdiğinin belirlendiğine dikkati çeken Üçok;

'DEVŞİRME FETÖ ÜYELERİ OLUŞTU'

'' 1986'dan bu yana her yıl bin civarında kişi ya TSK'ya sokuldu ya da mevcutlar devşirildi. Yurt dışına gideceksiniz, general olacaksınız, akademiye gireceksiniz, pilot olacaksınız olamıyorsunuz. Tüm bunları gören TSK personellerinden bazıları FETÖ tarafından devşirildi.”

‘ORDUNUN YARISI FETÖ’NÜN KONTROLÜNDEYDİ’


“Silahlı kuvvetlerimizin yarısı FETÖ kontrolündeydi. Bundan dolayı, kendi komutanından emir almayan, Amerika'daki örgüt liderinden emir alan askerler, kendi vatandaşlarının üzerine tank sürüp, kendi halkına bombalar yağdırıp, milletin meclisini bombaladılar. Bütün darbenin planlaması 03.00 olarak yapılmıştı. 6 saat öne çekildi. Askerde 1 saati bile öne çektiğinizde bütün sistem alt üst olur. 6 saat öne çekilmemiş olsaydı darbeye hiç birimiz engel olamazdık" diyerek sözlerini tamamladı(Kaynak: DHA, 27 Kasım 2018).

ABD PKK VE FETÖ

Yıl 1978.
Önce adı PKK olan bir örgüt kurdular.
“27 Kasım 1978 tarihindeki PKK’nın Kuruluş Kongresine ör güt lideri Abdullah Öcalan’ın yanı sıra toplam 19 kişi katılmıştır(9). Kuruluş kongresinde Abdullah Öcalan Genel Sekreter, Cemil Bayık ise Genel Sekreter Yardımcısı olarak seçilmiştir. Kuruluş Kongresi’nde alınan temel kararlardan birisi de PKK’nın alt örgütleri oluşturduktan sonra partinin kamuoyuna ilan edilmesi olmuştur. Bölge Hazırlık Komiteleri, teşkili planlanan iller ve bu illerde görevlendirilecek olan üst düzey kadroların isimleri tespit edilerek görevlendirmeler yapılmıştır(10).

Yıl 1979.
Lübnan’da adı PKK olan örgütü konuşlandırdılar.

PKK yöneticilerinden Şahin Dönmez’in 79’da yakalanması ve itiraflarda bulunup örgütü deşifre etmesi üzerine Öcalan Suriye’ye geçti. Suriye istihbaratının desteği ile Lübnan’daki El Fetih kamplarına yerleşti(11). Lübnan’a gönderilen PKK militanları Filistin Kurtuluş Örgütü içinde yer alan ve Sovyetler Birliği güdümünde güdümünde, ancak pratik ilişkileri daha çok Bulgaristan’la olan Filistin Demokratik Halk Cephesi kamplarına beşer onar kişilik guruplar halinde dağıtıldılar. Lübnan’daki kamplarda yerleşik hale gelen PKK’nın 1981 itibariyle sayıları yaklaşık 150 kişiydi(12)”

Yıl 1979.
Adı PKK olan örgüte ilk yapısal toplantısını yaptırdılar.

“79-81 arası geçen iki yılda örgüt Bekaa’da eğitim yaptı, terör eylemlerinin hazırlanması ve icrasındaki incelikleri öğrendi, silahlı olarak eğitildi, Marks ve Lenin öğretildi ve PKK’ nın sözde birinci konferansını gerçekleştirdi; 15-25.07.1981 tarihleri arasında Lübnan Helvi Kampında 11 gün süren PKK I. Konferansı gerçekleştirilmiştir(13)”

Tilki Kod Ali Ozansoy anlatıyor; “...Halep’in Kobani ilçesinden 1 Ocak 1981 tarihinde Lübnan El Bekaa Vadisi’ndeki El Havuş Kampı’na geldik. Kamp Filistinlilere aitti. Türkiye’den APO’cular olarak yalnız biz gelmiştik. Kampa daha sonra Cemil BAYIK geldi... Kampta diğer sol örgütler de vardı (DEV­YOL, Rızgari gibi)... Ben, Şahin KILAVUZ. Solmaz ÖMÜRCAN, Suriye­Lübnan hududundaki Helvi Kampı’na çağrıldık. Kampta PKK’nın I. Konferansı’nın yapılacağı ve bu konferansa katılacağımız söylendi... Kampın çevresinde Suriye’nin Sam­6 Füze Bataryaları vardı....(14”).

