Siz bu satırları okurken, memlekette esen seçim rüzgârlarının henüz bir fırtınaya dönüşmüş olmasa da alarm vermeye başladığından hiç şüphem yok. Sayıları milyonları aşan sığınmacılar üzerinden giden kaos söylemleri ve hafızalarımızda yer etmiş ancak hâlâ aydınlık yüzü görmemiş olayların yeniden yaşanabileceğine ilişkin kaygıların konuşuluyor olması bu şüpheyi güçlendiriyor.

Son günlerde bir de SADAT çıktı. Vaktiyle Erdoğan’ın güvenlik başdanışmanlığını yapmış Adnan Tanrıverdi’nin kurucusu olduğu özel güvenlik şirketi. Gayri nizami harp eğitimi veren, uluslararası silah ticareti yapabilen görünüşe göre kerameti kendinden menkul bir yapı. Bu yapının seçimleri maniple edebileceği iddiaları ise masum yürekleri bir anda endişeye düşürebiliyor.

Bu gündeme paralel olarak gelişen bir de sınır ötesi harekât meselesi var. Düşünebiliyor musunuz, çok gizli olması gereken bir askeri harekât güvenlik kaygısı duyulmaksızın açığa vurulabiliyor. Bu güvenlik açığının, karakol ve üslerimizi hem de sivilleri ağır bir güvenlik tehdidiyle karşı karşıya bırakabileceği ise hiç akla getirilmiyor.

Öte yanda, nisan ayında başlatılan Pençe Kilit operasyonu sonuçları açısından bir garip ilerliyor. Bilinen hedeflere karşı yapılmış bir operasyonda, Mehmetçik hedef olabiliyor. Dahası, dün “Terör bitti, terörist bitti” diyenlerin, bugün karşımıza geçip kapsamlı ve aralıksız yurtiçi operasyonlarına soyunmuş olmaları haklı olarak aklı karıştırıyor. Hem içte hem dışta ve ansızın yaşanan bu askeri hareketlilik, operasyonla birlikte gelen şehit haberleri, siyasi davalar, gözaltılar, soruşturmalarla yan yana geldiğinde, seçim süreciyle ilgili endişelerimizi tetikliyor.

Kaos senaryoları bir kenara, zaten dayanılması güç ekonomik krizin giderek ağırlaşması halinde olası bir toplumsal gerginliğin seçimleri erteletebileceği konuşuluyor. Memleketi bu hale sürükleyen bu siyaset sahiplerinin, toplu kaçış hazırlığında olduğu dahi ileri sürülebiliyor. Hele ki toplum yerleştirilmeye çalışılan “Bu siyaset kaybetse de gitmez” algısı artık akıl sınırlarını zorluyor.

Sonuçta farklı yönlerden esen bu seçim rüzgârları, bir fırtına habercisi olmakla birlikte, insanın yüreğini daraltıyor. Tüm bunlar, Gezi Parkı eylemcileri için yakıştırılan sıfatlar ve bunu izleyen mezhep ayrımcılığına yönelik kışkırtmalarla yan yana geldiğinde, insan aklı zaten yürek daraltıcı bu endişeleri başınan kovmak için artık kendine bir çıkış yolu bulamıyor.

Siz de endişeli misiniz?

Endişeliyseniz doğaldır bu. Her akşam ekranlar açıldığında “kaos, iç çatışma, tuzak, kumpas, manipülasyon” gibi ürkütücü terimlerle karşı karşıya bırakılan masum bir yüreğin endişe duymaması mümkün değil. Ancak endişeli olmak bir açıdanda iyi çünkü toplum kendini olası risklere karşı tedbirli olmak zorunda hissetmeye başladı. “Acaba seçimlerde ne olacak?” diye artık kimse kendine sormuyor. Çünkü her akşam ekranlar size bunu söylüyor. Kim ne yapabilir diye açık açık anlatılıyor. Dolayısıyla seçimlerde hiçbir şey olmasa da bir şeyler olabileceği şimdiden kestirilebiliyor. Hazırlıksınız dediğim işte bu. Biliyorsunuz karşımıza çıkması olası senaryoları, o bir şeylere hazırlıklısınız.

Öte yanda, toplumun duyarlı çoğunluğu yüreğindeki masumiyetten aldığı güçle çalışıyor; sandık müşahitleri, ıslak imzalı sandık sonuç tutanakları, seçmenin sandığa kolayca ulaşımı, sonuçların anında ilgili merkezlere iletimi gibi... Bu bize toplumun, seçimde hukuk ve kanunları egemen kılabilmek ve bu siyaseti bu yöne sevk edebilmek için, içten bir gayretle çabaladığını gösteriyor. İşte bu da iyiye işaret, kimse yılmış değil, haklı olduğu mücadeleden kimse vazgeçmiş değil.

