Özal
16 Kasım 2018 ( 682 izlenme )

Seçimde büyük manipülasyon!.. 'ÇİFT VURUŞ'

YIL 2007, GENEL SEÇİM ÖNCESİ…

Türkiye genel seçime girmeden hemen önce iki büyük vaka yaşandı; İlki 27 Nisan Muhtırası, diğeri ise Erkan Mumcu ile Mehmet Ağar’ın kurduğu siyasi ittifakı seçim öncesi bozması…

TÜRKİYE’Yİ SALLAYAN İKİ VAKA

27 Nisan Genelkurmay Muhtırası’nın bir siyasi bir komplo olduğu hala kamuoyunda bilinmezliğini koruyan yaygın bir düşüncedir. Ağar-Mumcu ilişkisi de hala aydınlatılamamış ve bu siyasi ittifakın neden bozulmuş olduğu yolunda inandırıcı bir açıklama hala yapılmamıştır. Ama bu iki rutin dışı gelişme, AKP siyasetine büyük güç kazandırmış ve 2007 seçimlerini kazanarak tek başına iktidar olmanın yolunu açmıştır.

27 NİSAN’DA NE OLDU?

27 Nisan 2007’de, Genelkurmay Başkanlığı internet sitesinden bir bildiri yayınlandı. Bildiride özetle ‘mevcut siyasi iktidarın gölgesinde irticai faaliyetlerin arttığı, laiklik karşıtı eylemlerin gün yüzüne çıktığı ve bu durumun da devletin birliği ve bütünlüğünü ağır bir tehdit altına soktuğu’ vurgulanmış, gerektiğinde silahlı kuvvetlerin karşı harekete geçeceği işaret edilmiştir.

Bu bildiri aslında muhtıranın da ötesinde bir askeri darbe sinyalidir. Bildirinin son cümlesinde geçen ‘Türk Silahlı Kuvvetleri, bu niteliklerin korunması için kendisine kanunlarla verilmiş olan açık görevleri eksiksiz yerine getirme konusundaki sarsılmaz kararlılığını muhafaza etmektedir ve bu kararlılığa olan bağlılığı ile inancı kesindir.’ İfadesi bunun bir kanıtıdır.

İŞLEM YAPILMADI

Normal şartlarda bu bildiriye karşı yargının harekete geçerek soruşturma başlatması gerekirdi ama bu yapılmadı. ‘Bildiriyi ben yazdım’ diyen orgeneral Yaşar Büyükanıt’ın görevden alınması gerekirdi ama bu da yapılmadı. Yapılan sadece mevcut siyasetin ‘askeri darbelere karşı olduğu’ yolunda verdiği sert mesajlar, kamuoyu vicdanının kışkırtılması oldu, bu da siyasetin işine yaradı…

27 NİSAN MUHTIRASI MESNETSİZ, SAÇMA SAPAN

Örneğin muhtırada 23 Nisan Ulusal Egemenlik Bayramı ile Kur’an okuma günü mukayese edilerek sanki Kur’an okumanın cumhuriyete yönelik bir tehdit olabileceği hissi uyandırılmıştır ki bu asla yapılmaması gereken yanlıştır.

Benzer şekilde Şanlıurfa’da başlarında beyaz tülbentle ilahi okuyan küçük yaştaki kız çocuklarımız ile Atatürk ve Türk Bayrağı değerlerimiz yan yana getirilmiş ve böylece saflığın ve masumiyetin sembolü olarak Türk milletinin yüreğinde yer etmiş olan beyaz tülbent ve küçücük kız çocuklarımızın, bu kez Atatürk’e ve kutsal bayrağımıza tehdit olabileceği algısı yaratılmıştır ki bu da çok ağır bir yanlıştır.

PROVOKASYON

Ve nihayetinde kutlu doğum şöleni, Kur’an okuma, ilahi söyleme gibi Türk milletinin en hassas olduğu konular öne çıkarılarak, bu inançlarımızın sanki devlete ve cumhuriyete bir tehdit olduğu ileri sürülmüş ve Türk Ordusu ile Türk milletinin değerleri karşı karşıya getirilmesi sağlanmıştır ki bu affedilemez bir hatadır. Şimdi bu temaları her gün ekranlara taşıdığınızda, milletimizin yüreğinde kopabilecek fırtınaları hatta kasırgaları bir düşününüz!

BÖYLE BİR MUHTIRA YAZILAMAZ

27 Nisan muhtırası olarak Türk tarihine geçen bu bildirinin son cümlesine baktığınızda, “ Özetle, Cumhuriyetimizin kurucusu Ulu Önder Atatürk’ün, ‘Ne mutlu Türküm diyene!’ anlayışına karşı çıkan herkes Türkiye Cumhuriyeti’nin düşmanıdır ve öyle kalacaktır.” şeklinde söz ile başta eleştiri konusu yapılan Kur’an, ilahi, tülbent, başörtüsü gibi yüksek değerlerimizi sahiplenmiş insanlarımızın bir nevi düşman ilan edilmiş olduğunu görmemek mümkün müdür! Peki neden?

OLAYLAR ZİNCİRLEME GİDİYOR

Bakınız olayların akışına: 12 Nisan açıklaması, 27 Nisan muhtırası ve 28 Nisan’da AKP hükümetince orduya sözüm ona kafa tutulması. Ardından 01 Mayıs AKP’nin erken seçim kararı ve derken 04 Mayıs Dolmabahçe görüşmesi.

Nihayetinde 12 Haziran’da Ümraniye’de el bombası bulunmasıyla soruşturmaların başlatılması ve 22 Temmuz 2007 erken genel seçimlerinin yapılması. Olaylar arasında bir bağ olduğu açık; önce 28 Nisan’da AKP hükümeti Genelkurmay’a ekranlarda açık açık kafa tutar ve 01 Mayıs’ta sanki ”hodri meydan” dercesine erken seçim kararı alır.

