Osmanlı devrinde bu hakimlerin bölgesi tek vilayetle yönetilir: Musul. Musul; başta merkez olmak üzere, Süleymaniye ve Kerkük sancaklarıyla vilayet bölgesinin idari yapısını çizer. Günümüz Barzanileri, Musul vilayetinin bir sakinidir, merkezleri olan Barzan da bu vilayetin bir köyüdür.

BARZAN COĞRAFYASI
Irak’a yaşam veren Dicle ve Fırat havzalarını içinde barındıran Barzan coğrafyası, aynı zamanda, El Cezire adı ile de tanınır. Üç ana bölgede yer alır; kuzeyde Diyar-ı Bekir( Amid), doğuda Diyar-ı Rabia (Nusaybin), batıda Diyara-ı Mudar (Harran). Bu bölge; tarihi Mezopotamya’nın kuzeyi, kıtalararası geçiş noktalarının merkezidir; İran’dan Suriye ve Mısır’a, Basra ve Bağdat’tan Anadolu’ya giden ticaret yolları bu bölgeden geçer.

MUSUL
Musul, El Cezire’de eski Dıyar-ı Rebia’nın merkezidir, Dicle Nehri’nin batı sahilinde bulunur. 1517-1586 yıllarında “sancak” statüsü ile idare edilir. Sonraki yıllarda “vilayet merkezi” olur. Musul; tarihi, kültürel ve dinsel önemi bir yana, gelecek savaşlara konu olacağı ileri sürülen zengin su havzaları bir yana, günümüzde bilinen petrol zenginliği bir yana, oldukça zengin bir tarım ve hayvancılık bölgesi olarak, küresel güçlerin ilgisinden hiç yoksun kalmaz.

KARIŞIK ETNİSİTE
Ahmet Rıfat Efendi’nin 1881-82 yıllarında yazdığı eserlerde, Musul Vilayeti’nin üç sancak (Musul, Kerkük ve Süleymaniye) ve bu sancaklara bağlı 18 kaza, 22 nahiye ve 3031 köyden oluşan bir merkez olduğu kayda geçirilmiştir. Osmanlı idaresinin son yüz yılında ise Musul vilayeti, 91.000 km2 arazi üzerinde kurulu ve 350.000 kadar bir nüfusu barındıran bir yöre tanımıyla arşivlendi. 

O dönemlerde Musul Merkez Sancağı’na, Seyhan ve Aşayir-i Seb’a olmak üzere iki kaza ve 506 köy bağlanmıştı. 7.714 hane olan Musul içinde, birer Keldani, Süryani, Musevi okulu ve sıbyan mektebi, 12 medrese, 4 tekke ve zaviye, 17 kilise ve manastır ile bir de patrikhane bulunuyordu. 1895 nüfus sayımında bu bölgede 2.388; 1906 sayımında ise 2.071 Yahudi nüfusu sayıldı. Ayrıca, merkezde 129 cami ve mescid inşa edildi. Musul Sancağı’na bağlı diğer kazalar ise şöyle: İmadiye, Akra, Zibar, Duhok, Zaho ve Sincar.

KERKÜK
Kerkük Sancağı, 1892 yılına kadar ‘Şehr-i Zor’ olarak adlandırılıyordu. 1893 tarihli bir fermanla Kerkük adını aldı. Merkez kazasında 7 medrese, 15 tekke ve zaviye, 15 sıbyan mektebi, 1 mekteb-i rüştiye, 3 kilise ve 1 havra görülüyor. Ayrıca, 36 cami ve mescidin kaydı mevcut.1895’te, bu bölgede Yahudi nüfusu 1.184; 1906 sayımında ise 336. O dönemde Revanduz, Salahiye, Köysancak ve Raniye’nin Kerkük Sancağı’na bağlı olduğu görülüyor. Yine o dönemde Süleymaniye Sancağı’nın, biri merkezde olmak üzere beş kazası var: Merkez, Baziyan, Merge, Şehr-i Pazar ve Gülanber.

