Barzani merkezli Irak kuzeyinde bir haber ajansı var, adı Rudav. Şubat 2018’te verdiği haber şöyle: “Hakkari’nin Şemdinli bölgesinde sınır ticareti yapan Rojhilatlı bir kolber, uçurumdan düşerek hayatını kaybetti. Rûdaw’a ulaşan bilgilere göre, dün akşam saatlerinde Urmiye’ye bağlı Mergever bölgesinden Şemdinli’ye geçmek isteyen Tahir Çaşnidil adlı Kürt kolber, Çimen Dağı mevkiinde kayalıklardan düşerek can verdi”.

ÇİMEN DAĞI
Şemdinli, Hakkari’nin bir ilçesi. Tek giriş yolu var Yüksekova’dan gelen, başka yolu da yok, bir yanı Irak bir yanı İran. Yani çıkmaz bir sokak; kuzeye bakıp sağdan giderseniz İran’a, soldan Şemdinli Çayını takip ederseniz Barzani’nin Irak’ına ulaşırsınız.

ŞEMDİNLİ ÇAYI
Şemdinli’ye İran’dan gelen iki büyük anayol vardır; biri Mezargediği diğeri de Çimen Dağı. Şemdinli’ye Çimen Dağı ile Dalamper dağının arasından gelen çay, Şemdinli çayıdır. Efkar Tepesi’nin hemen önünden geçer bu çay. Bu çay Şemdinli’yi aşar, ünlü tarikat şeyhi Seyit Taha’nın Bağlar köyünün aşağısından dolaşır, Aktütün karakolunun hemen güneyinden, Leylek Dağının hemen aşağısından Irak’a ulaşır. Zaten Irak’a açıldığı yer Basyan’dır, buralarda da teröristler yaşar, bugün de yaşar 30 yıl önce de yaşıyordu.

ŞEMDİNLİ KALBİMİZ
Yollar zorludur Şemdinli’de, tek gidiş ve aynı yoldan tek geliş, başka şansınız yoktur. Çimen Dağı’nın güneyi iki ana yerleşimine, Tanyolu ve Mezargediği’ne, kuzeyi de diğer ikisine açılır yani Helena ve Kayalar’a. Önce sizinle bu yolları bir görelim, sonra bu Çimen Dağı nedir, Helena nedir, anlatayım.

Şemdinli’de doğuya yani İran sınırına gidebilmek için üç yola gelmek zorundasınız. Üç yol demek; Derecik, Şemdinli ve Çimen Dağı’na giden istikametlerin birleştiği üç yol ağzı demektir. Bu köşeyi tutarsanız, her üç istikameti de kontrolünüze alırsınız ama dağlardan değil, yollardan. Yol kontrolü demek; barikat demektir, kolay yaparsınız bunu. Ama dağların kontrolü demek; alan kontrolü demektir; zordur, sabır ister, fedakârlık ister.

HAZNE KAVŞAĞI
Üç yola gelin, tam sola dönün Hazne’ye doğru çayı ve çay kenarına dizilmiş yeşil ağaçları takip ederek yarım saat kadar sonra iki yol ağzına geleceksiniz. Burada durun, araçtan inip çay kenarındaki gölgelikte dinlenin. Kahraman korucularımız vardır orada, sizi sıcak karşılar ve sıcak bir çay ikram ederler size. Eskiden karakolumuz varmış burada, kapatılmış, şimdi boş ve metruk bir bina vardır orada, içinizi sızlatacak olan. Üzülürsünüz, neden dersiniz, neden bayrağımız topraklarımızda dalgalanmıyor? Cevabı uzundur; kimi taktik der buna kimi strateji, ister o olsun ister bu ama hiçbir gerekçe ay yıldızın neden dalgalanmadığını açıklayamaz, açıklasa da inandırıcı olmaz..

HELENA, ALAN KÖYÜ
Korucularımızla sohbet edin; anlatsınlar sizlere ne çektiklerini hem de yıllar boyu, devleti ve otoritesini nasıl beklediklerini, nasıl sağladıklarını anlatsınlar. Bir yanlarında PKK, bir yanlarında devlet, sosyal güvence yok, emeklilik yok. Ölseler de bir dert, yaşasalar da; ölünce yerlerine yakınlarından birinin korucu yapılması zor, yaşasalar ne zaman işten atılacakları belli değil, devlet kararsız bu konuda ama Öcalan kararlı, korucular silah bıraksın, diyor.

Bu da terörün yarattığı bir rant, para kapısı; ağası var para isteyen, devleti var yardım isteyen. Kısacası dertleri çok, çare zor, sizin zamanınız az, en iyisi; ‘’Allah yardımcınız olsun’’, deyin tekrar yola koyulun. Hazne’den sağa dönerseniz Mezargediği’ne, sola dönerseniz Kayalar ve Helena’ya ulaşırsınız.  Kayalar’ı şimdilik saymayın, onun dünyası diğerlerinden farklı. Ona bela olan Şehidan Dağı var, Jerma var, Mağaraönü patikası var, zamanı gelince anlatacağız. Biz Çimen’e devam edelim. Çimen Dağı ise, hem Helena’ya hem de Mezargediği’ne beladır, bu dağ sizin dostunuz değilse eğer.