Yıl 1981.
PKK’yı Türkiye’ye gönderdiler. Bekaa’da eğitilen ve yapacakları eylemler öğretilen teröristler 1981’den itibaren yavaş yavaş Türkiye’ye gelmeye ve Doğu’da örgütün alt yapısını kurmaya, kırsal alanlarda geçici üs bölgeleri oluşturmaya ve halk içinde yapılanmaya başladı.

Yıl 1982.
PKK’yı Suriye, Irak ve İran’da örgütlediler. 1982 yılı bir dönüm noktası oldu PKK terör örgütü için; İsrail’in Lübnan’daki terör kamplarına bir saldırı düzenlemesi donucu PKK önce Suriye’de örgüt evleri kurarak yerleşti. Ardından İran’a geçip Zagros dağları ile Urumiye bölgesinde örgüt hücreleri oluşturdu ve ardından Irak kuzeyine gelerek Barzani ile anlaşma yaptı ve bildiğimiz ünlü PKK kamplarına yerleşti.

Ersever’in deyimiyle adım adım ilerliyordu örgüt;
“1982’de İsrail Güney Lübnan’da bulunan kamplara bir harekât başlattı. Bu harekât sonucunda Filistinliler önce Batı Beyrut kesimine hapsedildiler, ardından da Lübnan’dan sürüldüler. PKK militanları ise Helve kampında 20 kişilik bir güç bırakıp topluca Suriye’ye geçtiler. Sayıları 300’e ulaşan militanlar Şam, Kamışlı ve Halep’te onlarca örgüt evine yerleştirildiler. PKK bu arada bir gurup adamını da İran ve Kuzey Irak’a yerleştirmişti. İran’dakiler, İran istihbarat teşkilatının bilgisi dahilinde Kuzey Irak ve sınıra yakın Urumiye şehrine yerleştirildiler. Oradan hem Türkiye’ye hem de Kuzey Irak’a geçiş yapabiliyorlardı.”

1982 DÖNÜM NOKTASI

1982 gerçekten bir dönüm noktasıdır örgüt için. Bu dönüm noktası Barzani ile kurduğu ittifaka dayanmaktadır. Bu ittifak Uğur Mumcu’nun dikkatinden kaçamamış ve o daha yıllarda kamuoyunu ve yetkilileri uyarmış ancak dinleyen olmamıştır; “Kuzey Irak’ta bugün Talabani ve Mesud Barzani peşmergeleri ile PKK gerillaları savaşıyor. Kürt Kürt’ü öldürüyor. Barzani ve Talabani, ABD ve Batı desteği ile kurdukları “Kürt Federe Devleti”nde iktidarı PKK ile paylaşmak istemiyorlar. Oysa 1982 yılında Barzani ile PKK arasında anlaşma yapılmış, “Irak Kürdistan Demokrat Partisi” o tarihten 1989 yılına kadar bu ayrımcı terör örgütünü desteklemişti(15).”

Olayların ayrıntıları ise Cem Ersever’in anlatımlarında gizlidir; “1982 yılı itibariyle Irak Hükümeti, İran savaşı nedeniyle kuzey bölgesini tamamen kontrolsüz bırakmış ve bu bölge Mesud Barzani’nin Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) nin denetiminde tampon bir bölge olmuştu. Celal Talabani’nin Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) de oradaydı ama kontrol Barzani’nin elindeydi. İran-Irak savaşı sırasında İran, topraklarını Barzani’ye açtı ve yüz bine yakın peşmergeyi Saddam’a karşı silahlandırdı.” Kod Tilki anlatıyor;

