Aradan yıllar geçti…
Mayıs 1920’de Bedirhan Bey’in İstanbul’da bulunan altı oğlu ve iki torunu gizlice bir dernek kurdular. Derneğin başkanı Emin Ali Bedirhan’dı. Kurucu üyeler arasında iki oğlu da yer almıştı; Celadet ve Kamuran. Derneğin faaliyetleri kapsamında üzerinde en fazla durulan konu, Bedirhan Bey’in Osmanlı’nın el koyduğu mal varlıkları(zaptedilmiş emlak) idi. Derneğin arşivleri Bedirhanların bu serveti geri alabilmek için epey çabaladığını gösteriyor. Günümüze kadar ulaşan bu arşivler, Bedirhanoğullarının neden siyasi Kürt hareketine soyunmuş olduklarını açığa çıkarabilmesi açısından önem taşıyor…

BEDİRHANOĞULLARI  MİRAS PEŞİNDE
Dernek daha ilk toplantısında ‘zaptedilmiş emlak’(emlak-ı mazbute) sorununu ele almıştı. Bedirhanlara göre Osmanlı yönetimi bu serveti gasp etmişti. Bu büyük mirasın varislerine intikalini engelleyen de bizzat Padişah’ın kendisiydi, şöyle ki;
‘Tuzla ve diğer emlakın kendileri aracılığıyla yönetilmek üzere kendilerine teslim edilmesi 1892/93’te mirasçılar tarafından istenince, maliyece yazılan kenar yazısının anlamından sahip olma haklarının gerçek olduğu anlaşılmış ve emlakın iade ve teslim edilmesinin gerekliliği Devlet Şurasınca(Şura-yı Devletçe) da karar altına alınmış ise de kabine toplantısına havale ile söz konusu olup daha sonra Padişah’ın buyruğu ile saklanıp yok edilmiştir’. 

Eğer bu belge doğru ise bu büyük mirasına el konulmuş ve miras hakkı da yok sayılmıştı. Öyleyse Bedirhanoğulları ne kadar öfkelense(?) haklıydı…

SEYİT ABDULKADİR DEVREDE
Bu ‘zaptedilen emlak’ meselesi Osmanlı belgelerine geçmiş, Sadaret’in(Başbakanlığın) 19 Haziran 1869 tarihli bir arz tezkeresinde şöyle yer almış: ‘Bedirhan Paşa, Kürdistan’da yurt sahibi ve gayet nüfuzlu olduğu halde, o taraflarda yapılan ıslahat münasebetiyle ailesiyle birlikte bu taraflara nakledilmiş ve Kürdistan’da kalan emlaki devletçe zaptedilerek geçinmesi için kendisine Maliye hazinesinden bilinen miktarda maaş tahsis edilmişti. Bu maaş zaptedilen emlak bedeli olduğu için, veresesine (mirasçılarına) intikali icap etmektedir.’

Bu nokta önemli; Bedirhanoğulları mirası geri alabilmek için Sadrazamlığa dilekçe vermiş, öyle görülüyor. Mesele idari mesele olduğuna göre, konu Danıştay(Şura-yı Devlet)’da görüşülmüş olmalı. Danıştay Başkanı Seyit Abdulkadir idi; o an için başkan değilse bile bir dönem başkanlık yapmıştı, en azından üyesiydi. Belki de ileride karşılaşacağımız Seyit Abdulkadir-Bedirhan ilişkisi bu miras meselesinden ortaya çıkmıştı, ne diyelim…

PEKİ, BU MİRASA NE OLMUŞTU?
Bedirhan Bey’in tüm mallarına devletçe el konulmuş ve on beş bin kuruşa satılmıştı . Buna karşılık Bedirhan Bey’den geriye kalan aile üyelerine 200 ila 1.000 kuruş arasından değişen bir maaş bağlanmıştı . Ama Bedirhanlara göre bu miras, karşılık olarak bağlanmış maaşın çok üstündeydi, bir servetti. En azından Emir Bedirhan böyle söylüyordu; 
‘Bedirhan Bey’in zapdedilen emlakına karşılık kendisine emlak bedeli adıyla yirmi bin kuruş tahsis edildi. Halbuki orada terk ettiği emlaktan yalnız altı tane tuzlasının yıllık geliri altı milyon kuruş sayılıyor. Yalnız at-beygir cinsinden orada terk ettiği hayvan miktarı yirmi bini aşkındı’ .

