Osmanlı
2018-11-16 02:46:26 ( 62 izlenme )

'OSMANLI BARZANİ'Yİ NEDEN ASTI'

Şeyh 2’nci Abdusselam, kendini mehdi ilan etmiş Şeyh Muhammed’in beş oğlundan biriydi. Barzan Medresesi başındaydı ve halka din eğitimi veriyor, Halid-i Nakşi öğretisini yayıyordu.

Nasıl ki Anadolu’da ayrılıkçı Kürt siyaseti ve isyanıyla nam yapmış bir Şeyh Ubeydullah var ise, bu görüntünün Barzan’daki yansıması da Şeyh 2’nci Abdusselam’dı. Önce yeğeni Mesud Barzani’ye sözü verelim, bakalım amcası kimmiş:

‘OSMANLI ZALİM’

“Barzanilerin siyasal mücadelesinin yirminci yüzyılın başlarına ve özellikle Şeyh Abdusselam Barzani dönemine dayandığını söyleyebiliriz. İlişkilerini Barzan bölgesiyle sınırlı tutmayarak, Kürdistan’ın diğer bölgelerindeki başka aşiretlerle de sıcak ilişkiler kurdu. Şeyh Abdusselam, Kürtlerin Osmanlı devletinden gördükleri baskıların farkındaydı. Bu yüzden Osmanlı zulmünden kurtulmanın yollarını aradı.”

BARZANİLER SİYASİ KÜRTÇÜLÜĞE SOYUNUYOR

Mesud Barzani’ye göre; Şeyh Abusselam, Kürtlerin Osmanlı devletinden gördükleri
O dönemde faaliyet gösteren Kürt Teali ve Terakki Cemiyeti, Hevi Cemiyeti ve Kürdistan Bağımsızlık Cemiyeti gibi Kürt örgütleriyle sağlam ilişkiler kurmuştu.

Aynı şekilde Şeyh Mahmud Berzenci, Şeyh Abdulkadir Nehri ve Sımail Ağa Şikaki( Sımko) gibi dönemin önde gelen Kürt liderleriyle de iyi ilişkileri vardı.
Bu girişten sonra, konuyu açalım…

SEYİT ABDULKADİR İŞİN İÇİNDE

Barzanilerin tüm şeyh ve seyitlerinin Seyit Taha ve soy devamıyla bir ilişkisi olduğu açık. Bu noktaya kadar görülebilenler, dini bir cemaat çerçevesinde tek resim gibi. Seyit Taha’nın soyunda, bu cemaatin halk üzerindeki otoritesini silahlı siyasi güce çevirmeye kalkışan Şeyh Ubeydullah görülüyor, bunu biliyoruz.

Mesud Barzani’nin dedesi ile ilgili olarak “Kürt Teali ve Terakki Cemiyeti ile ilişkisi vardı” dediği andan itibaren, Barzanilerin silahlı siyasete yelken açmış olduğu da anlaşılıyor. Çünkü bu cemiyetin başında Şeyh Ubeydullah’ın oğlu Seyit Abdulkadir bulunuyor. Bu çerçevede olaylar, Barzan-Şemdinli ittifakıyla büyük bir resme dönüşüyor.

Peki, Şeyh abdusselam neden isyan etmişti, şimdi bu süreci görelim…

İSYAN BAŞLIYOR

1907 yılının baharında Şeyh 2’nci Abdulselam, Brifkan köyündeki Kadiri Tekkesi’nin lideri Şeyh Nur Muhammed Brifkani’nin evinde önemli bir toplantı gerçekleştirdiler.
Bu toplantıya Kürt aşiretlerinin liderlerinin önemli bir kısmı katıldı.

