Osmanlı
2018-11-16 02:47:00 ( 60 izlenme )

Osmanlı'ya üçüncü isyan... 'BOTAN EMİRİ BEDİRHAN'

Son Bey İsyanı; Bedirhan

1839’da, Osmanlı Ordusu ile Mısır Ordusu ikinci kez karşı karşıya gelmiş, Nizip’te çıkan savaşta, bir kez daha yenilmişti. Mehmet Ali Paşa’ya bir beylik verilmiş, Mısır, Ali Paşa soyundan gelenlere bırakılmıştı.

BABAN, SORAN VE BEDİRHAN İSYANLARI

Bu süreçte, Osmanlı ordusu yanında yer alan Cizre Emiri Bedirhan Bey, bölgenin en güçlü yönetimi olarak ortaya çıktı. Bu güç de, tıpkı Baban ve Soran beylerinin özerklik ya da bağımsızlık talepleri gibi, Osmanlı’dan koparak ayrı bir devlet kurmak için isyana yöneldi…

‘BEDİRHAN NESTURİLERİ VURUYOR’

Aynı süreçte, Bedirhan ile Hıristiyan bir topluluk olan Nesturiler arasında sorun yaşanıyordu. Tanzimat Fermanı ile Hıristiyan tebaaya ayrıcalık tanınması, Hakkari bölgesinde yaşayan Hıristiyan Nesturilerin yerel Kürt yöneticilerine karşı tavır alması, bölge hakimi Bedirhan ile Nesturiler arasında ciddi sorunlara yolaçmıştı.

Kürt beylerine bağlılık ve vergi ödeme konularında çıkan bu sorunlar bir anda çatışmaya dönüştü. Hakkari bölgesindeki meydana gelen olaylarda çok sayıda Nesturi hayatını kaybetti. Bedirhan Bey’in bu Hıristiyan topluluğa karşı uyguladığı şiddet, hem Osmanlı yönetimi hem de Haçlı kutsal ittifakın büyük tepkilerine yolaçtı(1).

BEDİRHAN BEY KİMDİ?


Önce isyancı beyimize bir bakalım; kimdi bu Bedirhan Bey…
“Bedirhan Bey, 1802 yılında Cizre’de doğdu. Babasının adı Abdullah.
Cizre tarihinde önemli bir yere sahip olan Bedirhan; Azizi, Aziziye veya Azizan adıyla ün yapmış olan Cizre-Bohtan beylerinin soyundan geliyordu.

Hatta Bedirhan Bey’in soyunun, Halid bin Velid’in torunlarından Diyarbakır Valisi Abdülaziz’e dayandığı da söyleniyordu. Bundan dolayı bu sülaleye bağlanmanın şerefini anlatmak üzere, bu soydan gelenlere “Azizi” denmişti. Bedirhan Bey, Yavuz Sulştan Serlim’in İdirisi Bitli ile yaptığı anlaşma sonrası Cizre Emirliği yönetimini aldığında henüz 19 yaşındaydı(2).”

DOĞU ANADOLU’DA OSMANLI KARŞI EN GÜÇLÜ BEY; BEDİRHAN

Bedirhan Bey Mısır’a karşı Osmanlı yanında savaştığı için, elde ettiği imtiyazlarla önemli bir güç kazanmıştı. Tarihçi yazar Bilal Şimşir’in kalemiyle, öylesi bir güçtü ki, 1830’larda ve 1840’larda, bu bölgede dolaşmış veya görev yapmış olan ileri gelen misyonerlerin hemen hepsi, Cizre’nin 20 kilometre kuzeydoğusuna düşen Bedirhan Bey’in konağına uğruyor, orada konaklıyor ve ağırlanıyordu.

MİSYONERLER DEVREDE

Amerikan Misyonerleri Wrigth ve Breath, İstanbul’dan Cizre’ye kadar gitmiş, orada Bedirhan Bey’i bulmuş ve onun konağında misafir bile olmuşlardı. Yayımladıkları kitaplarda ve dergilerde Bedirhan Bey’den övgüyle söz ediyorlardı. Missionnary Herald dergisinde, Bedirhan Bey için yazılmış övücü makalelerden biri de şuydu;

‘MİSYONERLERİN UĞRAK YERİ’

“ Cezire’den 18 mil kadar uzakta, Fırat Nehri’nin yanında, Degul’de, Bedirhan’ın ikametgahı vardı. Bu, birkaç yüz hanelik küçük bir kasabaydı. Gud Dağı’nın eteklerine kurulmuştu. Bey’in kalesi köyün yanındadır. Haddi hesabı belli olmayan bir zenginliği vardır. Kuvveti doğuda İran sınırından Diyarbekir kapılarına ve Mezopotamya’ya kadar uzanır. Şöhreti yaygındır. Kuzey Kürdistan’da, hemen hemen her aşiret reisi ona bağlılık ziyaretinde bulunur. Hatta Hakkarili Nurullah Bey bile onun tarafından kabul edilmeyi bir şeref sayar(3)...

