Osmanlı
2018-11-16 02:46:11 ( 155 izlenme )

Bir numara... 'SEYİT ABDULKADİR KİMDİR'

YIL 2013… AYLARDAN HAZİRAN…

Seyyid Taha-i Hakkari hazretleri, Hakkari Valiliği ve Hakkari Üniversitesinin birlikte düzenlediği bir sempozyumla anıldı.

SEYİT TAHA’YA BÜYÜK TÖREN

Hakkari valiliği ve Hakkari Üniversitesi iş birliği ile bu sene ilk defa düzenlenen bir sempozyumla resmi olarak anıldı. Sempozyum bittikten sonra toplu olarak Nehri'deki kabri başında dualar okundu. Hakkari Valisi Orhan Alimoğlu, Şemdinli Kaymakamı Cengiz Erdem, Seyyid Taha'nın torunlarından Reşit ve Agit Geylani ve çok sayıda katılımcı eşliğinde yapılan anma töreni şenlik havasında sona erdi.

SEYİT TAHA KİMDİR?

Halidi Nakşibendi tarikatının kurucusu Şeyh Halid, Irak’ın Süleymeniye kentinde doğdu. Hindistan’a gitti, Abdullah Dıhlevi, hazretlerinden icazet aldı ve beş tarikatının aynı anda büyük halifesi oldu. Şeyh Halid’in halifelik verdiği kişiler de bir başkasına halifelik veriyor ve böylece tarikat Anadolu coğrafyasında hızla yayılıyordu…

ŞEYH BARZANİ VE SEYİT TAHA

Mevlana Halidi Bağdadi olarak da bilinen Şeyh Halid, Irak kuzeyinde ilk halife yaptığı şahsiyeterden biri Şeyh 1’nci Abdusselam Barzani oldu. Ardından Şemdinli’de yaşayan Seyit Taha da büyük halife oldu. Anadolu’da en önemli iki halifesi, sırasıyla, Hakkari’den Seyyid Abdullah, Şemdinli’den Seyyid Taha’ydı, zaten ikisi akrabaydı.

Seyit Taha, “Ben Kürt değilim, Musul’dan geldik” diyen ve 1925 Şeyh Said isyanını tertipleyen Seyit Abdulkadir’in dedesiydi… Seyit Taha, 1880’de Osmanlı’ya isyan eden Şeyh Ubeydullah’ın babasıydı…

Bedirhanoğulları ve Baban beyleriyle birlikte siyasi Kürtçülüğün 1 numarası olan Seyit Abdulkadir Kürt değildi. Bunu kendisi söylemişti.

SEYİT ABDULKADİR KİMDİ?

1925 Şeyh Said isyanından sonra yargılandığı Diyarbakır Sıkıyönetim Mahkemesi’ndeki ifadesi şöyleydi; “Abdulgani Geylani ahvadındanım. Aslen Kürt değilim, Kürdistan’da yerleşmişim”(1). 

Kimdi bu Seyit Abdulkadir?

Seyit Abdulkadir Halid-i Bağdadi Nakşi’nin halifesi Seyit Taha’nın torunu, 1880’de Osmanlı’ya isyan eden Şeyh Ubeydullah’ın oğluydu.

Ayrılıkçı siyasi Kürtlüğün önemli bir ismiydi. Siyasi tarih yazarlarının üzerinde ısrarla durduğu, Osmanlı ve yeni Türk Cumhuriyeti’ni hedef almış ülke istihbaratlarının vazgeçemediği bir kişilikti. Bu yönüyle, hem yabancı hem de ülkemizdeki araştırmacıların kitaplarında adı sıkça görülür hala görülüyor…

Yaptığı araştırma ve incelemelerle Türk tarihinde önemli bir yere sahip olan başta Uğur Mumcu olmak üzere, pek çok araştırmacı yazarın kitaplarına, Seyit Abdulkadir ismi konuk olmuştur. Günümüzde, bu kişiliğe atfedilen dikkat hiç eksik değildir.