Bu toplantıda, İstanbul’da Babıali yönetimine bir telgrafın gönderilmesi kararı alındı.
Kararı dile getiren telgraf şuydu:

‘KÜRT VE KÜRTÇE TALEPLER’

“Kürt bölgelerinde Kürtçe’nin resmi dil olarak kabul edilmesi; eğitimin Kürtçe yapılması; Kaymakamların, nahiye müdürlerinin ve diğer memurların Kürtçe’yi iyi derecede bilenlerden tayin edilmeleri; devletin dini İslam olması hasebiyle mahkemlerde verilen hükümlerin İslam şeriatına göre verilmesi; Vergiler(zorunlu hizmetlerin karşılığı olarak) eskiden olduğu şekliyle alınacak, ancak bunların Kürt bölgelerindeki yolların onarımı ve okulların açılması için kullanılması(1)…” 

Anlaşılan o ki, ayrı bir devlet kurmanın yolu hep bu taleplerden geçiyordu…

Barzani’ye göre; toplantıya katılanların tümü, bu isteklerin takipçileri olacaklarına ve savunacaklarına dair yemin etmişti. Bu telgrafın birer kopyası Şeyh Abdulkadir’e, Şeyh Abdullah Nehri’ye, Emin Ali Bedirhan’a ve General Şerif Paşa’ya gönderilmişti.

OSMANLI HAREKETE GEÇİYOR

Babıali telgrafı alınca, bunu devlete karşı bir isyan, bir ayrılık talebi olarak değerlendirdi ve genel seferberlik ilan etti. 

1907 yılı sonlarında, Dağıstanlı Ferik Mehmet Fazıl Paşa komutasında askeri kuvvetler harekete geçerek Barzani’nin üstüne yürüdü. Diğer aşiret reisleri mukavemet etmedi ama Barzani aşireti iki ay boyunca Osmanlı kuvvetlerine direndi. 

Sonunda Şeyh Abdulselam bölgeyi terk etmek zorunda kaldı ve Teyar bölgesine, Mar Şemun’un(2) yanına çekildi”. 

NESTURİLER  

Şeyh 2’nci Abdusselam’ın, 1924’te Cumhuriyet’e isyan eden Nesturilere sığınma sebebi bu oldu; Osmanlı’dan kaçmak… Şeyh 2’nci Abdusselam’a gösterilen ilgiden dolayı, Barzaniler bu Nesturilere şükran borçludur, halen de durum budur. Bu borcu Mesud Barzani şöyle tanımlıyor ;

‘BARZANİ NESTURİLERE MİNNETTAR’

“Sonunda Şeyh II. Abdusselam bölgeyi terk etmek zorunda kaldı ve Teyar bölgesine, Mar şemun’un yanına çekildi. Mar Şemun Şeyh Abdusselam’a yer yurt sağlar ve ona saygıda kusur etmez. O günlerden beri Barzanilerle Asuriler arasındaki ilişkiler sevgiye dayalı olarak sürmektedir. Barzaniler, Mar Şemun’un bu onurlu tavrına karşı her zaman minnetttardır.”

Mesud Barzani şöyle devam ediyor;

‘BARZANİLER OSMANLI ESİRİ’

“Dağıstanlı (Musul Valisi) kuvvetleriyle bölgeye girdi. Köyleri yaktı, halkın malını yağmaladı, kadınları ve çocukları dahil tutsak etti. Bu olayda henüz üç yaşında bir çocuk olan Mela (Mola) Mustafa Barzani de annesiyle birlikte Osmanlı kuvvetlerinin yakaladığı esirler arasındadır. Annesiyle birlikte Musul hapishanesine atılır. Aşiretin silahlı güçlerinin büyük kısmı, Şeyh Abdusselam’ın talimatını beklemek üzere uzak bölgelere çekilir.”

NESTURİLER HRİSTİYAN BİR TOPLULUK

Burada kısa bir bilgi verelim…
Nesturiler Hıristiyan bir topluluk.
Arami dilini konuşuyorlar. Soyları Asurlulara kadar götürülüyor.
Nastorius’un kurduğu bir mezhebe bağlılar. 

Nesturilik diye anılan ve Mesih İsa’dan söz eden teolojik fikirler, ilk önce Suriye ve İran’da, Urfa Piskoposu İlbas ile Nizip Piskopos’u Basumas(435) tarafından yayılıyor.
Merkezleri Dicle üzerinde işlek bir ticaret merkezi olan Ktesifon( Medayin) şehrinde.
Nesturi Kilisesi 2. yüzyılda kurulmuş.

