Cumhuriyet
2018-11-16 02:44:15 ( 281 izlenme )

'ŞEYH SAİD İSYANI NEDİR'

Mayıs 1923’te, Erzurum’da, Azadi(İstiklal) ya da Kürt Azadi Cemiyeti adıyla gizli bir örgüt kurulmuştu...

AZADİ ÖRGÜTÜ BAŞI SEYİT ABDULKADİR

Örgüt beş kişilik hücrelerden oluşuyordu. Seyit Abdulkadir(Şeyh Ubeydullah’ın oğlu), Kemal Fevzi, Kadri Cemil Paşa(Baban), Kasım Cemil Paşa(Baban), Dr. Fuat, Hacı Ahti diye bilinen Avukat Mehmet, bucak müdürlerinden Tayyip, Bitlis Milletvekili ve Kastamonu İstiklal Mahkemesi üyesi Yusuf Ziya, Hasenan aşiret reisi Halit Hüsnü Bey de bu örgütün üyeleriydi.

Nesturi ayaklanması sırasında 275 erle birlikte firar eden İhsan Nuri de bu gizli örgütünün bir üyesi idi. Aynı yılın baharında Yusuf Ziya, Cibranlı Halit Bey’in konuğu oldu.
1920’de düşünce bazında ele alınmış olan konular artık örgütlü olarak yönetilecektir...

ŞEYH SAİD İSYANI HAZIRLANIYOR

Hamidiye alay komutanlarından Mutki Aşireti Reisi Muşlu Hacı Musa örgütün ilk başkanıydı. Örgütün ilk kongresi 1924 yılında Erzurum’da yapıldı. Kongrede şu kararlar alındı;
‘En geç Mayıs 1925 tarihine kadar bir ayaklanma başlatılacak; Gerekli dış destek İngiliz, Fransız ve Ruslardan sağlanacak.’

Kürt İstiklal Cemiyeti, yapılan bu toplantılardan sonra silahlı savaşa karar verdi…
Bitlis milletvekili Yusuf Ziya Bey, önemli bir görevle Hınıs’a gönderildi. Yusuf Ziya, Erzurum’un Hınıs ilçesine gidip Şeyh Said ile görüşecekti. Şeyh Said çevrede tanınan ve çok sevilen bir Nakşibendi şeyhiydi. Yusuf Ziya ile Şeyh Said görüştüler ve anlaştılar.(1) 

İsyan tarihi belli idi; 21 Mart 1925, Nevruz günü...

ŞEYH SAİD GÖZALTINDA

İsyan hazırlığının haber alınması üzerine Cibranlı Halit Bey, 20 Aralık’ta, Erzurum’daki konağında gözaltına alındı. Erciş-Van üzerinden Bitlis’e gönderildi. İki gün sonra da Şeyh Sait, Erzurum Valiliği’nin emri üzerine Hınıs Adliyesi’ne getirilerek ifadesi alındı.

Şeyh Sait; ‘Cibranlı Halit ve Yusuf Ziya ile işbirliği yapmadım. Yusuf Ziya’ya ödünç para vermedim, bana kırgındır, iftira atıyor.’demiş ve Hınıs Kaymakamı Maksun Bey tarafından serbest bırakılmıştı.
Şeyh Sait evine dönerken, Bitlis Cezaevi’nde kalan Cibranlı Halit’in şu mesajını aldı;
’Ayaklanmanın başına geçiniz’(2).

CİBRANLI HALİD KİMDİ?

Hamidiye Alayları’nın kurulması Sultan II. Mahmud’un fikriydi. 4’ncü Ordu Komutanı Zeki Paşa tarafından, çoğunluğunu aşiret gençlerinin oluşturduğu ‘Hamidiye Alayları’ kurulmuştu(1891).

Doğu Anadolu’nun Rus ve İngiliz –Ermeniler ve Rumlar dahil- emellerine karşı müdafaası için kurulan bu alayları, beş yıllık bir eğitim veren ‘Aşiret Mektepleri’ izlemişti(1892). Özellikle 1893 Ekim’inde ortaya çıkan Sason ve 1896’daki Van Ermeni isyanlarının bastırılmasında, bu askeri birliklerin büyük faydası görüldü(3).

