Özal
2018-11-16 02:44:00 ( 507 izlenme )

Seçimde ağır manipülasyon!.. 'ÜÇLÜ VURUŞ'

2011 seçimleri…

2007 seçimlerinde Türkiye iki ağır manipülasyon görmüştü; biri Büyükanıt’ın kışkırtıcı bildirisi, diğeri de Mumcu-Ağar ikilisinin son anda ittifakı bozmaları ve Türkiye bu iki ağır manipülasyon içinde seçimlere girdi, AKP kazandı.

2011 seçimleri de manipülasyonlara bağlı olarak gelişti. Bu kez seçim öncesi ortaya atılan üç temel tezgah ne yazık ki kamuoyunda beliren AKP tepkisini sandığa yansıtmasına izin vermedi.

ÜÇ AĞIR SEÇİM MANİPÜLASYONU

Kod adı Ergenekon kumpas soruşturması zaten başlatılmıştı, Yaşar Büyükanıt'ın 27 Nisan sözde muhtırasının sonucu oldu bu. Ve Türkiye 2011 seçimlerine her şeyden önce Türk Ordusuna karşı yapılan soruşturmalar, gözaltılar ve tutuklamalarla girdi.

Asıl manipülasyon kaset vakalarıyla başladı, Numan Kurtulmuş'un Has Parti oyunuyla devam etti. CHP lideri Baykal’a yönelik kaset tezgahı,  MHP'nin önde gelen isimlerine kaset şantajları ve nihayet Has Parti'yi kuran Numan Kurulmuş'un 'yetmez ama evet' diyerek AKP siyasetini desteklemesiyle 2011 seçimlerine yön verildi. Şimdi bu olaylara yakından bakalım…

KOD ERGENEKON KUMPASI

12 Haziran 2007’de, Ümraniye’de 27 adet el bombası bulunması olayıyla kod Ergenekon olan soruşturma başlatıldı. 2011 seçimleri öncesi, bu soruşturmaya siyasi cephesiyle bakıldığında iki ana özelliği göze çarpıyor: İlki, Türk Ordusu’nu “etkisizleştirme” çabaları, diğeri ise Türk milletini “tepkisizleştirme” çabalarıdır. Türk Ordusu’nu açıkça hedef aldığı düşünülen bu soruşturma sonucu binden fazla asker gözaltına alınmış ve birçoğu tutuklanmıştır.

Ancak yapılan resmi bir açıklamaya göre bu sayı 263′ü tutuklu toplam 404 muvazzaf askeri personel olarak ifade edilmiştir. 263 tutuklu bu personelin 58′i general/amiral, 140′ı subay, 7′si astsubay, 1′i uzman erbaş 1′i de sivil memurdur.

‘ETKİSİZ ORDU’

Günümüze geldiğinde bu soruşturma tutuklananlar arasında ilk kez bir Genelkurmay Başkanı, İlker Başbuğ, ilk kez muvazzaf bir orgeneral, Bilgin Balanlı da bulunacaktır ama o tarihlerde kimse öngöremedi ya da görmek istemedi, Oysaki bu soruşturma yoluyla Türk Ordusu’na verilen mesaj açıktı; “dediklerimizi yap ve sessiz kal, yoksa tutuklanırsın!”

2007’de başlatılan bu etkisizleştirme gayretleri, yıl 2018, hala sürmekte olup hala askerlerin gözaltına alınmaları ve tutuklanmaları devam etmektedir. Bu tablo bir yandan Genelkurmay’ı sessiz kalarak savunmaya yöneltmiş ama öte yandan da Türk milletinin ordusuna duyduğu güvenin büyük ölçüde olumsuz etkilenmesine yol açmıştır.

TÜRK MİLLETİNİN DESTANI ERGENEKON KORKUYA DÖNÜŞTÜRÜLÜYOR

Sadece bu değil, bu soruşturma eliyle toplumda korku yaratılmış ve bu korku milleti de sessizliğe ve tepkisizliğe doğru sürüklemiştir. Bunun iki nedeni vardır: Birincisi, cumhuriyetin, demokrasinin ve yurdumuzun yılmaz bekçileri olarak Türk milletinin yüreğinde güven sağlamış olan yüksek komuta heyetinin tutuklanması karşısında milletimiz şaşkınlığa düşürülmüştür; diğeri ise generallerin bir bir tutuklanarak hapse atılması aynı yüreklerde korku duygusunun gelişmesine yol açmıştır.