Bir yanda Musul ve Bağdat, öte yanda Osmanlı merkez yönetimine karşı ciddi sorunlarla baş başa kalan Bedirhan Bey, olası bir Osmanlı harekatına karşı Van bölgesindeki Han Mahmud ve Hakkari bölgesinde Nurullah Bey’in de desteğini alarak yönetim alanını genişletmişti.
1846’da başlayan Osmanlı-Bedirhan çatışmaları, 1847’de devam etti.

‘OSMANLI CİZRE EMİRLİĞİNİ YIKIYOR

Nihayetinde, Hakkari beyi Nurullah Bey’in Bedirhan ittifakından çekilmesi ve Han Mahmud’un teslim olması Bedirhan Bey’i yalnızlaştırıldı. Akabinde, yeğeni Yezdan Şer, Botan Beyi olması karşılığında Osmanlı ile anlaşması ve Cizre’yi teslim etmesi üzerine, Bedirhan Bey isyanı da bu şekilde son buldu. İstanbul’a getirilen Bedirhan Bey, Paşa unvanı verilerek Girit Adası’na sürgün edildi. 18 yıl kaldıktan sonra, oradan Şam’a geçti ve 1869’da vefat etti.

YEZİDİ...

Torunu Salih Bey’in anılarına göre, Bedirhan Bey 16 evlilik yapmış ve bu evliliklerden 96 çocuğu olmuştu. Osmanlı resmi kayıtlarına ve maaş tezkeresine göre ise, vefat ettiği sırada dört nikahlı eşi, çoğunluğu Yezidi Kürt aşiretinden olan beş cariyesi ile 21 erkek ve 21 kız olmak üzere 42 çocuğu bulunuyordu(1) .

BEDİRHAN’IN YEĞENİ DE İSYAN EDİYOR

Bedirhan Bey isyanını, bir başka Bedirhanzade Yezdan Şer izledi.
Prof. Dr. Ümit Özdağ, bunu altıncı isyan olarak şöyle tanımlıyor; “1855’te, Bedirhan Bey’in yeğeni Yezdan Şer’in Musul’dan Van Gölü’ne kadar geniş bir bölgeyi kontrol altına almasıyla yayılmıştır. Ancak, Yezdan Şer, Kars bölgesinde Osmanlı ile savaşan Rus Ordusu çekildikten sonra, umduğu İngiliz desteğini de sağlayamayınca Osmanlı’ya karşı direnememiş ve isyan bastırılmıştır. Daha sonra Yezdan Şer tutuklanmış, ardından Vidin’e sürgün edilmiştir(3) .

MESELE ÇIKAR ÇATIŞMASI


Bu isyana biraz daha yakından bakalım…
Bedirhan Bey isyanını doğrudan Tanzimat reformlarına bağlayan araştırmacılar var.
Bu konuda önemli araştırmalar yapan bazı tarihçiler, isyanda reformlar sonucu beliren çıkar çatışmasını işaret ediyor. Bu tez sahipleri içinde tarihçi Bilal Şimşir öne çıkıyor ve bu isyanları Tanzimat reformlarına şöyle bağlıyor;

‘BEDİRHAN ÇIKARLARINI KAYBETMEK İSTEMİYOR’

“Bedirhan Bey bir bakıma bir Osmanlı kamu görevlisiydi. Devlet adına o bölgede vergi topluyordu. Halktan, devletin istediğinden iki katı vergi topluyor, yarısını kendine alıyordu. Bey idi. Varlıklıydı. Geniş bir ailesi vardı. Çevresinde nüfuzu vardı. Ama kıyaslamak gerekirse Tepedelenli Ali Paşa kadar nüfuzlu olmamıştı. 