NESTURİ MERKEZİ HAKKARİ’DE

5. yüzyılda İznik Konsülü’nün kararları kabul edilerek, Meryem Ana’yı bakire olarak tanıyorlar. 7. yüzyılın ilk yarısında, İslam topraklarında beş asır boyunca bir cemaat hayatı yaşıyorlar. 17. yüzyılda Roma’ya bağlandılar(3).

Ardından Roma ve Suriye ekolü diyerek iyi ayrıldılar.
Günümüzde bütün Nesturi cemaatinin dörtte üçü, işte bu Suriye ekolünden oluşuyor. Roma Katolik Kilisesi’ne bağlananlar, “Mar Şimun” unvan verilen bir patrik tarafından yönetiliyor. Merkezleri Koçanis (Hakkari)- Çölemerik (Çukurca) hattında görülüyor.

‘RUSLARA DESTEK, CUMHURİYET’E İSYAN’

Nesturiler, Birinci Dünya Harbi’nde Osmanlı’ya karşı Rusları desteklediler, hatta Rus Ortodoks Kilisesi’ne üye bile oldular.

Ruslar çekilince İngilizlerin peşine düştüler, bu kez Osmanlı’ya karşı İngilizlerin yanında savaştılar. Cumhuriyet tarihinde de, Musul meselesi yüzünden, İngilizlerin kışkırtmasıyla yeni Türk Devleti’ne isyan ettiler.
Şimdi Barzani isyanına geçebiliriz…

BARZANİ İSYANININ SONU

Mesud Barzani’ya göre; Şeyh Abdusselam 1908’de Barzan’a geri döndü. Adamlarıyla birlikte Barzan’ın kuzeyindeki Şirin dağının Velatijer mevkiinde toplandılar. Derken, bölgedeki Türk kuvvetlerine ani ve şiddetli bir baskın düzenlediler.

Barzani’ye göre, Türkler bu beklenmedik saldırı karşısında bozguna uğramış, böylece bölge tümüyle Türk kuvvetlerinden temizlenmişti. Üstelik rivayete göre Şeyh Abdusselam’ın kuvvetleri Osmanlı ordusuna ağır zayiatlar verdirmişti. Bu büyük zaferin(!) sonucu, hükümet dize gelmiş, Barzanilerle görüşmek için zorunda kalmıştı.

Şeyh talebi olumlu karşılamış, taraflar arasında bir barış anlaşması dahi imzalanmıştı.
Bu barış gereği, tutuklular serbest bırakılmış ve Osmanlı devletince bölgeye verilen zararlar tazmin edilmişti(4).”

BARZANİ YALAN SÖYLÜYOR

Mesut Barzani’nin anlattığı yıl 1909’dur…
Osmanlı’nın son demleridir, ama gücü yok değildir.
Bu ordu; 1916’da, İngilizleri Gazze’de durduran, Kut’ül Amare’de bir İngiliz tugayını esir alan ordudur, üstüne de kurtuluş savaşını yapan ordudur ve gücü vardır.

Bu noktada, Barzani’nin Osmanlı tarihini anlatım şekli yakışık almıyor. Kaldı ki gerçekle de ilgisi yoktur. Çünkü Barzani’nin Osmanlı ordularını yok sayan bu ifadelerine karşılık, tarihçi Ahmet Uçar’ın tespitleri var; kaçan Barzaniler, kovalayan Osmanlı’dır. Şeyh Abdusselam’ın neden Nesturilere sığındığını hatırlayalım...

İsyan beklendiği gibi kısa sürede bastırılamamıştır, bu doğrudur.
İsyanın çevreye yayıldığı, bazı aşiretlerin isyana destek verdiği de doğrudur. Ama Osmanlı’nın diz çökmüş olduğu doğru değildir…
Tarihçi Ahmet Uçar’ın araştırmalarına göre, Osmanlı’nın takip ve tenkil harekatı, 21 Eylül 1909'da başlamış, bir ay içinde tamamlanmıştır.