Hamidiye alayları, 1914 Türk-Rus savaşında da yer aldı. Bu savaşta Varto’daki hem Cibran Aşireti hem de Hormek aşireti Ruslara karşı mücadele ettiler. Cibranlı Miralay Halit ve Hasenalı Halit bu savaşta gösterdiği kahramanlıklarla büyük ün kazandılar. Bu iki isim, Ermenilere karşı da birlikte mücadele etmişlerdi.

AŞİRETLER İSYANA KARŞI ÇIKIYOR

1920’lere gelindiğinde Cibranlı Halit ile Hasenalı Halit ve kardeşleri kendilerini yakında kurulacak Kürt Devleti’nin öncüleri gibi görüyorlardı. Cibranlı Halit, Sevr Antlaşması’nın imzalanmasından bir ay kadar önce aşiret reisleri arasında bir nabız yoklaması yapmış, aşiretleri bir isyana kışkırtmış ancak Hormek aşiretinin karşı çıkması üzerine bir sonuca varılamamıştı(4).

Bu dönem, Bedirhan ve Seyit Abdulkadir’in siyasi Kürtçü faaliyetlerini Anadolu’ya taşıdığı ve cemiyetler şeklinde örgütlendiği bir dönemdir. Bu noktada, bu faaliyetlerin Cibranlı Halit’in bu isyan ve Kürt devleti düşüncelerinde ne denli etkili olduğu düşünülmelidir.

DİN ÜZERİNDEN KIŞKIRTMA

Seyit Abdulkadir, Şeyh Sait’in oğlu Ali Rıza ile yaptığı görüşmede, ayaklanmaya dinsel bir görüntü verilmesinde ısrar ediyordu. İsyanı bütün gücüyle destekleyeceğini söyledi. Mustafa Kemal aleyhine yazılmış bildirileri de gönderdi. Bir tanesi şöyle yazılmış;

‘...Sağda-solda kanlı çarpışmalar devam ediyor, hükümet sizden saklıyor. Hiç beklemeyin, birbirinizle haberleşerek civarınızdaki askerleri teslim alın. Arslan gibi harbeden Kürt kardeşlerinizin imdadına yetişin. Lazistan, aylardan beri kan ve ateş içindedir. Dindar Türk neferleri din kardeşlerine kurşun atmıyor, teslim oluyorlar. Dinine bağlı Türk ahalisi, fikren ve kalben sizinle beraberdir... Zaptedeceğiniz Türk topları, Türk tüfenkleri, Türk mühimmatı, size kafidir. Rehberiniz Muhammed, yardımcınız Allah'tır’.(5)

KURAN-I KERİM İSYANA ALET EDİLİYOR

1925 yılı Ocak ayında, isyana hazırlık için dağıtılan bir başka bildiri ise şöyle kaleme alınmış;

“Kurulduğu günden beri İslam dininin temellerini yıkmaya çalışan Türkiye Cumhuriyeti Reisi Mustafa Kemal ile arkadaşlarının, Kuran’ın ahkamına aykırı hareket ederek Allah ve Peygamber’i inkar ettikleri ve İslam halifesini sürdükleri için, gayrimeşru olan bu idarenin yıkılmasının bütün İslamların üzerine farz olduğu(6)…”

AZADİ ÖRGÜTÜ BAŞKANI ŞEYH SAİD

1925 yılı Ağustos’unda Şeyh Sait, Cibranlı Halit ve Mutki Aşiret Reisi Musa Bey, Erzurum’da görüştüler. Kürt İstiklal Cemiyeti(Azadi)’nin başkanlığına Şeyh Sait’i seçtiler.