Peki korkuyor musunuz?

“Endişeli olmak bir açıdan iyi” ifadesi üzerinden asıl konuşmak istediğim konu bu. Ekranlarda hiç eksik olmayan kargaşa, çatışma, kaos hatta içsavaş riskleri üzerine yapılan vurgular, ülkemizde hiç istenmeyen ürkütücü olaylara yol açabilir mi? Buradan çıkış alan endişeler bir korkuya dönüşebilir mi, konuşulması gerekiyor.

Şimdi hep söylendiği gibi biz de söyleyelim, olacak iş var olmayacak iş var. Endişe doğal ama korku farklı birşey. Korku, geçmişe bakıp da bugünü göremeyenedir. Çünkü bu korkunun kaynağında bilinmezlik yatıyor. Bu bilinmezlik aradan çekilebilirse, düşünen ve sorgulayan bir aklın karanlığa düşerek sürüklenebilmesi mümkün değil. Bütün mesele, doğru bilgi akışıyla bu karanlığı aydınlatabilmek. Bir bilinmezlik dalgasının insan akıl ve yüreğini alıp bir meçhule doğru sürüklemesine engel olabilmek.

İşte bugün, bu bilinmezlik adım adım ortadan kalkacak, çünkü toplumu doğru bilgilendirmek adına hepimiz çabalıyoruz. Şimdiye kadar bildikleriniz sizi endişeye sürüklemiş olsa da, eğer bu satırları okuyorsanız artık çok geç. Bildikleriniz üzerinden zaten hazırlıklı olduğunuz için, buna bilinmeyenlerin aydınlığı eklendiğinde, akıl gücünün korkuyu yeneceğinden hiç şüpheniz olmasın. Üstelik güçlüsünüz, çünkü bu ülkede her şeyin sahibi sizsiniz.

Bugün bilinmezlik dediğimiz, 20 yıldır tek başına iktidar olan bu siyasetin kodları. Bu nasıl bir siyasettir ki insanoğlunu ruhundan çekip alabiliyor. İktidarda kalabilmek hırsı “Gitsinler artık” diyenlerin yaşadığı endişeden daha büyük! Bu hırsı tanımlamak için korku diyorsanız, bu siyaset nasıl bir tezgâha düşürülmüştür ki seçimi kaybetmek korkusu, “Ya yine kazanırlarsa?” diyen yüreklerin duyduğu endişeden de büyük!

İşte bu normal değil. Çözülmesi lazım. Bu sıra dışı ruh halini anlayabilmek için, “Hesap verecekler de ondan” diyen bir mantıkla yaklaşılırsa, izahı zor olur. Bu siyaseti bu korku ve ruh haline sürükleyen nedenler masaya serilmeden bunun çözümlenebilmesi de zorlaşır. Bakınız, seçime yönelik söylemlere bir bakınız, her bir kelimeye anlamı ötesinde inanılmaz kodlar yükleniyor. “Hesaplaşma” diyorlar, “100 yıllık dava” diyorlar, “Mutlaka kazanılması lazım” diyorlar. Üstelik bu siyasetin bu seçimlere gösterdiği olağandışı tavır sadece 2023’le de sınırlı değil. 2071 diyorlar, 2053 diyorlar daha da ötesine geçerek ekliyorlar: “Bu bir hesaplaşma.”

Kodlanan yıllara bakıldığında, Türk tarihinin dönüm noktaları. Vurgu yapılan yerler Anadolu coğrafyası. Türk hâkimiyetine kapıları açan Malazgirt, çağ açıp çağ kapatan İstanbul ve Cumhuriyet başkenti Ankara. Bu dönüm noktalarının ortak açılımına bakıldığında, bu her üç tarihin de kazananın Türk Ordusu olduğu, kaybedeni ise Bizans olan büyük savaşların sonuçlarını bize işaret ediyor. Hal böyle olunca insan aklı ister istemez düşünmeye başlıyor. Düşünen akıl, “bu kodlar üzerinden ne mesaj verilmek istendiğini” anlamaya çalışıyor. Bu kez karşınıza “Kime bu mesaj?” sorusu çıkıyor. Aslında bakıyorsunuz görüyorsunuz ama kelimeler kodlandığı için, baktığınızla gördüğünüz bir olmuyor.

Evet, Türkiye son hızla seçimlere gidiyor belki bugün belki yarın. “Kader seçimi” diyorlar, doğrudur. Bu siyaset için kader seçimi olabilir ancak geleceğimizi, siyasetin kod ve açılımlarına bakıldığında ne gördüğünüz tayin edecektir.
Öyleyse başlayalım...

Erdal Sarızeybek
Kaynak: Kod 2023 Son Tezgah, Destek Yayınları, Temmuz 2022