Nasıl olsa ordumuz var diye düşünen insanlarımız artık ordusunun bir etkisi kalmadığını düşünmeye başlamış, koruyucu ordusundan uzak ve AKP siyasetine karşı savunmasız kaldığını düşünerek korkuya itilmiştir. Bu iki neden siyasi tercihlerin AKP’ye doğru sürüklenmesine yol açmıştır.

DENİZ BAYKAL’A KOMPLO

Türkiye siyasetine yön veren ikinci siyasi komplo olayı, CHP lideri Deniz Baykal’a karşı kurulmuş olan tuzaktır. Mayıs 2010’da, Baykal’ın bir bayanla beraberliği yasadışı yapılmış bir gizli kamera kaydı ile görüntülenmiş ve bu kayıt sosyal paylaşım sitelerde alenen yayımlanmıştır.

Kayıt yasa dışıdır, yasa dışı kaydın yayımlanması da yasa dışıdır ancak hükümet harekete geçmeyince, hukuk da buna ani tepki vermemiş dolayısıyla bu kirli kampanya CHP’ye karşı sürdürülmüştür. Bunun sonucu olarak CHP Genel Başkanı Deniz Baykal 10 Mayıs 2010 günü görevinden istifa etmiştir. Bu konudaki düşüncelerini kamuoyu ile şu şekilde paylaşmıştır :

‘BU BİR KOMPLODUR’

''…Bu bir kaset olayı değildir, bir komplodur. Komplo, hukuk dışı, ahlak dışı bir tertip demektir. Bir komplo yaparken bazen haneye tecavüz edersiniz. Duvarlara, eşyalara gizli kameralar yerleştirirsiniz. Gizli çekimlerle insanların en korunaksız görüntülerini alırsınız, kesersiniz, biçersiniz, aktarırsınız, montaj yaparsınız çarpıtırsınız. Böyle yaparken de dünyanın her yerinde bütün dinlerin, bütün rejimlerin, bütün ahlak anlayışlarının güvencesi altında olan insanoğlunun mahremiyetine tecavüz edersiniz.”

‘AKP’NİN BİLGİ VE ONAYI OLMADAN BU KOMPLO YAPILAMAZ’

“Ana muhalefet liderinin hukukuna, ahlakına tecavüz eden, bu kadar kaba bir komplo tezgahının iktidar zirvesinin bilgisi ve onayı olmadan son iki hafta içinde hazırlanıp piyasaya sürülmesi söz konusu bile olamaz. Olay sonrasında sergilenen sözde iyi niyetli, hakşinas olmaya çalışan yapay tavırlar, üzüntü beyanları perde arkasındaki tezgahın suçluluğunu örtbas etmeye yetmez.”

‘KILIÇDAROĞLU GENEL BAŞKAN’

Aynı süreçte 22-23 Mayıs tarihlerinde CHP Olağan Kurultayı başlayacaktır ama Baykal Kurultay’a katılmaz ve Kemal Kılıçdaroğlu genel başkanlığa seçilir. Biraz geriye gidildiğinde, 2008’de, Kılıçdaroğlu-Gökçek kapışması adı altında ekranlarda büyük bir propaganda dönemi yaratılmış ve Kılıçdaroğlu hep medyanın gündeminde tutularak kamuoyunda tanınmış bir isim haline dönüştürülmüştür.

2009 yılında ise, İstanbul Belediye Başkanlığı seçimlerine CHP adayı olarak katılmış, seçilememiş olsa da yine medya gündeminden düşürülmemiştir. 2010 yılında artık kamuoyunun tanıdığı en sıcak sima haline gelen Kılıçdaroğlu, Baykal’ın istifasıyla boşalan CHP Genel Başkanlığı’na seçilmiştir.