Aynı süreçte, Şeyh Sait’in kardeşi Abdurrahim de on arkadaşı ile bir araya gelmiş, Müstakil İslam Hükümeti kurmaya vermişti. 1927 Hoybun Ermeni-Kürt ittifak örgütünde karşımıza çıkacak olan Umum Bozan aşireti Reisi Şahin Bey tarafından, bu sözde hükümetin isyanına destek veren bir bildiriyi şöyle yazdılar;

‘Ey Selahattin’in cesur evlatları! Çerkezleri, Rumları, Ermenileri, Arnavutları ve Arapları birer birer yok eden, hor gören ve yoksul bölgelere süren muhteris Türk siyasetinin son kurbanı olmadan zengin yurtlarınızdan, yeşil dağlarınızdan ve verimli yaylalarınızdan ayrılarak değersiz ve uyuşuk mahvoldan uyanınız ve ulusunuzu kurtarınız, ey, Kürdistan’ın kahramanları’!

İSYAN BAŞLIYOR

İsyanı fiilen başlatan olay ise sıradan bir olay gibiydi; altı asker kaçağını yakalamak için görevlendirilen jandarma birliği komutanları Teğmen Mustafa ve Teğmen Hasan Hüsnü, 13 Şubat 1925 günü Şeyh Abdurrahim’in köyünü sarmıştı. Evin sarıldığını gören Şeyh Sait ve Şeyh Abdurrrahim, subay ve askerlerin üzerine ateş açmış, subaylar esir alınmış, ok yaydan çıkmıştı…

NAKŞİBENDİ ŞEYHİ SAİD

Şeyh Sait, yanındaki 350 atlı ile 13 Şubat günü öğleden sonra, Genç ili merkezi Darahini’ye doğru yola koyuldu. Gece Genç ilinde cezaevine ve jandarmalara ateş açıldı. 

16 Şubat’ta, Darahini ele geçirildi, peşinden Genç ili. Şeyh Sait, Ziraat bankası ve Mal Sandığı’na girmiş, kasadaki paralara el koymuştu. Darahini Kürdistan’ın geçici başkenti olacaktı. Lice’den sonra, Diyarbakır’a geldiler.

14 Şubat’ta, ilk yazılı emrini veren Şeyh Sait, Modan aşireti reisi Faki Hasan’ı Kaymakam olarak atmış, emrin altında şöyle bir imza atmıştı;
‘Emir El Mücahidin Muhammed Said Nakşibendî’.

Ayaklanma genişliyor, tüm çevreyi sarıyordu...

AŞİRETLER İSYANA DİRENİYOR

Fethi Bey hükümeti, doğu illerinde sıkıyönetim ilan etmek durumunda kalmıştı.
Aynı günlerde Şeyh Sait ayaklanmasına karşı çıkan aşiretler, cumhuriyet hükümetini destekleyen telgrafları peş peşe gönderiyordu;

“Din ve vatan düşmanlarımızın kandırdığı bu fesatçıların milletimiz aleyhine yaptıkları bu uğursuz harekatı bütün ilçe halkı adına suçluyor ve milletimizle Cumhuriyet hükümetimizin, sevgili yurdumuzun düşmanlarına karşı yapılacak her türlü bastırma harekâtına bir bütün olarak mal ve canımızla katılmaya hazır olduğumuzu bildiririz…”

İSYANLA MUSUL SORUNU ARASINDAKİ BAĞ

Yine aynı günlerde, Fransa’nın Bağdat’taki Yüksek Komiserliği’nden Dışişleri Bakanlığı’na gönderilen bir raporda, Musul ile bu isyan arasında şöyle bir bağ kuruluyordu;

‘Haritaya baktığımızda Harput, Diyarbakır, Muş ve Bitlis’in oluşturduğu dörtgenin Musul’un kuzeybatısında ve Şubat ayında kesin çözüme bağlanması gereken Musul da, Irak’ın kuzey sınırı Zaho ve Ahmediye’nin batısındadır. Kürt ayaklanması bundan daha iyi koşullarda patlak veremezdi. Ayaklanma, Türklerin Musul üzerindeki iddialarını araştıran komisyona, Türklerin kendi topraklarındaki Kürtler arasında bile huzuru sağlayamayacağını gösterecektir.(7)’

