Bitlis’te Osmanlı’ya karşı ilk örgütlü isyan… İsyancı Molla Selim’di; Halidi Nakşibendi şeyhi.İsyanın organizatörü Yusuf Kamil idi; Bedirhan Bey’in oğlu. Birlikte Bitlis’te ortaya çıktılar…

RUS DESTEĞİNDE NAKŞİBENDİ MOLLA SELİM
Ağustos 1912’de, İstanbul’daki Rus Elçisi Girs tarafından ‘İrşad adlı gizli bir örgütün Kürtler arasında yayıldığı’ Rus Dışişlerine rapor edilmişti. Örgütün faaliyet üssü Doğu’daydı… Rus Elçisi Girs, ‘Türk iktidarından hoşnut olmayan Kürt ruhani ve feodal-aşiret aristokrasisinin hemen hemen bütün temsilcileri ‘Kürdistan Beyliktir’ sloganıyla birleştiğini söylüyordu.

Bitlis’teki Rus Konsülü de bu örgütü yakın takibe almış, Elçi Girs’e gönderdiği bir raporda yakında önemli olayların yaşanacağını işaret etmişti; ‘Musul vilayetinde, Bitlis vilayeti Diyarbekir Sancağı sınırına yakın olan bölgelerde de Kürtler arasında hareket fark edilmektedir. Dehok(Duhok) bölgesindeki Kürt beyleri ve şeyhleri de toplantı yapmıştır.’

BEDİRHANLAR DEVREDE
Rus raporlarında adı geçen İrşad örgütünün lideri önceden açıkladığımız Abdurrezzak Bedirhan’dı. İsyanın lider kadrosundan Hayreddin Berazi ‘Van, Diyarbakır, Urfa ve diğer şehirlerdeki faaliyetleri hakkında’ Rus Konsolosluğu’na bilgi vermiş ve ‘komiteye yeterli maddi desteğin sağlanması halinde, 15 gün içinde bir isyan hareketini organize edebileceklerini’ bildirmişti.

İsyan 1913 yılının ilkbaharına planlanmış ve Siirt’in Şirvan ilçesi merkez olmak üzere bir Kürt devleti kurulması kararlaştırılmıştı . Durumu haber alan Osmanlı hemen harekete geçince planlar alt üst olmuş, isyan liderleri yakalanmış, Abdurrrezak ve Berazi bu işin cezasını hayatlarıyla ödemişlerdi.

ERMENİLER DEVREDE
Bu olayın birinci aşamasıydı, İrşad örgütü başaramayınca bu kez Molla Selim harekete geçirildi. Bölgedeki Ermeni faaliyetleri zaten biliniyordu. Molla Selim’in daha önceki yıllarda Ermeni komitalarıyla temasta olduğu ve Ermenilerin tam desteğini aldığı da biliniyordu. 1913 yılında, Muş yakınlarındaki Surp Garabet Ermeni Manastırı’nda Taşnak liderlerinden Vartan Vartabet ile görüşmüş, isyanda işbirliği önermişti. 10 Mart 1914’te, İstanbul’daki Ermeni Patriği’ne de bir mektup göndermiş, destek istemişti; Ruslarla da irtibatlıydı.

İsyanın hemen öncesinde, bölgede Şeriflik iddiasıyla bir ayaklamanın hazırlandığı haberi Bitlis Valiliğine ulaşmış ve Molla Selim tutuklanmıştı. Bazı kaynaklara göre 23 Şubat 1914’te, Molla Selim bir atın kuyruğuna bağlanmış, elli kişilik bir jandarma birliği eşliğinde Bitlis’e götürülmek üzere yola çıkarılmış, durumu öğrenen isyancıların nakil konvoyuna saldırarak onu kurtarmıştı.
İsyanın işaret fişeği bu olay oldu…