Devlete bağlı ve sadıktı. Tanzimat Fermanı’na gelinceye kadar devlete hizmette pek kusur etmemişti. Osmanlı savaşlarına katılıyordu. Nizip Meydan Muharebesi’nde de görev almıştı. Kendisine Miralay(albay) rütbesi verilmişti. Beyliğinin sonuna doğru Paşa da yapılmıştı”.

“BEDİRHAN BEY TANZİMAT’A YANAŞMIYOR’

“Ne var ki Bedirhan Bey veya Bedirhan Paşa, Tanzimat’a ayak uyduramamıştı, uyduramazdı. Çünkü Tanzimat, o döneme göre bir çağdaşlaşma hareketiydi, Bedirhan Bey ise orta çağ kalıntısı bir derebeyi idi; çağdaşlaşan bir devlette derebeyliğe yer yoktu, olamazdı. Her derebeyi kalıntısı er geç tasfiye edilecekti(1).”

‘KÜRDİSTAN NE?

Araştırmacı yazar Altan Tan, Kürt Sorunu adlı kitabında, Bedirhan Bey ve aynı bölgedeki diğer isyanların bastırılmasından sonra, bölgede yeni bir idari yapının kurulduğunu ifade ediyor. Buna göre; Merkezi Diyarbakır olan bir Kürdistan eyaleti kuruluyor. Bu eyalete Van, Muş, Hakkari sancakları ile Cizre, Bohtan ve Mardin kazaları bağlanıyor.

Tarih araştırmacıları ise, bu tanımla anılan bir eyaletin kurulduğunu, ancak sonradan kaldırıldığını bize söylüyor. Tarihçi yazar Bilal Şimşir de bu görüşü şöyle paylaşıyor;

‘YAVUZ SULTAN SELİM SONRASI KURULAN İDARİ YAPI’

”Nikitin’e göre, Anadolu’da, Kürdistan diye bir yer adı 17’nci yüzyıl sonlarında ortaya çıktı; Dersim, Muş ve Diyarbekir (Amid) livalarını kapsıyordu. Ancak Osmanlı İmparatorluğu’nun idari taksimatında “Kürdistan Eyaleti” ifadesi yalnız 1847-1867 yılları arasında görüldü. Bu eyalet Mardin, Siirt ve Hakkari livalarını kapsıyordu. 

Yani Kürdistan Eyaleti adı Tanzimat Fermanı’ndan sonra orataya çıkmış ve 623 yıllık Osmanlı tarihinde topu topu 20 yıl yaşayabilmiştir. 1847’den önce Kürdistan adlı bir Osmanlı idari birimi yoktu, 1867’den sonra da olmamıştır(1). ”

BEDİRHANZADELER

Biz beyimize dönelim…
Osmanlı’ya isyan eden Bedirhan Bey’in soyu Bedirhanzadelerle devam etti.
İkinci Meşrutiyet sonrasında, bu isyanlarla ulaşılamayan hedefler siyasi örgütler tarafından dile getirilmeye başlandı. Bedirhanzadeler, bu kez bu yeni yapılar içinde yer aldılar. Bu yeni tabloyu ve yeni görüntüleri araştırmacı yazar Salim Meriç şöyle çiziyor;

‘OSMANLI’DA YÖNETİMDE’

“Abdülhamid uzlaşma vaadiyle Bedirhan Bey’i İstanbul’a çağırmış ve gözaltına alıp daha sonra bir ordu göndererek Bedirhan birliklerini yenilgiye uğratarak Bedirhan aşiretine mensup herkesi İstanbul’a getirtmiştir. Aile bireyleri feodal güçlerini de kullanarak ilerleyen yıllarda Kürt milliyetçiliği faaliyetlerinin liderleri konumuna gelmişlerdir. Kürtler arasındaki ayrılıkçı fikirlerin önderliğini çoğunlukla Bedirhan Bey’in çocukları ve torunları yapmıştır. 