Yıl 1983.
PKK Türkiye’de ses getirecek bir eylem hazırlığına girişti. 1983 yılında PKK’nın mevcudu 350-400 kişiye ulaşmıştı. Yaklaşık 50 kişilik bir savaşçı gurubu parçalar halinde öncü olarak Hakkari, Siirt, Şırnak, Batman, Mardin, Diyarbakır, Bingöl ve Tunceli’nin dağlık kesimlerine sızıp üslenmişlerdi. Aynı dönemde doğrudan Suriye’den Mardin, Şanlıurfa, Gaziantep ve Adıyaman illerine de 15 kişilik bir gurup öncü olarak giriş yapmışlardı(16).

Ankara DGM Cumhuriyet Başsavcılığı yazıyor; “...Türkiye’ye girme aşamasına gelindiğini, bunun için de elverişli zeminlere doğru kayış hazırlığına başlanacağını, kongreden sonraki asgari bir yıl içerisinde örgütün askeri faaliyetini yürütecek olan silahlı propaganda birliklerinin kadro, silah, üst ve donanım bakımından hazırlanmasının gerektiği, Avrupa’daki faaliyetlerin yeniden ele alınarak amaca uygun bir şekilde düzenlenmesinin gerektiği yolunda kararlar alınmış ve gruplar bölgelerine faaliyet için dağılmıştır(17). (Kls: 18/Dizi:2)

BİNBAŞI CEM ERSEVER

PKK terör örgütü ile mücadelenin önemli isimlerinden biri olan Ahmet Cem Ersever, PKK tehdidin ortaya çıkmadan çok öncesinde örgütün yaptığı hazırlıklar, kurduğu ittifaklar, yerleştirildiği kamplar ve yapılan hazırlıklarla ilgili çok önemli bilgilere sahiptir. 1991’de “Ahmet Aydın” mahlas adıy la yazdığı kitabında anlattıkları, yetkililerin göz ardı edebileceği türden sıradan konular değildir. Bir ihanet belgeseli hazırlamak isteyenler için Uğur Mumcu ve Cem Ersever’in yazdıkları kaynak olarak yeterlidir, hatta birden fazla belgesele konu olabilecek kadar da kanıt vardır.

YETKİLİLERDE AĞIR İHMAL

Ersever, 78’den 91’e geçen yıllarda yetkilileri çok ağır bir dille suçlamaktadır. Binbaşı Ersever’in yapmış olduğu bu analizler, aynı zamanda PKK terör örgütünü ve teröristleri nasıl dikkatlice izlediğinin de bir göstergesidir. Şüphesiz ki Ersever bu bilgileri kendine saklamamış ya da kendisi için toplamamıştır. Şüphesiz ki bu bilgiler üst makamlara ulaştırılmıştır, çünkü Ersever’in görevi buydu zaten; bilgi toplamak ve yukarıya zamanında ulaştırmak. 

Demek ki ülkemizin bir istihbarat zafiyeti yoktur. Bu zafiyet zaten olmadı hiç, ama elde edilen istihbarata karşı ne işlem yapıldı, diye soracak olursanız, cevabı yine bir hiçtir! Türkiye PKK terör örgütüne yönelik ne Lübnan’da ne de Şam’da bir operasyon düzenlememiştir. Düzenledik diyenlerin iddiası ise Şam dolaylarında düzenlendiği iddia edilen bir patlamadan öteye geçmemiştir.

ÖZAL ATEŞKES YAPTI, ERSEVER İSTİFA ETTİ

Ersever 1993 yılı Mart’ında kendiliğinden istifa etti. Gerekçesi ise örgüte karşı yapılan mücadelenin yanlışlığıydı. Çünkü o örgütü tanıyordu, lider kadroyu tanıyordu, imkân ve kabiliyetlerini biliyordu ve böylesi çapsız bir örgütün Türkiye Cumhuriyeti’ne kafa tutmasını hazmedemiyordu. Sanırım bütün öfkesi buydu; kişiliksiz bir İmralı, robotlaştırılmış bir terörist ve güçsüz bir örgüt, devlet yönetiminin yanlışları sonucunda güçlenmiş ve devlete kafa tutar bir hale gelmişti! 