İSYAN BASTIRILIYOR

Bundan sonrası Diyarbakır ve çevresinde gelişti…
Osman Paşa komutasındaki hükümet kuvvetleri ile Hormek, Lolan ve Hayderan aşiretleri, Şeyh Abdullah ve Cibranlı Binbaşı Kasım komutasındaki ayaklanmacılar, Leylek Dağı çevresinde kuşatıldı. Piran ve Maden hükümet kuvvetlerinin eline geçti. 1 Nisan’da, Hani alındı, ardından Palu, Gönük ve Çapakçur.

İsyancılarda bozgun başlamıştı; Şeyh Sait cephesinde ilk gedik, Genç ili Jandarma Komutanı Üsteğmen Mihri ile açıldı. Teslim oldu ve Şeyh Sait hakkında bilgi verdi.

Kürt İstiklal Cemiyeti kurucuları Kürt Miralayı Cibranlı Halit Bey, Bitlis eski Milletvekili Yusuf Ziya Bey, kardeşi teğmen Ali Rıza, Yusuf Ziya’nın damadı Faik bey ile Molla Abdurrahman Bitlis’te kurşuna dizildi.

Kürdistan Teali Cemiyeti Başkanı Seyit Abdulkadir yakalandı.
Şeyh Sait’in bacanağı Cibranlı Kasım Bey, Şeyh Sait’i hükümet kuvvetlerine teslim etti.
14 Mayıs 1925’te, isyancıların yargılamaları Şark İstiklal Mahkemesi’nde başladı. 

Suçlular idama mahkûm edildi; Seyit Abdukadir ve Şeyh Said dahil, tüm kararların infazı yapıldı. 13 Şubat’ta başlayıp 15 Nisan 1925 tarihine kadar devam eden Şeyh Sait ayaklanması bastırılmıştı…

MUMCU: BU BİR KÜRT NAKŞİBENDİ AYAKLANMASIDIR

Uğur Mumcu ‘Şeyh Said isyanı bir Kürt Nakşibendi(Halid-i Nakşi) ayaklamasıdır’ diyor;

‘Ayaklanma başladığında ‘Emir el Mücahidin el Seyit Muhammed Said-i Nakşibendî’ ünvanını kullanan Şeyh Sait, Sünni, Şafii mezhebine bağlıdır. Şafi mezhebi kurucusu Ebu Abdullah Muhammed Bin İdrisi, Hz. Muhammed’in soyundan, Kureyş ailesinden gelmektedir. Mezhep Kürtler arasında çok yaygındır. Yani Kürt ayaklanması, Şafii mezhebinin Nakşibendilerince hazırlanmıştır. Cumhuriyeti kuran ve halifeliği kaldıran Mustafa Kemal’e karşı Kürt-Nakşi ayaklanması başlıyordu.(8)”

Bu ayaklanmayı Kürt Nakşibendiliğinin bu iki kolu çıkarmıştı.
Seyit Taha kolu, Seyit Abdulkadir eliyle, Kürdistan Teali Cemiyeti’ni yönetiyordu.
Şeyh Ali Sebdi kolu, Şeyh Sait eliyle Kürt İstiklal Cemiyeti’ni yönetiyordu. Şeyh Ali Sebdi, Şeyh Sait’in dedesiydi(9). Seyit Abdulkadir ile Şeyh Sait arasında işte bu tarikat bağı vardı.

MUSUL KAYBEDİLİYOR

Diğer tarafta, 16 Ocak 1925’te, üçlü komisyon toplanmış ve ‘1928 yılında bitecek olan İngiliz manda yönetiminin 25 yıl daha uzatılması ve Kürtlere özerklik verilmesi’ şeklindeki tavsiye kararını açıklamıştı. Bu bir komisyon raporuydu ve nihai karar daha sonra verilecekti. 

Şubat 1925’te Şeyh Sait isyanı işte böylesi bir süreçte başlatılmış, 15 Nisan’da da bastırılmıştı. Aynı dönemde Sason ayaklanması da patlak vermişti.