Şeyh, Hakkâri'deki Nesturi Tayyari Aşireti'ne sığınmış, Barzaniler ise dağlara firar etmişti. Nisan 1910'da, hükümete itaat ve isyandan vazgeçme sözü ile Barzani Aşireti mensupları teslim oldular. Herki, Hemund ve Sirvan aşiretleri de isyandan vazgeçtiler. Barzan Şeyhi Abdüsselâm ve Sirvan Ağası Ahmed de isyandan vazgeçtiğini açıklamıştır.

OSMANLI ÖNCE AFFETTİ

Bu durum üzerine Osmanlı Devleti, şeyhin takibini yavaşlatttı. Barzanilerin birçoğunu affetti. 21 Mayıs 1910'da, Barzan halkına, mağdur ve fakir olanlara Hazine'den, 1.000 lira yardım dağıtıldı(5).

Bu arada Şeyh 2. Abdusselam, Musul’daki İngiliz Konsolosu ile irtibat kurmuştu.
Bu isyanın birinci aşamasıydı…

İKİNCİ İSYAN

Şimdi ikinci isyan sürecini izleyelim…
Mesud Barzani’ye göre; isyan bölgesinde komutan; 12’nciTabur komutanı ve Musul Valisi Mirliva Esat Paşa’dır. Barzanilerle çok uyumludur; kin ve terörden uzak objektif ve makul bir siyaset uygulamaktadır. Hayat yeniden normal mecrasına girmiştir. Ne zamanki Süleyman Nazif, Musul valiliğine tayin edilir, işte o zaman Barzani’ye göre işler de değişir…

1913’te, Osmanlı, Şeyh Abdusselam’ı yakalamak üzere bir ordu gönderir.
Şeyh bölgeyi terk ederek İran Kürdistanı’na çekilir ve Muhammed Sıddık Nehri’nin oğlu Seyit Taha’nın misafiri olur. Babıali, Şeyh Abdusselam’ı ölü ya da diri getirene büyük bir ödül tahsis eder.

PERDE ARKASINDA RUSLAR VE İNGİLİZLER VAR

Söylenen budur, oysa gerçek bu değildir...
Perde arkasında Ruslar ve İngilizler vardı.
Şeyh’in isyan süreci, Osmanlı Devleti'nin İtilâf Devletleri'yle savaşa başladığı bir dönemde gelişmişti.

Şeyh 2’nci Abdüsselâm, 30 Ağustos 1914'te, Hoy'daki Rus generali ile de bir araya gelmiş ve Osmanlı Devleti'nin nasıl parçalanacağı, Musul ve Van'da Kürtlerin Ermenilerle birlikte nasıl ayaklandırılacağı planları yapılmıştı.

Şeyh, daha önce çeşitli ayrılıkçı Kürt grupları ile işbirliği yapan Süleymaniyeli Şeyh Mahmud, Hakkârili Şeyh Ubeydullah Nehrî, İran Kürtlerinden İsmail Simko ile de görüşmüş, İngiliz ve Rusların yardımı ile büyük bir Kürt ayaklanması planlamaya başlamıştı.

Ve kaçınılmaz son…

ŞEYH BARZANİ’YA İDAM

Şeyh 2’nci Abdusselam’ın, “Osmanlı egemenliğinden kurtulmak için mücadele veren Kürtleri destekleme vaadinde bulunan Rus Çarı’nın temsilcileriyle görüştüğünü” kabul eden Mesud Barzani’ye göre, dedesi Şeyh’in sonu bir tuzakla hazırlandı.

Bu tuzak, Şeyh’in Tiflis’ten geri dönüş yolunda, Salmast’da, Gengecin köyünde kurulmuştu. Konuk olduğu evin sahibi Sofi Abdullah, Şeyh Abdusselam’ı ve üç korumasını yakalamış, Siro denen yerde Osmanlı’ya teslim etmişti. Ve Şeyh, Musul’a nakledildi. Süleyman Nazif’in gerçekleştirdiği bir yargılamadan sonra onun ve adamalarının idamına karar verildi.