Okuduğumuz Cem Ersever’den anladığımız budur. Ersever öfkelenmesin de kim öfkelensin! Kitaplarında anlattığı olaylar şunu açıkça gösteriyor ki Ersever bu örgütü adım adım takip ediyordu. Açıklamalarında hissedilen özgüven zaten bunu açıkça gösteriyor.

PKK’YI HERKES BİLİYORDU

Ersever’in dedikleri doğruydu; “Sağır Sultan bütün bunları dinlemiş ve duymuştur. Ama öyle görülüyor ki ilgililer bu konuda bilgisiz oldukları için ilgilenmemişler ve yerinde bir tanımla Kürt Milli Demokratik Devrimi içinde bulunduğumuz aşamaya gelivermiştir. Nasıl geldiğini hepimiz çok iyi biliyoruz. Yavaş yavaş ve adım adım gelmiştir.

YETKİLİLER NEDEN GÖZYUMDU

Aslında Ersever öfkelidir, biz anlıyoruz nedenini, siz de okuyunca göreceksiniz; “Bu noktaya nasıl geldiğini hepimiz çok iyi biliyoruz. Yavaş yavaş ve adım adım gelmiştir. Tedbirler alınmış ya da alınmamıştır. Kürt Sorunu ve PKK adı hala beraber anılıyorsa, asker-sivil, günahlı-günahsız hala insanlar öldürülüyorsa tedbirler üzerinde biraz düşünmenin zamanı geldi de geçiyor demektir. 

Güneydoğu’da bir telefon ile esnaf dükkanlarını kapatıyor veya açıyorsa, bir slogan etrafında on binlerce insan toplanıp yürüyüş yapabiliyor ve Kahrolsun Türkiye! Yaşasın Başkan Apo! Diye bağırabiliyorsa, ilçeler saatler ve hatta günler süren silahlı çatışmalar çıkabiliyorsa ve bütün bunlara İnsan Hakları adına ses çıkarılamıyorsa, değişmesi gereken bir şeyler var demektir.”

PKK terör örgütü yurt dışında uygun çalışma koşullarına sahip oldu, örgütlendi.
84’te ilk olarak Şemdinli’de bizi vurdu.
88 Halepçe katliamı ile örgüte katılımlar arttı.
91 Körfez savaşıyla örgüt, silahlı bir güç haline geldi.
93 Bingöl katliamı ile çatışmaları ülkemize taşıdı, köylerimize ve karakollarımıza saldırdı. Ersever haklıydı. PKK gökten inmemişti, yerdeydi ve adım adım bugünlere doğru ilerliyordu.

Şimdi yıl 2018…
Kayseri'de, Yeni Ufuklar Derneği tarafından 'FETÖ'nün TSK yapılanması' konulu konferans düzenlendi. Konferansa konuşmacı olarak katılan eski askeri hakim ve savcı Ahmet Zeki Üçok, FETÖ/PDY örgütünün ilk olarak 1986 yılında ortaya çıktığını ifade ederek, "Kuleli askeri lise sınavlarının çalınması sonrası 'Kazanırız' diyerek, okuldan atılmayan çocuklar, 15 Temmuz'da karşımıza darbe girişiminin en etkili isimleri olarak çıktı" dedi.

SONUÇ

Fettullahçı terör örgütünün Türk Ordusuna sızma girişimlerinin 1986’da başladığı kabul edildiğinde, aynı süreçte PKK terör örgütünün de Irak kuzeyi Barzani bölgesinde yapılandığı anlaşılıyor. 1986’dan 15 Temmuz 2016 darbe girişimine kadar süreçte FETÖ’nün devlet içinde yapılanması ve örgüt üyelerinin hem devlet kadrolarında hem de ordu içinde et yetkili makamlara getirilme süreçleri yaşanırken, 1991’de başlayan Körfez kriziyle birlikte Büyük Ortadoğu Projesini başlatan Amerika’nın pkk terör örgütünü bu projenin silahlı ayağı olarak yapılandırdığı görülüyor.