Bu ayaklanmalarla Birleşmiş Milletler Cemiyeti Komisyonu etki altına alındı ve sonuçta, 16 Aralık 1925’te nihai bir kararla Musul, İngiltere mandasındaki Irak’a bırakıldı.

SONUÇ

Geldiğimiz bu noktada, Seyit Abdulkadir ve Bedirhanların siyasi Kürtçü hedeflerine bağlı olarak, Musul meselesinin Türkler lehine çözülmesini engellemek için çıkartılmış olduğunu söyleyebiliriz.

Bu tespitlerimiz şöyle doğrulanıyor; 1920’li yıllarda, Uğur Mumcu’nun deyişiyle, Ortadoğu’da kum değil ajan kaynamaktaydı. İngilizler Fransızlarla, Fransızlar da İngilizler ile bir ajan savaşına girişmişti. Çünkü bölgedeki çıkarları çatışıyordu.

Şeyh Sait ayaklanmasını izleyen günlerde Bağdat’taki Fransız Yüksek Komiserliği’nden Paris’e 40 sayfalık bir gizli rapor gönderilmişti. Konu, Ortadoğu’da çelişen İngiliz-Fransız çıkarları ve Kürt-İngiliz ilişkileri idi. Uğur Mumcu bu raporun 25’nci sayfasını şöyle okuyor;

‘BEDİRHANLAR İŞİN İÇİNDE’

Şeyh Sait, 1918 yılından beri, amacı İngiliz mandası altında bir Kürt devleti kurmak olan İstanbul Kürt Komitesi’(10) ne bağlı olarak çalışmaktadır. Şeyh Sait 1919 yılında Kürdistan Bağımsızlığı Türk Komitesi lideri Abdullah Djendel Bey tarafından İngilizlerin Kürt politikasında temel unsur olan Binbaşı Noel ile ilişkiye geçirildi…

Ayaklanma bölgesinde çok sayıda İngiliz ajanı saptandı. Binbaşı Thomson’un bölgede olması ihtimal dışı değil. Bedirhan Ailesi’nin temsilcileri kısa bir süre sonra İstanbul’dan Beyrut’a gelerek Fransız Yüksek Komiserliği’ne, Bağımsız Kürdistan Hareketi’ni desteklemesini önerdiler ancak bu öneri reddedildi. Bedirhanoğulları Ailesi’nden bir albay şu anda Halep’te kalıyor. Albay ve Şeyh Sait, İngiltere’nin Halep Konsolosu ile ilişki içinde.’(11)


Sadece bu tarihsel sürecin siyasi sonuçlarıyla yola çıkılsa dahi Şeyh Said isyanının bir İngiliz tertibi olduğu yine ortaya çıkıyor.

ATATÜRK: İLERLEMEYE DEVAM EDECEĞİZ

Mustafa Kemal Atatürk, isyana karşı harekat sonrasında terhis edilen askerlere teşekkür mesajında şu hususun altını çizmişti;

‘Türkler, Cumhuriyetin korunmasına, vatanın gelişmesine ve milletin yükselme yolunda çalışmasına engel olmak isteyenlerin uğrayacakları hayal kırıklığını kesin olarak ispat etmişlerdir. Muhakkaktır ki, milletimizin takip ettiği kurtuluş ve çalışma yolunda ilerlemekten başka bir hal kabul edemez.’(12)

TARİKAT KAPATILIYOR

25 Şubat 1925'te, Hıyanet-i Vataniye Kanunu'na eklenen bir madde ile ‘dini ve mukaddesatı siyasi amaçlara esas ve alet etmek maksadıyla cemiyet kuranlar’ da vatan hainliği kapsamına alınmış ve bu suçun cezası olarak ‘idam’ hükmü konulmuştu.