11 Aralık 1914’te, Şeyh infaz edildi.

Barzani diyor ki:

“Şeyh 2. Abdusselam’ın şehit edilmesiyle Kürtler büyük bir önderlerini kaybettiler. Eğer şeyh, Birinci Dünya Savaşı’nın sonuna kadar yaşasaydı, Kürtlerin bugünkünden farklı bir durumda olacakları kuşkusuzdur(6).”

Şeyh 2’nci Abdusselam, Molla Mustafa Barzani’nin abisiydi.
Abdusselam için Musul’da darağacı kurulurken, Molla Mustafa daha küçüktü. Olayları sadece seyretmekteydi ama unutmamıştı. Yaşadıklarını oğlu Mesud’a aktarmıştı, şöyle ki:

‘ŞAHİT OLDUM’

“O günü gayet iyi hatırlıyorum. Oldukça yakıcı bir sıcak vardı. Musul alev alev yanıyordu adeta. Büyük bir kalabalık ağabeyimle birlikte asılanların bulunduğu yere akın ediyordu. Biz önceleri kaçmıştık. Dağa bayıra doğru kaçmıştık. Ancak o gün ben birkaç arkadaşımla gizli gizli kalabalığa karıştım ve ağabeyimin asılı cesedini görmeye gittik... Böyle bir adaletsizlik karşısında halk ne yapardı? Hatta bizzat padişah acaba Süleyman Nafiz’i asmaz mıydı?(7)” .

Bu sırada Molla Mustafa Barzani Musul’dadır, abisinin başına gelenleri düşünmekte ve kendi bir başına kararlar almaktadır:

‘ARTIK DAĞLAR BİZİMDİR’

”Ben bir katırın sırtında, hep ağabeyimi düşünüyordum. Onun asılı cesedi gözümün önünden gitmiyordu. O küçük aklımla “insan haksız yere asılmaktansa, dağlarda, ormanlarda kurtlar tarafından parçalansın daha iyidir” diyordum ve o anda hiçbir şekilde hapishaneye girmemeye yemin ettim. Ölecektim, parçalanacaktım, kaçacaktım, fakat zindanlara düşmeyecektim ve böyle gaddar bir valinin elinde can vermeyecektim. Hayata bu felsefe ile başladım. Ölüm var, fakat teslim olmak yok! Ölüm var, fakat hapishaneye girmek yok! Bunun da artık bir çaresi vardı, dağlarda kalmak(8).”.

O gündür bugündür Barzaniler hala dağlardadır…

Erdal Sarızeybek

Yararlanılan Kaynaklar:


1. Mesud Barzani, ‘Barzaniler ve Kürt Hareketi’, s. 26.
2. Mar Şemun: Hakkari Nasturi Patriği.
3. Cumhuriyet’i Kuranların Sessizliği, Hilmi Öker, s.85, Fevzi Öker, Cihiviyazıları yayınevi, 2004.
4. Barzani, s. 27.
5. Ahmet Uçar, Osmanlı Araştırmalar Vakfı, Tarih Düşünce Dergisi, Aralık 2002.
6. Barzani, s. 27.
7. Dr. M. Sıraç Bilgin, Barzani, s. 20, DO Yayınları, 2006.

Başvuru kitabı: Erdal Sarızeybek, ‘Yanlış İttifak’, Destek Yayınları.

Önerilen Videolar

Bunlar da İlginizi Çekebilir

'Nakşibendi Tarikatını KİM KURDU' Doğu Anadolu... 'NASIL AĞA OLDULAR BEY OLDULAR' Osmanlı'ya ikinci isyan... 'SORAN' 'Türkiye'ye gelen 3.5 Milyon SIĞINMACI KİM'

Bakmadan Geçme!

KAPAT
'Sevr Antlaşmasına BÜYÜK TEPKİ'