1991’de Amerika’yı destekleyen Türkiye’deki yönetici siyasetin BOP sürecine zemin kazandırdığı ama aynı zamanda 86’da Türk ordusunda başlayan FETÖ sızmalarına karşı da yok edici tedbirlere başvurmadığı ortaya çıkıyor.

1991-2003 yılları arasında pkk terör örgütü katliam boyutunda yaptığı eylemlerle bir yanda halkı sindirirken diğer yanda örgütünün silahlı yapısında güç kazandırıyor ve 2003 Körfez savaşıyla birlikte BOIP projesinin silahlı ayağı pkk yeniden devreye alınıyor. Bu arada FETÖ yapılanması da hiç hız kesmeden devam ediyor.

2003 yılında, Türkiye’de yönetici siyasetin ABD’ye verdiği destekle Saddam rejimi devriliyor ama aynı zamanda Irak kuzeyinde Barzani federe devlet yönetimi kuruluyor, BOP projesinin bir uzantısı olarak. PKK terör bu süreçte siyasi güce dönüştürülüyor ve Doğu Anadolu’da yerel yönetimleri elde ediyor. FETÖ de hala ordu ve devlet içindeki yapılanmasını sürdürüyor.

2007 GENEL SEÇİMLERİ

2007 seçimlerine damga vuran belli başlı olaylar şöyle sıralanıyor;
Genelkurmay’dan Özal ve Erdoğan siyasetlerinin ABD’ye verdiği desteğin Türkiye’nin ulusal çıkarlarına zarar verdiğine yönelik basın açıklaması( 12 Nisan 2007)

Genelkurmay’dan Türkiye’de irticanın hortladığına ilişkin ancak içeriği boş olan sözde bir açıklamanın Orgeneral Yaşar Büyükanıt tarafından Genelkurmay web sitesinde yayınlanması( 27 Nisan 2007)

Demokrat Parti adı altında ittifak kurulacağının seçim öncesinde Erkan Mumcu ve Mehmet Ağar tarafından kamuoyuna deklare edilmesi. Ancak Temmuz 2007 seçimlerine günler kala yine aynı kişiler tarafından bu ittifakın bozulması.

Genel seçimleri Adalet ve Kalkınma Partisi’nin tek başına kazanması.
Orgeneral Yaşar Büyükanıt ile Recep Tayyip Erdoğan arasında Dolmabahçe görüşmesinin yapılması.

Cumhuriyet Savcısı Zekeriya Öz’ün Türk Ordusuna yönelik kod Ergenekon soruşturmasını başlatması.

Dağlıca Hudut Taburuna pkk terör örgütünün saldırması sonucu 12 şehit verilmesi ve 7 askerin kaçırılması sonrasında Türk Ordusu mensuplarına yönelik kapsamlı gözaltıların başlaması…

Şimdi tüm bu olaylar yan yana getirildiğinde, FETÖ ve pkk terör örgütünün aynı süreçte ortaya çıktıkları, biri devlet ve ordu içerisinde yapılanırken diğerinin de ABD desteğinde silahlı güç kazandığı anlaşılmaktadır.

PKK terör örgütü BOP projesi çerçevesinde Irak kuzeyi, Türkiye’nin Doğu ve Güneydoğusu, Suriye’nin kuzeyinde küresel Kürdistan planına uygun olarak yapılanmasını neredeyse tamamladığı ve son aşamaya gelindiği açık görülmektedir.

Baştan beri kumpas olduğu açık bilinen kod Ergenekon soruşturmasıyla Türk Ordusu içerisindeki cumhuriyet değerlerine, ülkenin birlik ve bütünlüğüne bağlı kadroların tasfiye edilmiş olduğu da medyada açık anlatılmaktadır.

Türkiye bugün Amerikan BOP projesinin son aşamasındadır, bu aşamada BOP’ta öngörüldüğü gibi küresel Kürdistan projesine anayasal çerçevede bir yapı kazandırılmak süreci içerisindedir. Anlaşılan o ki bu süreci hızlandırmak için ta 1986’dan bu ordu içine sızdırılmış olan unsurlar 15 Temmuz’da harekete geçirilmiştir.