Bedirhanlar İstanbul’da modern Kürt milliyetçiğinin öncüleri olarak PKK’nın oluşmasında teorik anlamda zemin hazırladılar. İktidarın gerçek sahipleri olan bu gizli oligarşinin aile bağları yıllardır çözülememiştir. Bu gizli oligarşinin hakimiyetini Dönemin İngiliz Binbaşısı Noel ile Amiral Calthorpe telgraflaşmalarında şöyle kaydetmektedir:

‘BEDİRHAN BEY NÜFUZLU BİR ZAT'

“Amiral Calthorpe’dan, İstanbul/ 1430 sayılı telgrafım, Bağdat temsilcisinin 5353 sayı ve 12 Mayıs tarihli telgrafı ve sizin 77676 sayı ve 29 Mayıs tarihli telgraflarınıza ilişkin olarak ; Toprakları doğuda olan Abdülkadir, Kürdistan’ın en tanınmış ve saygın ailesi Bedirhanlar, bunların her ikisi de feodal sistemi temsil etmektedirler. Bunlar Türk bürokrasisinde önemli mevkileri ellerinde tutmaktadırlar.” 

AYRILIKÇI SİYASİ KÜRTÇÜLÜK

Salim Meriç diyor ki; “Bedirhaniler Bağımsız Kürt Devleti planları yapmaya başlamıştı. 1898'de, ilk Kürtçe gazeteyi çıkarmışlardı. Kürt devletinin kurulması için İngilizlerle bütün diplomatik ilişkileri kurarak Kürdistan Teâli Cemiyeti’ni kurmuşlardı. Milli Mücadele'ye ve Misakı Milli'ye karşıydılar. Milli Mücadele'ye karşı Kürt cemiyetleri, dergiler, gazeteler, örgütler kurdular. İngiliz mandasında bir Kürt devletinin kurulması için mücadele ettiler.

‘BEDİRHAN MİLLİ MÜCADELEYE KARŞI’

Bedirhanlı aşiretiyle sıkı ilişkiler kurmuş olan İngiliz Binbaşısı Noel, Malatya Mutasarrıfı Halil Rahmi, Elazığ Valisi Ali Galip ile ortaklaşa hareket ederek Sivas Kongresini basmayı planlamış ancak emellerinde başarı sağlayamamışlardır. 

Fakat Cumhuriyet kurulduktan sonra Bedirhan Paşa’nın oğulları ve torunları karşı çıktıkları Cumhuriyetin en önemli kilit noktalarına getirildiler. Cumhuriyetin, resmi kurumlarında, sosyal kulüplerinde, örgütlerinde, siyasetinde ve bürokrasisinde, en önemli görevlerin başına getirildiler. Gizli bir el sanki hiçbir şey olmamış gibi onları düşman oldukları bu devletin önemli noktalarına getirmişti(2).”

BU BİR KÜRT İSYANI DEĞİL, BEY OĞLU BEY İSYANIDIR

1806-1846 arasında çıkarılmış olan isyanlara yakından bakıldığında, en belirgin özelliklerinin Yavuz Sultan Selim’in fermanla beylik ve emirlik verdiği üç aşiret ve onların reisleri tarafından çıkarılmış olduğu görülüyor; Baban, Bedirhan ve Soran.

 İsyanlarla kendini açığa vuran bu güçler kırılmış; Sait Bey Kalesi 1838’de yıkılmış, İmadiye’de bulunan Behdinan Emirliği 1839’da, Botan Emirliği de 1846’da ortadan kaldırılmıştır. Yine bu isyanlarda ayrılıkçı siyasi Kürtçülük ögesinin bulunmadığı açıktır. Dolaysıyla araştırmacıların Kürt isyanlara olarak bu olayları nitelemeleri karşılığını bulmuyor.

SONUÇ

Bu üç beyin sonu üç şeyhin başlangıcı olacaktır; Şeyh Halid, Şeyh Taha ve Şeyh Barzani…

Ve bu üç şeyh izledikleri siyasetle Türkiye’yi bugünlere sürükleyecektir…


Erdal Sarızeybek

Yararlanılan Kaynaklar:

1. Bilal Şimşir, Kürtçülük, s. 93.
2. Salim Meriç, “Beyaz Kürtlerin Gizli İktidarı”, makale, Oda Tv, 15.07.2012.
3. Prof. Dr. Ümit Özdağ, Yeniçağ Gazetesi, 21 Aralık 2012.

Önerilen Videolar

Bunlar da İlginizi Çekebilir

'Nakşibendi Tarikatını KİM KURDU' 'BEDİRHANOĞULLARI KİMDİR' 'GİZEMLİ COĞRAFYA' 'SEYİT TAHA KİMDİR'

Bakmadan Geçme!

KAPAT
'O TARİKATIN BÜYÜK HALİFESİ BAKIN KİMMİŞ'