2‘NCİ MEŞRUTİYETİN İLANIYLA SİYASİ KÜRTÇÜLÜK RESMEN BAŞLIYOR

Seyit Abdulkadir’i daha yakından tanımalıyız…
Osmanlı İmparatorluğu’nda ilk yasal Kürt örgütü Diyarbakır’da, 2 Ekim 1908 yılında kuruldu. Örgütün adı, Osmanlı Kürt İttihat ve Terakki Cemiyeti idi.
Aynı yıl İstanbul’da Kürt Teavün ve Terakki Cemiyeti de açıldı. Başkanlığı’na da ömür boyu başkan kalmak üzere Seyit Abdulkadir seçildi.

Bu iki örgütü, 1918 yılında, İstanbul’da Kürdistan Teali Cemiyeti ile Kürdistan Cemiyeti; 1919 yılında, Kürt Neşr-i Maarif Cemiyeti, Kürt Talebe Heyvi Cemiyeti, Kürt Kadınlar Teali Cemiyeti ve Kürt Milli Fıkrası ve 1921 yılında da Kürdistan Teşriki Mesai Cemiyeti izledi…

SEYİT ABDULKADİR

Uğur Mumcu, bakınız Seyit Abdulkadir profilini nasıl çiziyor:

“Kürdistan Teali Cemiyeti, İstanbul Cağaloğulu’nda, Dr. Cevdet Bey’in apartımanında Seyid Abdulkadir ve arkadaşlarınca kurulmuştu. Abdulkadir, Kürt örgütlerinin önde gelen lideriydi. 

Hüseyin Şükrü Baban Bey, Dr. Şükrü Mehmet Sekban Bey, Muhittin Nami Bey, Babanzade Hikmet ve Aziz beyler’ce 1918 yılı Eylül ayında kurulan Cemiyet’in başkanlığına Seyit Abdulkadir; başkan yardımcılılarına Mehmet Ali Bedirhan ve Ferik Fuad Paşa; genel sekreterliğe de Babazade Şükrü getirildiler. Bunu, Kürt Neşr-i Maarif Cemiyeti’nin kuruluşu izledi.

Bu cemiyeti, aralarında Bedirhanzade Emin Ali Bey, Mithat Bey, Kamil Bey ve Dr. Abdullah Cevdet’in bulunduğu Kürt aydınları kurmuşlardı. Bedirhanoğulları, Seyit Abdulkadir ve Paris’teki Kürt delegesi Şerif Paşa, Kürt örgütlerinin önde gelen liderleriydi(2).”..


BARZANİ-ABDULKADİR İLİŞKİSİ

Seyit Abdulkadir’in hem Soranzadeler, Babanzadeler, Bedirhanzadeler, Berzenciler hem de Barzanilerle de ilişkileri vardı. Bu ilişkileri de bize ifşa eden Mesut Barzani’ydi, kitabında bu bağı şöyle açıklıyordu:

“Şeyh Abdusselam’ın (Mesud Barzani’nin dedesi) Kürdistan’da siyasal reform düşüncesinin yayılmasında büyük bir rolü oldu. O dönemde faaliyet gösteren, Kürt Teali ve Terakkiş Cemiyeti, Hevi Cemiyeti ve Kürdistan Bağımsızlık Cemiyeti gibi Kürt örgütleriyle sağlam ilişkiler kurdu. Aynı şekilde Şeyh Mahmud Berzenci, Şeyh Abdulkadir Nehri(3) ve Şımail Ağa Şikaki(Simko) gibi dönemin önde gelen Kürt liderleriyle de iyi ilişkileri vardı(4).”


Seyit Abdulkadir İngiliz arşivlerinde de kendine yer bulmuştu. Ve Uğur Mumcu bunu tespit etmişti:

İstanbul’daki İngiliz Yüksek Komiseri Amiral Calhtrop, İngiliz casusu Noel’in Anadolu’da yaptığı gezi için şu raporu İngiliz Başabakanı Lord Curzon’a şu satırlarla bildirmektedir: Binbaşı Noel Seyit Abdulkadir ve Bedirhanoğulları ile görüştü….