Türkiye’nin izlediği siyasetle BOP’a hizmet etmesi, geleceği, varlığı ve bekası açısından ağır bir risktir. Bu risk şimdiden bertaraf edilemezse eğer Türkiye bugün Irak ve Suriye’de gördüğü etnik ve mezhep temelli parçalanmaları kendi topraklarında da görme tehdit ve tehlikesi altına girecektir.

Çözüm, Türkiye’nin ülkesi milletiyle bölünmez bütünlüğünü sağlama ve ulus devlet kimliğini güçlendirme siyasetinden geçmektedir.

Erdal Sarızeybek

Yararlanılan kaynaklar:


1. Buna göre, 1979 yılı itibariyle Gaziantep Bölge Temsilciliğine Ali ÇE TİNER, Şanlıurfa Bölge Temsilciliğine Mehmet Hayri DURMUŞ, Adıyaman Bölge Temsilciliğine Ali Haydar KAYTAN, Mardin Bölge Temsilciliğine Baki KARER, Siirt Bölge Temsilciliğine Mehmet Cahit ŞENER, Tunceli-Erzincan Bölge Temsilciliğine Yıldırım MERKİT, Elazığ-Malatya Bölge Temsilciliğine Hüseyin TOPGÜDER, Bingöl-Muş-Erzurum Bölge Temsilciliğine Resul ALTINOK, Van-Hakkari Bölge Temsilciliğine Çetin GUNGÖR, Kars Bölge Temsilciliğine Abbas GÖKTAŞ, Ağrı Bölge Temsilciliğine Mehmet TURAN isimli üst düzey örgüt militanları gönderilmişlerdir.

2. Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi Öcalan Davası İddianamesi.
3. Kürtler, PKK ve Abdullah Öcalan, araştırma, Ahmet Cem Erser, 2007, Milenyum Yayınları.
4. Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığının Öcalan Davası İddianamesi.
5. Tilki kod Ali Ozansoy, PKK terör örgütü üyesi. Örgütün kurulduğu 1978’den beri örgütsel faaliyetler içinde. Gaziantepli, 80’li yıllarda güvenlik güçleri tarafından yakalanmış ve dönemin Diyarbakır 1 Nolu sıkıyönetim mahkemesinde yargılanmış. Mahkemenin 1985/257 sayılı dava dosyasında eylemlerine ilişkin bilgiler var.
6. Uğur Mumcu, Cumhuriyet, 13 Ekim 1992.
7. Kürtler, PKK ve Abdullah Öcalan, araştırma, Ahmet Cem Ersever, 2007, Milenyum Yayınları.
8. Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi Öcalan Davası İddianamesi.
Not: PKK terör örgütünün ilk kuruluş toplantısına katılanlar: Cemil BAYIK, Şahin DÖNMEZ, Mehmet Hayri DURMUŞ, Baki KARER, Mehmet TURAN, Mehmet Cahit ŞENER, Fer zende TAĞAÇ, Ali Haydar KAYTAN, Mazlum DOĞAN, Hüseyin TOP GÜDER. Ali GÜNDÜZ, Sekine CANSIZ, Kesire YILDIRIM, Duran KALKAN, Ali ÇETİNER, Faruk ÖZDEMİR, Abbas GÖKTAŞ, Abdullah KUMRAL.

Başvuru kitabı:
Büyük Suikast/ Destek yayınları,
Kurt Kapanı, Pozitif Yayınları.

Önerilen Videolar

Bunlar da İlginizi Çekebilir

Erdal Sarızeybek Kimdir? 'ABD KARGOSUNDA HAYALET SİLAH' 'MÜTERCİMLERİN SÖYLEDİKLERİ MEĞER DOĞRU DEĞİLMİŞ' DW Türkçe'den ANLAMLI MESAJ!..

Bakmadan Geçme!

KAPAT
Özal'dan Erdoğan'a... 'TEHLİKELİ GİDİŞAT'