TARİKAT 50’DEN SONRA YENİDEN AÇILIYOR

30 Kasım 1925’te, çıkarılan bir kanunla da tekke, zaviyeler ve türbeler kapatıldı.
Kapatılan türbeler 1950 yılında açılacak, başını da İstanbul’daki Gümüşhaneli Tekkesi çekecektir. Oysaki Gazi Mustafa Kemal bakınız bize ne demişti;

‘Arkadaşlar, efendiler ve ey millet, iyi biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, meczuplar memleketi olamaz. En doğru, en hakiki tarikat, medeniyet tarikatıdır. Medeniyetin emir ve talep ettiğini yapmak insan olmak için yeterlidir. Biz dünya medeniyeti ailesi içinde bulunuyoruz. Medeniyetin bütün icaplarını tatbik edeceğiz.

Bizim devlet idaresinde takip ettiğimiz prensipleri, gökten indiği sanılan kitapların dogmalarıyla asla bir tutmamalıdır. Biz, ilhamlarımızı, gökten ve gaipten değil, doğrudan doğruya hayattan almış bulunuyoruz. Milletimiz her güçlük ve zorluk karşısında, durmadan ilerlemekte ve yükselmektedir. Büyük Türk Milletinin bu yoldaki hızını, her vasıtayla arttırmaya çalışmak, bizim hepimizin en kutlu vazifemizdir(13)’.


İsyan bastırılmıştı ama bu iş burada bitmeyecek, sonrasında isyandan kaçanlar Ermenilerle ittifak kurup Hoybun adlı bir örgüt kuracak ve Türk Milletine savaş ilan edecektir. Bu örgüt eliylşe ilk büyük isyan 1930’da Ağrı’da çıkarılacaktır.

Erdal Sarızeybek

Yararlanılan kaynaklar:


1. Uğur Mumcu, ‘Kürt İslam Ayaklanması’, s. 42.
2. Age, s. 48.
3. Prof. Dr. Abdulhaluk Çay, Her Yönüyle Kürt Dosyası’, s. 355, Boğaziçi İlmi Araştırmalar Serisi No: 15, Boğaziçi Yayınları, 1993.
4. Mumcu, ‘Kürt İslam Ayaklanması’, s. 40.
5. Murat Bardakçı, ‘Din birleştirici unsursa Osmanlı İmparatorluğu neden battı’ başlıklı köşe yazısı, Hürriyet Gazetesi,11 Aralık 2005.
6. Mumcu, ‘Kürt-İslam ayaklanması’, s.48.
7. Mumcu, ‘Kürt-İslam ayaklanması’, s.79.
8. Age, s. 46.
9. Age, s. 45.
10. Açıklama: Burada geçen Kürt komitesi, 1923’te Seyit Abdulkadir, Hasenanlı Halit, Hacı Musa, eski milletvekillerinden Yusuf Ziya ve ailelerinden müteşekkil olmak üzere kurulan gizli bir komitedir. Bu komitenin amacı, bağımsız bir Kürt devleti kurmaktır. Şeyh Sait ve ailesi de bu komitededir. Bakınız: Genelkurmay Belgelerinde Kürt İsyanları, cilt I, s. 136, Kaynak Yayınları, 2011.
11. Mumcu, ‘Kürt İslam Ayaklanması’, s. 143.
12. Genelkurmay Belgelerinde Kürt İsyanları, s. 219, Kaynak Yayınları, 2011.
13. Genelkurmay Başkanlığı Resmi web sayfası, Anıtkabir, Atasözleri, 2014

Başvuru kitabı: Büyük Suikast/ Destek yayınları

Önerilen Videolar

Bunlar da İlginizi Çekebilir

'MEDYADA HİÇBİR ŞEY GÖRÜNDÜĞÜ GİBİ DEĞİL' Cumhuriyet'ten bir yıl sonra... 'NASTURİ İSYANI' 'Cumhuriyet tarihinin EN SİNSİ İTTİFAKI' Barzani'den itiraf!.. 'RUS AJANI PEŞMERGELER'

Bakmadan Geçme!

KAPAT
'AMERİKAN SÜT TOZU İLKOKULLARA NASIL GELDİ'