Yine bu zat, 8 Aralık 1919’da, İngiliz Yüksek Komiserliğinde görevli Hohler ile görüşerek, Mustafa Kemal’in gittikçe tehlikeli olmaya başladığını bildiren kişiydi. Bu görüşme sonrasında, Hohler’in bir rapor düzenlemiş ve Abdulkadir için şu notu düşmüştü: “Seyit Abdulkadir Kürtlerin bağımsızlığı ve Kürtlerin Türklerden ayrılması konusunda ısrarlı görülmektedir.”.


Seyit Abdulkadir’le sıkça görüşen bu İngiliz görevlisinin şu sözleri, Abdulkadir’in bu süreçteki pozisyonunun daha iyi görülebilmesi için, dikkatle okunmayı hak ediyor:

“Benim sorunum Kürtler. Noel, Bağdat’tan buraya geldi. Çok iyi insan., çok güçlü biri. Fakat, diğer bakımdan da Kürtlerin peygamberi olmak istiyor. ‘Kürtler gibi kimse yoktur, onlar çok asil, çok iyiler’ diyor. Ermenilerin ise değersiz ve hilebaz oldukları görüşünde. ‘Kürtler hiç Ermeni öldürmedi, aksine onları korudular, fakat Ermeniler Kürtleri öldürdüler’ diyor.

Korkarım ki, Noel bir Kürt Lawrence’i olabilir. Mezopotamya şimdi bizim olduğuna göre, ona bir Kürt devleti kurdurup kuzey dağlarını böylece koruyabiliriz. Binbaşı Noel bir Kürt Lawrenci’dir. Abdulkadir ve onun gibilerle konuştum. Onlara etki edebilmek için biz de Türklere hile yapıyoruz., diye beş defa tekrarlamak mecburiyetinde kaldım. Ancak Kürtlere güvenilmez. Majestelerinin amacı Türkleri elden geldiğince zayıflatmak olduğuna göre, Kürtleri bu şekilde harekete getirmek fena bir plan değil…”(5)


İNGİLİZ AJANLARI VE SEYİT ABDULKADİR

Aynı süreçte, Amiral Sir A. Calhtrop Dışşleri Bakanı Lord Curzon’a Seyit Abdulkadir hakkında şu mesajı yazıyordu; “Binbaşı Noel, Kürt şefleriyle görüş birliğine varırırsa, bundan büyük faydalar sağlayacağını söylüyor. Bunlar, İstanbul’da Abdulkadir ve Bedirhan ile daha az önemli bazı kişilerdir. Bunlar, şüphe uyandırmamak için Noel’den ayrı olarak Kürt bölgesine gidecekler. Türkler, Paris’teki Sulh Konferansı’na Kürtlerin de geleceğinden korkuyorlar. Kürtler henüz Mustafa Kemal’e karşı ayaklanmadı. Noel, bunu başaracağından emin(6)…”

Bu raporlarında adı geçen Lawrence, bir İngiliz casusudur. Birinci Dünya Harbi’nde, Arapları ayrı bir devlet kurma vaadiyle aldatarak Osmanlı’ya karşı isyan etmelerini sağlamıştır. Medine kahramanı Fahreddin Paşa’yı ve askerlerini sırtından vuran Mekke Şerifi Hüseyin, bu Lawrence’in yakın arkadaşıdır. İngiliz literatürüne “Arap ya da Arabistanlı Lawrence” diye geçmiştir.

Bir de Alman Lawrence vardır. O da emrindeki Alman-yerli karışımı bir birlikle, Doğu Afrika’daki (bugünkü Tanzanya ve çevresi) İngilizleri arka arkaya bozguna uğratmıştır. 130 bin kişilik İngiliz ordusuna 62 bin kayıp verdirmiştir, 72 milyon Sterlin harcamak zorunda bırakmıştır. Kendi kuvveti ise İngilizlerin 12’de birine eşittir. İngilizler uzun süre bu yenilgileri kendi kamuoyuna yansıtmamıştır(7).