NAKŞİ ŞEYHLER DESTEKTE

Molla Selim etrafına topladığı 1.000 kadar asi ile 1-2 Nisan 1914’te Bitlis’e saldırdı ama bu iş sanıldığı kadar kolay değildi; ağır kayıplar vererek geri çekilmek zorunda kaldı. İsyan, Nakşi şeyhleri Şahabeddin ve Said Ali’nin destek vermesine ve kısa zamanda Ermenilerin silah, mühimmat ve militan vermek suretiyle fiilen isyana katılmasına rağmen bir sonuca ulaşamadı; Molla Selim üç arkadaşı ile birlikte Rus Konsolosluğu’na sığındı. Birinci Dünya Harbi’nin başlaması üzerine, Ruslar konsolosluğa bir saldırı olmasından çekinerek bu sığınanları teslim etti. Molla Selim ve yanındakiler yargılandı, idama mahkum edildi ve infazları yapıldı .
İsyan bastırılmıştı…

RUS AJANI BİR BEDİRHAN

İsyanı organize eden Yusuf Kamil Bedirhan’dı.
Yusuf Kamil kimdi? Bedirhan Bey’in oğluydu… 1906’da Hayfa kaymakamı iken Rodos’a sürgün edilmiş; 1910’da İstanbul’a geri dönmüş ve Kürt Neşr-i Maarif Cemiyeti’nin kurucuları arasında yer almıştı. 1914 Bitlis ayaklanmasının hazırlanmasında, yeğeni Abdurrezzak Bedirhan’la birlikte önemli bir rol üstlenmişti. Birinci Dünya Savaşı başlayınca Tiflis’e iltica etti.

1914 Haziranı sonlarında İstanbul’daki Rusya büyükelçiliği yardımcılarından Yakuşev, Rusya’ya yollanan Yusuf Kamil’le karşılaştığı söylüyor; Rus elçisine, ‘Bütün Kürdistan Rusya’nın himayesini arıyor, onunla en samimi bir şekilde işbirliği yapmak istiyor’, dediği kayda geçirilmiş. Ayrıca Yusuf Kamil, İstanbul’da oturan ve elçiliğe muhbir olarak değerli bilgiler verebilecek tüm Kürtlerin adreslerini de Yakuşev’e vermiş. Yani Yusuf Kamil Bedirhan bir Rus ajanıydı…

KAMİL BEDİRHAN YEZİDİ MEZARLIĞINA GÖMÜLÜYOR

Birinci dünya sırasında, Kamil Bedirhan’ın Kürtlere cephe hattını geçme ve silahlarını Türkiye’ye çevirme çağrısında bulunduğu, Kürt Hamidiye alaylarının onun çabaları sayesinde Ruslara teslim olduğu söyleniyordu. Yusuf Kamil Bedirhan, Osmanlı imparatorluğunu terk ettikten sonra özelikle Çarlık Rusyası yöneticileriyle ilişki kurdu. Sovyetler Birliği dönemindeki yaşamı süresinde Kürtçe eğitim yapan okullar açma ve özellikle Kürtçe alfabe üzerinde çalıştı. Bazı yazarlar 1912‘de, Gürcistan’da açılan okullarda Kamil’in Kürtçe öğretmen olarak çalıştığını ifade ediyor. Aynı kaynaklar, 1914’te, Abdurrezzak Bedirhan’ın da Kamil’in yanında olduğunu söylüyor.

Gürcü ve Rusların ‘Kızıl Profesör’ adını verdikleri Kamil Bedirhan, 1934’te ölünce vasiyeti üzerine Tiflis’e Yezidi Kürtlerinin mezarlığına gömüldü. Yezidi inancına göre Yezidi olmayanların bu mezarlığa gömülemeyeceğini bildirilmiş olmasına karşın, Kamil’in ısrarı üzerine bu defin işlemi yapılmıştı .

İŞİN ARKASINDA TARİKAT
Uğur Mumcu hem bu isyanı hem de sonradan karşımıza çıkacak Şeyh Said isyanını Nakşibendi Tarikatı’na bağlıyor: ‘Kürtlerin iki lideri de Nakşibendi tarikatından çıkmıştı. Kürt ayaklanmasını, Kürt Nakşibendiliğinin bu iki kolu da yönlendirdi. Seyit Taha kolu, Seyit Abdulkadir aracılığıyla Kürdistan Teali Cemiyeti’ni yönetiyordu. Şeyh Sait de Kürt İstiklal Cemiyeti’ni… Kürt liderlerinden Mahmut Berzenci’nin akrabası olan büyük Seyit Taha, 12 müridine icabat denilen yolla halifelik vermişti. Devlet Bakanı Kamran İnan’ın 1914 yılında Bitlis ayaklanması sırasında asılan, Gayda köyündeki dedesinin babası Sibragullah Efendi de Seyit Taha’nın halifelerinden biriydi…’
Prof. Dr. Çay ise bu isyanı tek bir cümleyle özetliyor; ‘Rus Konsolosluğunda başlayıp Rus Konsolosluğunda biten bir isyan.’