Ardından 27 Nisan’da komplovari bir bildiriyi yazdığını söyleyen Büyükanıt, 4 Mayıs 2007’de bildirinin hedefinde olduğu düşünülen Başbakan Erdoğan’la Dolmabahçe Sarayı’nda bir araya gelir. Bu görüşme de bir sır olarak kalır, hatta bu görüşmeyle ilgili Büyükanıt’a şantaj yapılmış olduğu iddiaları gündeme taşınır ama asla içeriği açıklanmaz.

Ve 12 Haziran’da Ümraniye’de 27 adet el bombası bulunarak kod adı Ergenekon olarak bilinen soruşturma başlatılır. İşte Türkiye bu siyasi ve askeri tablo ile Temmuz 2007 seçimlerine girer ama sadece bu değildir…

DEMOKRAT PARTİ ÇATISINDA İTTİFAK

Türkiye’de aynı süreçte bir başka siyasi komplo daha yaşandı. 4 Mayıs Dolmabahçe görüşmesinden bir gün sonra yani 05 Mayıs’ta, DP adını alan DYP'nin Genel Başkanı Mehmet Ağar ile ANAP lideri Erkan Mumcu, iki partinin DP çatısı altında birleşeceklerini bir protokolle kamuoyuna duyurmuştu. İki lider DP'nin iktidara geliş yıldönümü olan 14 Mayıs'ta düzenlenen şölene birlikte katılarak bu ittifakı kamuoyunda güçlendirmişti.

Bu ittifaka uygun olarak DYP, 27 Mayıs'ta yaptığı kongreyle DP adını aldı. Mumcu ile Ağar, DYP delegesini el ele selamladı. Kamuoyunda bu birleşme kararı büyük bir heyecan uyandırdı. Ama seçimlerin yapılmasına çok kısa bir süre kala bu birleşme olmadı.

DEMOKRAT PARTİ İTTİFAKININ BOZULMASI AKP’YE YARADI

Seçim günü Erkan Mumcu Avusturya’ya tatile gitti ailesiyle birlikte. AKP seçimleri kazandıktan ancak iki yıl sonra ANAP ile DP birleşecek ve Ağar aynı yıl Susurluk davasından yargılanmaya başlayacaktır. 5 yıl hapis cezası alacak ve 2012’de cezası kesinleşerek Aydın Yenipazar cezaevine kapatılacaktır.

2003 yılında AKP hükümetinin denetimli serbestlik yasasını çıkardığını ve Ağar’ın da bu yasadan yararlanacağının öğrenildiğini yan yana getirseniz, bunlar siyasi komplo değil de nedir, diye kendimize sorabiliriz.

SİYASİ KOMPLO NEDİR?

Siyasi komplolar bir ülkede siyasete yön vermek için yapılır. Bu müdahaleler sonucu ya mevcut siyaset yön değiştirir ya da yeni bir açılım siyaseti ortaya atılır ve sonrasında güçlendirilir. Dünya tarihine bakıldığında bu tür komploların ABD-Rusya gibi küresel güçlerin bir siyasi manevrası olarak ortaya çıktığı görülmektedir, yani komplo demek doğrudan müdahale edilemeyen bir ülke siyasetini dolaylı müdahale sonucu değiştirmektir.

 Ancak böylesi bir oyunun tutması için iç destek şarttır, öyle ki bu destek o ülke yöneticilerinden gelebilir ya da o ülkedeki köstebeklerin harekete geçirilmesiyle de sağlanabilir.

SİYASETE YÖN VERİLİYOR

Bizim ülkemizdeki küresel oyunlara bakıldığında, her iki desteğin de bu tür siyasi komplolarda kullanılmış olduğu gerçeğiyle karşılaşılır. Bakınız Eşref Bitlis olayına, ister kaza ister sabotaj, Bitlis Paşa’nın aramızdan ayrılmasıyla Türkiye siyaseti yön değiştirmiş ve Irak’ta olması gereken çatışmalar Türkiye’ye taşınmıştır.

93 Mart Özal-PKK ateşkesi bu olayı tamamlayan bir siyasi bir manevradır, Mayıs 93’te Bingöl’de 33 askerimizin şehit edilmesiyle Türkiye silahlı çatışmaların arenası haline getirilmiştir. Oysaki Bitlis Paşa yaşamış olsaydı, 92 Ekim’de başlatmış olduğu Irak harekatını 93 Şubatı’nda tamamlayacak ve terörün ateşini Irak’ta bitirmiş olacaktı. Siyasi komplodan anlatılmak istenilen de işte budur, siyasete yön vermek…

Şimdi koyalım hepsini üst üste; bir yanda 27 Nisan muhtırası, diğer yanda Ağar-Mumcu ikilisi, üstüne de meydanlara atılan ipler, üstüne de ekranları koyun, işte seçim böylece kazanılmış oldu…

Ama bundan daha vahim olanı ise kod Ergenekon kumpas soruşturması başlatılarak Türk ordusu kendi milletinin destanının adıyla içeriden vuruldu…

İşte biz bugünlere böyle geldik...

Erdal Sarızeybek

Önerilen Videolar

Bunlar da İlginizi Çekebilir

'BEN ÇAĞIRDIM' demişti... ÇEKİÇ GÜÇ NEYMİŞ ?.. 'YAHUDİ CESARET MADALYASI KİMLERE VERİLİR' 'Erol Mütercimler ERGENEKON İÇİN NE DEDİ' 'BU ÖRGÜTE NEDEN DOKUNULAMIYOR'

Bakmadan Geçme!

KAPAT
'ERDOĞAN VE ÇİLLER NEREYE KOŞUYOR'