MİRASA KARŞILIK AYLIK MAAŞ
Celadet Bedirhan’ın eşi Revşen Hanım bu maaş işini şöyle aydınlatıyor;
‘Hüsnü Berazi(Suriye’de), Celadet ve Kamran’ın bedeli emlak aylığını verdi. Bedel-i emlak şu anlama geliyordu: Osmanlılar Bedirhanları sürdüğünde bütün mal varlığına el koymuştu. Ancak sürgün edilen Bedirhanlara da belirli bir aylık vermeyi taahhüt etmişti. Bu, miras gibi kuşaktan kuşağa devam edecekti. Atatürk döneminde rejim, Türkiye sınırları içinde kalan Bedirhanlara arazi verip bedel-i emlaktan kurtuldu. Suriye sınırları içinde bulunan Bedirhanlara ise rejim aylık vermeye devam ediyordu. Ayrıca aynı konumda olan, Cezayir’den gelen Cezayiri ailesine de devlet aylık veriyordu.

Fakat Suriye yönetimi 1929’da bir karar alarak, bu aylık uygulamasında değişiklik yaptı. Buna göre, aile içinde her vefat eden bireyin aylığı devlete kalacak, varislerine intikal etmeyecekti. Bu karara rağmen Hüsnü Berazi, Celadet ve Kamuran’ı Suriye vatandaşlığına kabul ederek bu aylığı yeniden bağladı ve hem Celadet hem de Kamuran ölene dek bu aylığı aldılar. Bu aylık çok cüzi, bir miktardaydı. 1949’da verilmeye başlandığında 45 Suriye Lirası idi. Kamuran 1979’da vefat ettiğinde 160 lira alıyordu. Şu an Suriye’de yaşayan Bedirhanlardan sadece Yusuf Bedirhan bu aylığı almaktadır.”


BÜTÜN MESELE MİRAS
Osmanlı Padişahı’nın emriyle bu büyük servetin mirasçılarına devrinin engellenmesi belki de haklı olarak Bedirhanoğullarında bir öfkeye yol açmıştı. Çünkü bu miras konu edildiğinde Bedirhanlar çok sinirleniyordu. İşte Emir Bedirhan’ın bu öfkesi; ‘Hüseyin Bey(1878 Botan isyancısı Bedirhan) milli duyguların, İslami bağların kutsallığını takdir etmiş olsaydı, kardeşi Bahri Bey’in yüzeysel öğütlerine kapılıp da ecdadından miras kalmış olan Kürdistan beyliği sandalyesini Sultan Hamid’e terk ve bağışlamak ahmaklığında bulunmazdı’ .

BEDİRHANLAIN ÖFKESİ DİNMİYOR
Bu öfkede, Bedirhanoğullarının bu büyük servet kaybı sonrası içine düştükleri mali sıkıntıların da bir payı olmalı. Salih Bedirhan’ın anılarında ailenin yaşadığı bu sıkıntılar ister istemez göze çarpıyor;
‘Osman Bey de geldi, bizi evine götürecek. Teyzelerim bu akşam için bırakmadılar… Ertesi sabah haremi Fatma geldi. Ve hep beraber evlerine gittik. Nişantaşı’nda bir evde oturuyorlardı. Ev büyük, fakat mefruşat namına bir şey yok. Bir odasından ma’adası çırılçıplak. Osman Bey nineme Kürdistan’ı anlatıyordu. Hüseyin Paşa ile gitmişler. Varınca Kürtlerden büyük bir müzaharat ile hürmet görmüşler.’

SİYASİ KÜRTÇÜLÜĞÜN ARDINDA YATAN BÜYÜK MİRAS

Derneğin arşivleri, Kahire’de bulunan Süreyya Bedirhan’ın da bu zaptedilmiş emlakla yakından ilgilendiğini gösteriyor...
Süreyya Bedirhan, İngiltere yönetimine mirasın kendilerine devri için başvurmuş, İngiltere Elçiliği Mali Müşaviri, kendisi ile görüşen Kamuran Ali Bey’e, ‘İngiltere Başbakanı Lloyd George’un Süreyya Bey’e verdiği cevabın esas itibariyle sorunun kabulünü içerdiği’ düşüncesinde olduğunu söylemişti.

Bu noktada, Bedirhanoğullarının ‘yüzyıl öncesindeki Botan beyliğini yeniden kurabilmek’ amacıyla Ruslar, Ermeniler, Yahudiler, İngilizler ve Fransızlarla geliştirdikleri ilişkilerin altında bu büyük servet kaybı ve ardından yaşanılan sıkıntıları görmek gerekir mi’, sorusu akla gelebilir. Bu soruya doğru cevabın, Bedirhanoğullarının bu işgalcilerle daha sonra geliştirecekleri ilişkilerin içeriğinde ve boyutlarında aranması gerektiğini şimdilik söyleyebiliriz.

Erdal Sarızeybek

Bedirhanilerin 'Büyük Sırrı'

Bakmadan Geçme!

KAPAT
'KDP'Yİ KİM KURDU'