Burada söz edilen “Kürt Lawrence” ya da “Alman Lawrence” benzetmesi veyahut “İngiliz Lawrence” benzetmeleri; İngilizlerin işgal ettikleri ülkelerde yerli işbirlikçileri kullanarak nasıl o devleti zayıflatıklarını ve bu işbirlikçi gücü gerektiğinde nasıl büyük bir güce dönüştürdüklerini ima eden İngiliz siyasetinin bir kod adıdır.

SEYİT ABDULKADİR ÖZERKLİĞE SOYUNUYOR

Soner Yalçın, İngiliz arşivlerini araştıran bir başka isimdir. Abdulkadir’i şöyle tanımlıyor;

“Seyit Abdulkadir’in İstanbul Caddebostan’daki evi Kürt önde gelenleriyle dolup taşar. Bu ev tarihi bir görüşmeye de ev sahipliği yapar. Hürriyet ve İtilaf Fırkası ile Kürdistan Teali Cemiyeti arasındaki anlaşma burada imza edildi: Kürtlere Özerklik! İngilizlerin bilgisi dahilinde yapılan toplantıya cemiyet adına Başkan Şeyh Abdulkadir ve üyelerden Said ve Mehmed Ali katılırken; Hürriyet ve İtilaf Fırkası’ndan Konya mebusu Zeynelabidin, Karesi Mebusu Vasıf ve Mustafa Sabri katılır.

Yapılan anlaşma şöyledir: “Çoğunlukla Kürt kavminin oturduğu memleketle, siyaset yönünden İslam Halifeliğine ve Osmanlı saltanatına bağlı olmak koşuluyla, bütün halkın çoğunluğunca seçilen bir yönetimin başlığı altında özerk bir yönetime sahip olacaktır.”


Özerklik anlaşması yapılır ama Şeyh Abdulkadir bununla yetinmemiştir. İngilizlerle gizlice anlaşıp bağımsızlık yönünde lobi yapmaya başlar. Bu durum İstanbul Hükümeti’ni bile rahatsız eder. Şeyh Abdulkadir ve cemiyetin üyeleri Emin Ali Bedirhan, Mevlanzade Rıfat, Yüzbaşı Emin Babıali’ye çağrılırlar. Bahriye Nazırı Avni Paşa yabancı devletlerle görüşme yetkisinin sadece hükümette olduğunu ve bağımsız bir Kürdistan kurma teşebbüsünden duydukları rahatsızlığı uygun bir dille anlatır.

Soner Yalçın diyor ki; İngilizleri arkalarına almış cemiyet üyeleri pervasızdır. İstanbul Hükümeti’nin Doğu Anadolu’yu Ermenilere peşkeş çektiğini söylerler. Ayrıca Wilson prensiplerine göre her topluluğun kendi refahı için çalışmaya hakkı olduğu, Kürtlere özgürlük ve güvenlik sağlayacak tek devletin İngiltere olduğuna inandıkları için İngilizlerle görüştüklerini belirtirler. Yer yer seslerin yükseldiği toplantıda, dönemin ünlü liberal gazeteci yazarı Mevlanzade Rıfat, Türkler’in kendi başlarının çaresine bakamazken nasıl Kürtlere özerklik sağlayabileceğini sorar.

Bağırılıp çağrılır ama sonunda toplantı, Kürt bölgelerine Kürt Valiler ve Kürt memurların atanması kararının alınmasıyla biter. Şeyh Abdulkadir yine de İngilizlerle görüşmeyi sürdürür; ancak artık bağımsızlıktan vazgeçmiş yine özerklik yanlısı olmuştur(8).