‘CHP’YE OLAN HALK DESTEĞİ TÖRPÜLENDİ’

Başlangıçtaki kamuoyu yoklamalarında hep yükselişte görülen CHP ise, 2011 seçimleri sonrasında yavaş yavaş gerileme dönemine girmiş, bununla birlikte Kılıçdaroğlu döneminde etkin bir muhalefet ortaya bir türlü çıkarılamamıştır. Günümüzde de CHP’nin ulusal birlik tartışmalarından uzakta kaldığı, Ne Mutlu Türk’üm demekten de kaçınıyor olması da dikkat çekmektedir. Sonuç olarak bu olaya bakıldığında, 2011 gene seçimleri öncesinde CHP’ye kurulmuş bir siyasi komplo olduğu açıkça görülmektedir. Bu komplo sonucu yükselen CHP grafiği aşağıya doğru çekilmiş ve AKP’nin önü açılmıştır.

‘MHP’NİN ÖNDE GELEN İSİMLERİNE KOMPLO’

Siyasi komplo olarak tanımladığımız 2011 seçimlerini doğal sonuçlarını değiştiren üçüncü olay ise tam seçim öncesi yaşanan, bu kez, MHP yöneticileri hakkındaki kaset şantajlarıdır. Baykal olayında bir yıl sonra Mayıs 2011’de, genel seçimlerin hemen öncesinde, yine kimliği meçhul kişiler tarafından, yine yasadışı çekilmiş, yine kadın-erkek ilişkilerini ele alan bir kaset yine yasadışı yayımlanarak ama bu kez MHP üzerine, MHP’de önemli görevlerde bulunan on siyasetçi üzerine gidilmiştir.

‘MHP’DE İSTİFALAR’

Bu komplo sonucunda bu on siyasetçi istifa etmek durumunda kalmıştır ki bunların yedisi genel başkan yardımcısıdır. Başta Deniz Bölükbaşı olmak üzere, istifa edenlerin hepsinin milletvekili adayı oldukları dikkate alındığında, bu şantajın ve komplonun MHP’nin seçimler alması yüksek oy oranlarını büyük ölçüde etkilemiştir.

KOMPLO DEMEK SEÇMEN TERCİHİNİ MANİPÜLE ETMEK DEMEKTİR

Bu siyasi komplo ile seçmenin siyasi tercihleri üzerinde oynanmış ve değiştirilmiştir. Bu siyasi komplolarla şekillendirilen siyasi tabloda, Devlet Bahçeli istifa etmemiş olsa da, görevde kalıp meydan okumuş olsa da yapılan genel seçimlerde MHP büyük bir düşüş yaşaması kaçınılmazdır.

SAADET PARTİSİ BÖLÜNÜYOR


Yine siyasi komplo dediğimiz bir üçüncü olay daha yaşlanmıştır 2011 seçimleri öncesinde, o Numan Kurtulmuş’un önce 26 Ekim 2008’de Saadet Partisi genel başkanlığına seçilmesi, ardından “yetmez ama evet” diyerek muhafazakar oyları AKP’ye yönlendirmesi ve nihayetinde de bu partiyi bölerek AKP’ye geçiş yapması olayıdır.

Aslında yeni yüz olarak tanıtılan Numan Kurtulmuş olayı ile Kemal Kılıçdaroğlu olayı arasında benzerlik de bulunmaktadır. Bu iki yeni yüz Türkiye’de siyasete yön verebilmeyi başarmıştır. Kamuoyuna tıpkı Kılıçdaroğlu gibi medya üzerinden tanıtılan Numan Kurtulmuş sürecinde önce Eylül 2010’da yapılan anayasa değişikliği referandumunda “Yetmez ama evet” denilerek bu partinin oyları AKP’ye yönlendirmiştir.

Ekim 2010’da Saadet Partisi’nden istifa eden Kurtulmuş Kasım 2010’da yani genel seçim öncesi Halkın Sesi Partisi’ni(HAS Parti) kurmak yoluyla Saadet’e giden oyların bölünmesine yol açtı ve AKP’nin destekçisi konumuna taşımış ve bu siyasi manevralar sonucunda Erbakan liderliğindeki Saadet Partisi etkinliğini yitirmiş ve seçmeninin büyük çoğunluğunu AKP’ye transfer etmiştir.

SAADET’İ BÖLEN HAS PARTİ AKP’YE KATILIYOR

Zaten Kasım 2012’de büyük bir şovla HAS PARTİYİ kapatıp AKP’ye üyeleriyle birlikte geçecek ve AKP genel başkan yardımcısı olacaktır.