ALATN TAN NEDENSE ÖNYARGILI
Altan Tan ise olayın sadece dini yönünü görüyor, ‘İsyanın baskın yönü, milli olmaktan ziyade dinidir’ diyerek ‘Nakşi şeyhlerinin bir başkaldırısı’ olarak niteliyor. Öte yanda bu isyancıları birer kahraman olarak niteleyen Altan Tan, daha da ileri giderek bu kişileri şu sözleriyle destanlaştırıyor; ‘Bugün bile Seyyid Ali ve Şeyh Şehabettin Müslüman Kürtler arasında birer kahraman dini önderdir. İdamlarında ipin üç sefer koptuğu, sonunda şeyhlerin kendi iplerini çektikleri, idamları esnasında güneşin tutulduğu efsanevi bir şekilde anlatılmaktadır.’

Altan Tan’ın bu isyanı ‘dini yönü ağır basan bir isyan’ şeklindeki tespitine katılmak mümkün değil. O dönemde Nakşi şeyhlerinin Osmanlı tarafından desteklendiği düşünüldüğünde zaten büyük bir güç olan bu şeyhler neden isyan etsin ki! Öte yanda Kürtlerin kahramanlığını bu isyanla dile getiren Tan nedense Ermenilerden hiç bahsetmiyor, Ruslardan da bahsetmiyordu. Bu küresel tezgahı ve Nakşi şeyhlerinin buna alet oluşunu görmezden gelip, bu isyanı Kürtlere bağlamanın ardında mutlaka başka nedenler olmalı…

GİZEMLİ TARİKAT
1914 Bitlis isyanına tüm yönleriyle bakıldığında, Birinci Dünya Savaşı arifesinde avantaj elde etmek isteyen Rusların ve Ermenistan hayali peşinde koşan Ermenilerin desteği ve kışkırtmalarıyla çıkarılmış bir isyan olduğu açıktır. Böylesi isyanlarda sık sık ‘bir Kürt devleti kurmak’ gibi hedeflerden söz ediliyor olmasını bir aldatmaca gibi düşünmek gerekiyor. Dikkatlerin Kürt kimliği üzerine çekilerek, Rus ve Ermeni faaliyetlerinin gizlenmesi için ortaya atılmış yapay gerekçeler olduğunu görmek gerekiyor.

Öte yanda isyanı tertipleyen ve yöneten iki Bedirhan; Yusuf Kamil ve Abdurrezzak. Bu da bize, Bedirhanların ilk ‘Kürdistan’ adlı gazeteyi çıkarışlarında ve İstanbul’da kurulan ilk siyasi örgüt faaliyetlerinde neden Ermenilerle yakın temas kurmuş olduklarını açıklayabiliyor.

Bu isyanda asıl sorgulanması gereken, Osmanlı ümmetinden olan bu Nakşibendi şeyhlerinin böylesi bir kalkışmayla hem Ruslara hem de Ermenilere neden destek vermiş olduklarıdır. Üstelik tam da Dünya Harbi arifesinde!

Bu da bizi Nakşibendi Tarikatı’nın nasıl kurulmuş olduğuna ve Şeyh Halid’in açık kimliğine çekiyor. Hatırlayalım, Başbakan Erdoğan cumhurbaşkanlığı seçimi öncesinde bir gece yarısı ziyaret ettiği Şeyh’i ve bağlı olduğu tarikatı; İstanbul’daki adıyla Gümüşhaneli…

Siyasi Kürt hareketi üç hanedan ve bir kolla yürüyüşünü sürdürmektedir; Baban, Bedirhan, Abdulkadir ve Barzaniler…

Erdal Sarızeybek

Bitlis'te 'Ne Oldu'

Bakmadan Geçme!

KAPAT
Dağlara Gel Dağlara 'Ne Demek'