BARZANİ

Süleymaniye’yi Musul ve Kerkük Sancakları’ndan ayıran bir özellik, belki de, merkezinde bir askeri okul ‘Rüşdiye-yi Askeriye’, bir de bugünkü karşılığı ortaokul olan Mekteb-i Rüşdiye-yi Mülkiye’nin bulunuşu. Yoksa genelde hepsi Musul Vilayeti’nin bir parçası.Barzanilere ev sahipliği yapan Barzan köyü bu coğrafyanın bir üyesi. Mesud Barzani, “Barzani ve Kürt Ulusal Özgürlük Hareketi” adlı kitabında Barzan’ı şöyle tarif ediyor: “Barzan bölgesi, Erbil vilayetine bağlı olarak Irak Kürdistanı’nın kuzeyinin en uç noktasında yer alır. Bölgenin merkezi Mergesor kazasıdır. Kaza üç nahiyeden oluşur; Mergesor, Barzan ve Şirvan. 400 köyden oluşan bölge halkı tarım ve hayvancılıkla uğraşmaktadır…

Altmışlı yılların sonlarında yapılan nüfus sayımına göre bölgenin nüfusu 35-40 bin civarındadır. Bölge dağınık ve engebelidir. Ulaşım güçlükle yapılır. Bölgeyi batıdan Zape Mezin (Büyük Zap) nehri böler ve Barzan köyünün güneyinden geçer. Bihme deresinden geçip Musul’un güneyinde Dicle nehrine karışır. Kuzeyden Rukuçek çayı akar, bölgenin ortasından geçerek Rezan yakınlarında Zape Mezin’e karışır. Bölgenin tanınmış dağları şunlardır: Barzan’a doğru uzanan Şirin, Batin, Piran, Kalender, Bradost, Zerdene ve Korihuri.”

Barzani’nin iki cilt olarak okurlara sunduğu bu kitabında geçen, Barzan ve Barzani aşiretinin yaşamış olduğu bütün coğrafya işte budur; Mergesor ve Zibar… Buna karşın, 1881-82 yıllarında, Ahmet Rıfat Efendi’nin Osmanlı’nın idari yapısına ilişkin eserlerinde, Barzan köyünün bağlı olduğu ileri sürülen Mergesor kazası yer almıyor . Erbil, Ravendüz, Selahiye ve Köysancak, Kerkük Sancağı’na bağlı kaza merkezleri olarak sayılıyor ama bunların içinde Barzan yok. Erbil’in 17 nahiyesi arasında da Barzan görülmüyor. Barzani tarafından dile getirilen diğer iki nahiyeden biri olan Şirvan ise, Ravendüz’e bağlı bir nahiye olarak kayda geçirilmiş.

Böylesi bir coğrafyada bir Barzan’ın anlamı nedir?
Sayılan tüm stratejik özelliklerinin yanı sıra Barzan, Tevrat’ta geçen Peygamber Ezra’nın yaşadığı bölgedir. Ezra’nın üstün Yahudi toplumunu yarattığı ve Tevrat’ı yazılı hale getirdiği coğrafyadır. Dünyada ne kadar Yahudi ayak izi var ise, en derin izlerin burada yer aldığı söylenebilir. Bu noktada Barzan demek; hem stratejik kaynak alanı hem de teo-stratejik kutsal izlerin bulunduğu bölge demektir. Bugün Barzan’da Barzanilerin yaşadığı söylenir, ancak bu Barzaniler kimdir, henüz bilinmez…
Sonuçta Barzan şöyle okunur: Musul Sancağı’na bağlı bir köy. Yine o yıllarda bu coğrafyanın hakimleri olan Baban, Bedirhan ve Soran aşiretleri içerisinde sayılmayan bir köy. Peki, beş yüzyıldır hüküm süren beyzadeler varken, bu Barzan nasıl oldu da günümüzde telaffuz edilen bir gücün sahibi haline geldi?

Erdal Sarızeybek

Barzani 'Nereden Çıktı'

Bakmadan Geçme!

KAPAT
Kaş 'Vaka Yok'