HAKKARİ ÜNİVERSİTESİ’NDE SEYİT ABDULKADİR’E ÖZEL İLGİ

Seyit Abdulkadir işte budur; hani şu Hakkari Üniversitesi’nin Şemdinli’ye gidip, dedesi Seyit Taha mezarı başında dua ettiği kişi bu; Adına uluslararası sempozyum düzenlenen Seyit Taha’nın torunu olan Abdulkadir… Sempozyum sonrası, resmi web sayfasında duyuru yapan bu üniversite Seyit Abdulkadir’i şöyle tanıtıyordu;

“Seyit Abdulkadir, 1851 yılında Nehri’de doğdu. 1908 yılında Hicaz sürgününden İstanbul’a döndü. 1908 de kurulan Kürt Teavün ve Terakki Cemiyeti’nde bulundu. 1918 yılında, Kürt Teali Cemiyetini kurdu ve başına geçti. 1919 yılında, Damat Ferit Paşa hükümetinde Şurayı Devlet Reisi oldu. 1925 yılında, Diyarbakır’da idam edildi”(9).

Üniversite’nin bu duyurusunda Seyit Abdulkadir’in idam edilmesinin nedeni yoktu.
Oysaki bu Abdulkadir, 1925 Şeyh Sait isyanını tertiplediği iddiasıyla vatana ihanet suçundan yargılanmış, mahkȗm olmuş ve bu nedenle infaz edilmişti. İnfaz tarihi 21 Mayıs’tı. Hakkari Üniversitesi’nin Seyit Taha türbesinin ziyareti ise 20 Mayıs. Aralarındaki zaman ilişkisi açık.

Bir noktayı daha hatırlatayım: İşte bu yargılama esnasında Seyit Abdulkadir “Ben Kürt değilim” diyerek açık bir beyanda bulunmuştu. Kürt değildi, ama neden bu isyanlara “Kürt” isyanları deniliyor ve yazılıyordu, ilginç.

SONUÇ:

Seyit Abdulkadir Halidi Nakşibendi tarikatının bir şeyhidir tıpkı babası Şeyh Ubeydulah gibi. Dedesi Seyit Taha ise bu tarikatın Anadolu halifesidir, bu yönüyle Barzanilerle yakın ilişkileri vardır çünkü tarikatın kuzey Irak halifesi de Şeyh Abdusselam Barzanidir.

Seyit Abdulkadir, Hakkari ilinin Şemdinli ilçesindendir. Bulunduğu coğrafya 1514 Çaldıran savaşı sonrasında kurulan beyler ve emirler coğrafyasıdır. Bu yönüyle Bedirhan ve Baban beyleriyle bağlantıları vardır çünkü onlar da bu coğrafyadandır. Tanzimat sonrası beylikler yıkılıp duğn otorite boşluğu şeyhler ve şıhlar tarafından doldurunca, coğrafyanın eski hakimi olan beyler bu yeni otorite makamlarıyla haliyle bağlantılarını kesmemişlerdir.

Coğrafyanın beyleri gücünü uçsuz bucaksız topraklardan yani paradan alırken bu şeyhler ve şıhlar gücünü halkın kutsal inançlarından alıyorlardı. Halkın yoksulluğu dikkate alındığında şeyhler beylerden güçlüydü çünkü din üzerinden siyaset yaparak yoksul halkı yönlendirmek paradan daha kolay ve daha güçlüydü.

2’nci Meşrutiyetin ilanıyla ortaya çıkan özgürlükler ortamında ilk siyasi Kürtçü örgütleri kuran işte bu coğrafyanın hakimi durumundaki beyler ve şeyhler oldu yani Bedirhanoğulları, Baban oğulları ve Seyit Abdulkadir… Anacak bir numara hep şeyhlerden çıktı, örgütlerin Seyit Abdulkadir geçti.