Eylül 2012’de de eski Demokrat Partisi yani Erkan Mumcu’nun Anavatan Partisi ile Mehmet Ağar’ın Doğruyol Partisinin yeni adı olan Demokrat Partisinin eski genel Başkanı Süleyman Soylu da AKP’ye katılacaktır. Bu sonuçlar açıkça gösteriyordu ki Özal’ın siyaseti eninde sonunda AKP siyasetle buluşmuştur, bizim ileri sürdüğümüz de budur, Erdoğan siyaseti baştan beri Özal’ın devamı olarak yola çıkmıştır.

MHP BUGÜN YANLIŞ YAPTI


Anadolu ve Avrupa’da gerçekleştirilen toplantılarda, konferanslarda kamuoyuna verdiğimiz tek slogan “birleşin” olmuştu. AKP siyasetinin yol açtığı tehdit bir siyasi partiye ya da toplumun bir kesimine yönelik değil, doğrudan vatanımızı hedef almıştı. PKK adı altında özerk yerel yönetimler üzerinden vatanımızın Asya ile bağını kesmeye ve vatanımızın ekonomik kaynaklarını yabancılara devretmeye yönelmişti.

MİLLİYETÇİ OLDUĞUNU SÖYLEYEN MHP, HALKÇI  CHP İLE BİRLEŞMELİYDİ ÇÜNKÜ MİLLİYETÇİLİK VE HALKÇILIK ZATEN ATATÜRK İDİ

Ekonomik kaynağının yönetiminden mahrum bir devlet ve bir millet elbette yoksullaşacak ve bunun sonucunda mücadele azmi ve direnci kırılmış olacaktı. Tehdit önce vatana ardından milletimizin geleceğine yönelikti. Bu tehdit ve tehlikeler artık CHP’nin de MHP’nin de tek başına boyunu aşmıştı, çünkü karşı güçler sürekli ittifaklara gidiyordu, ABD-AB-İsrail’le ittifak hatta terörle bile ittifak.

Böylesi bir karşı güç karşısında birleşmekten başka çıkar bir yol düşünülemiyordu. Bu yüzden “önce vatan” çağrıları yapılmış, bu nedenle “söz konusu vatandır” sloganları atılmış ve “vatan için birleşin” çağrıları dile getirilmişti o dönem.

Demokrasiye inanmış yüreklerde ise en büyük halktı, bu nedenle Edirne’den Erzurum’a, Sivas’tan İzmir’e, Adana’dan Sinop’a, Antalya’dan Artin’e, Rize’ye gidilerek halkımıza ulaşılmaya çalışıldı sırf bu tehdit ve tehlikelerin görülmesini sağlayabilmek için.

HALK AKP SİYASETİNE KARŞI BİRLEŞTİ AMA…

Tüm bu uğraşlar, kimse sözünü dahi etmese de sizler biliyorsunuz, sonuç verdi, insanlarımız yan yana gelmeye başladı, AKP siyasetine karşı birleşmeye başladı yine o dönmede, tanığız biz. Öyle ki ülkemizin neresinde olsun halkımızla buluştuğumuz zamanlarda CHP ve MHP’nin tüm teşkilatları, İşçi Partisi ve Hak ve Eşitlik Partisi’nin tüm teşkilatları yan yana geliyor, konferanslarımıza destek veriyor, sıraların en önünde oturup halkımıza birleşme görüntüsü veriyordu, buna da tanığız.

Tüm bu yapılanlara karşı olarak sayılan üç ana siyasi komplo sonucu 2011 seçimlerinde de siyasetin yön değiştirmesi için birtakım güçler ellerinden geleni yapıldı, üstelik AKP’nin yönetimindeki devletimizin de desteğiyle ile. Ve 2011 seçimleri yine AKP kazandı ve yine tek başına iktidar oldu, hala da iktidar…

Erdal Sarızeybek

Başvuru kitabı: ‘YÜZLEŞME ’Pozitif Yayınları

Önerilen Videolar

Bunlar da İlginizi Çekebilir

'EFKAR TEPESİ'Nİ BİLİR MİSİNİZ' 'Adalet ve Kalkınma Partisi NASIL İKTİDAR OLDU' 'AFP AJANSI GÜLEN VE ERDOĞAN'I NASIL GÖRDÜ' 'Orgeneral Necip Torumtay NEDEN İSTİFA ETTİ'

Bakmadan Geçme!

KAPAT
'IRAK VE SURİYE'NİN PERDE ARKASINDA KİM VAR'