İlk siyasi Kürtçü örgütlerin kurulmasıyla birlikte Osmanlı’ya da ilk başkaldırışlar başladı, Seyit Abdulkadir’in tarikat arkadaşı Şeyh Adusselam Barzani 1907’de isyan etti. Ardında dünya harbi…

Osmanlı’nın Saray’a alıp başına taç ettiği hatta Bektaşi tekkelerini kapatıp Halidi Nakşibendi tarikatına yolaçtığı bir süreçte, tarikat şeyhler ne zaman ki Osmanlı Dvletinin artık ayakta duramayacağını anladı, işte o zaman bugünün deyimiyle dış güçlerle bağlantıya geçip Osmanlı topraklarını paylaşım planları yapmaya koyuldular; kimi Ruslara yanaştı kimi ise İngilizlere…

Birinci Dünya harbinde Rus işgalini kolaylaştırmak için ilk isyanı başlatan bu tarikatın bir şeyhi oldu; Molla Selim, 1914’te Bitlis’te isyan çıkardı.
Dünya harbi sonrasında Osmanlı teslim oldu ve Anadolu’yu işgale başladılar…
İşgal sırasında ilk isyan yine Seyit Abdulkadir tertibinde 1920-21 yılında Koçgiri’de çıkarıldı.

Cumhuriyet kuruldu…
Beyler ve şeyhler coğrafyasına yaşayan Nesturiler, İngilizlerin desteğinde Hakkari’de isyan çıkardı, yıl 1924.
Bu isyanı desteklemek için yine siyasi Kürtçülüğün önemli isimlerden İhsan Nuri, Diyarbakır’da isyan çıkardı, yıl yine 1924. 

Bu İhsan Nuri Ermeni Taşnak çetesiyle üç yıl sonra ittifak kuracak, Hoybun adıyla bu kez Ağrı’da büyük bir isyanın elebaşısı olacaktır.

Yıl 1925, yer Diyarbakır…
Halidi Nakşibendi şeyhi ve Seyit Abdulkadir’in dava yoldaşı Şeyh Said isyan çıkıardı tam da Musul sorunu Millerler Cemiyetinde görüşülürken. İsyan bastırıldı ama Musul bu yüzden kaybedildi.

Şeyh Said isyanı sonrasında Seyit Abdulkadir Diyarbakır’da yargılandı ve vatana ihanet suçundan infaz edildi. İnfaz sonrasında aynı yıl oğlu Şeyh Abdullah Şemdinli hudut taburuna saldırdı ve altı subayı infaz etti, sonrasında Barzanilere kaçtı.

Seyit Abdulkadir Kürt değildi.

Erdal Sarızeybek

Yararlanılan kaynaklar:

1. Uğur Mumcu, Kürt-İslam ayaklanması, s. 99.
2. A.g.e. s. 2.
3. Abdulkadir Nehri: Şemdinli Bağlar( Nehri) köyünden, Şeyh Ubeydullah’ın oğlu Seyit Abdulkadir.
4. Barzani, “Barzani ve Ulusal Kürt Hareketi”, s. 25.
5. Mumcu, Kürt İslam Ayaklşanması, s. 5.
6. A.g.e. 8.
7. Orhan Koloğlu, Lawrence Efsanesi, s. 7, Alkım Yayınları, 2003.
8. Soner Yalçın, makale, “Liberallerle Kürt Şeyhler Hangi Konuda Anlaştı”, Oda, Tv, 18.09.2010.
9. seyyidtaha.hu.edu.tr/Sayfa/46/Seyyid_T%C3%A2h%C3%A2_Kimdir/

Başvuru kitabı: Yanlış İttifak/ Destek yayınları

Önerilen Videolar

Bunlar da İlginizi Çekebilir

'HÜKÜMET BU HARİTAYI GÖRMÜYOR MU' 'ERDOĞAN BUNLARI BİLMİYOR MU' 'SARAY'A NASIL GİRDİLER' 'Sevr Antlaşmasına BÜYÜK TEPKİ'

Bakmadan Geçme!

KAPAT
BOTAN EMİRİ BEDİRHAN BEY'İN PERDE ARKASI'