DAĞLARA GEL DAĞLARA NE DEMEK

Bir dağ, bir insana nasıl dost olur ya da düşman, düşündünüz mü hiç? Eğer o dağı, karış karış gezdiyseniz, gece uyuyacak gündüz yürüyecek yerlerini ezberlediyseniz, nerede su içeceğinizi, nerede aşağısını gözleyeceğinizi biliyorsanız, aynı şekilde teröristlerin de o dağda neler yapabileceğini doğru olarak değerlendirme bilgisine sahipseniz, hiç korkmayın, o dağ sizin dostunuzdur. Aksi halde o dağdan korkun, kaçın, yanından bile geçmeyin çünkü o size düşmandır. Hem de çok kızgındır size, sertçe sorar; ‘’Hem diyorsun bu dağlar bizim, hem diyorsun ayak basmadığın yer senin değildir, hem de sizin olan dağları tanımıyorsun, bu ne iş?’’ Bu yüzden çok kızarlar size çok. Öfkesinden korkun!

AYAK BASTIĞIN YER DOSTTUR

Kayalar’ı saymayın, dedim çünkü Hazne’den dönüp de bir müddet yol aldıktan sonra Kayalar yolu sola ayrılır ve sizi Çimen’den uzaklaştırır. Ama sağa dönüp de Helena’ya doğru gittiğinizde Çimen Dağı size hep eşlik eder, hem de yukarılardan, aşağıdan değil. Yol ile Çimen’le aranızda bir çay geçer. Pusuya düşerseniz çayı geçip de sırtınızı Çimen’e dayayamazsınız çünkü fırsatınız olmaz. Çay’dan vazgeçip de solunuzdaki sırtlara dayanırsanız teröristlerin ateşi altında kalırsınız, en iyisi siz pusuya düşmeyin ve bunları da düşünmeyin.

Bu hassasiyeti Çimen de bilir, teröristler de bilir. Ama sizin başka seçeneğiniz yoktur; bu yoldan geçeceksiniz ya pusuya düşüp mayına basacaksınız ya da ‘’verilmiş sadakamız varmış’’, deyip sağ salim karakolunuza ulaşacaksınız, yaşama şansınız yüzde kaçtır, onu Allah bilir. Başka çaresi yok mudur bu işin? Vardır, anlatacağım.

Mezargediği yolunun da Helena’dan yani Alan’dan pek bir farkı yoktur. Hazne’den sizi Mezargediği’ne tek bir yol götürür ve tek bir yol yani aynı yol geri getirir. Siz Şemdinli’ye yeni gelmiş ve üstelik konvoya görevlendirilmişseniz eğer, Alan’dan gece çıkan arkadaşlarınız saatlerce yol yürüyüp Çimen’in güney eteklerini tutmamış ise eğer, teröristler de hain pusu, hain mayın için Çimen Dağı’ndaysa eğer, işiniz zor hem de düşündüğünüzden daha zor. Neden mi?

DOST OLMAK DEMEK TANIMAK DEMEKTİR

Şemdinli’ye yeni atanmış olmak demek; yolları, dağları ve de teröristleri tanımamak demektir. Düşmanı, araziyi, muhtemel hareket tarzlarını bilmemek demektir. Bilmediğiniz düşmanla, bilmediğiniz bir arazide mücadele edemezsiniz, SUN-TZU’yu hatırlayın. Bu şartlarda dua etmek demek; Allah’ım, bizi, ülkemizi, askerimizi, halkımızı bu terör belasından koru, demektir.

Bu kader midir? Hayır, değildir! Peki ne yapmalı?
1992 Temmuz’unda hiç sevmedim Çimen Dağı’nı; Zagros’tan gelen teröristler Çimen’in ormanlığında saklanıyor ve Tanyolu’ndan geçen askerlerimize pusu kuruyor, mayın döşeyip şehit ediyorlardı, sevmedim o yıllarda Çimen’i, hem de hiç. Ormanlıktı, saklanmaya elverişliydi, göremiyordunuz hainleri. Hepsi bu kadar mı? Değil! Kralın Kızından inen teröristler Helena yol ayrımına mayın döşüyor, kurdukları pusuları ise Çimen Dağı’ndaki teröristlerle destekliyorlardı. Eylem sonrası da kolayca İran’a kaçıyorlardı, engelleyemiyorduk.

KONVOYDA DAĞLAR DOSTTUR

Uzun aylar konvoy yapılmamıştı karakollarda, hain pusu, hain mayın, hain kurşun yüzünden. İkmal helikopterle sağlanıyor, bu da bize pahalıya mal oluyordu. Teröristlerin dağdaki robotları sebep oldukları mali yıkımı anlayamıyor ama liderleri iyi biliyordu bu sonucu. ‘93 yılında, taburun yiyecek müteahhidi İsmail Doyuran’ı Yeşilbayır girişi Mehendi Deresi yakınlarında yakalamış, aracını yakmış ve taburun yiyeceklerini çalmışlardı. Zoruma gitmişti bu olay; askerin yiyeceği olan taze domatesi, teröristler Gülle Tepe’de yiyorlardı.

Olay yerinin yakınlarındaydık askerlerimizle birlikte, hem de çok yakınında. Konur girişinde köyleri dolaşırken, yanan araçtan çıkan dumanı görmüş, hemen yanına gitmiştik. Teröristler de bizi Gülle Tepe’den seyrediyormuş, İsmail anlattı bunu yıllar sonra. Lideri konumundaki Kod Zerdeş, bizi işaret edip; bakın hevaller, biz ne kadar çok yolları kesersek, askerler de ikmali helikopterle yapacak, bu da onlara pahalıya mal olacak, ekonomik darbe vuracağız onlara, diyormuş. Sanki bu güzel ülkenin havası, suyu, ekmeği onların değil, bu güzel ülkenin malı canı onların değil, hainler!

Dedim ya ‘92 Temmuz sıcağında geldik biz Şemdinli’ye. Karakollara gitmek lazım, yolları, dağları, araziyi görmek lazım, askere moral vermek lazım. Helikopterle olmuyor bunca iş; yürümek gerekiyor ya da konvoy yapıp araçla gezmek. Helena’ya gideceğiz konvoyla, ama nasıl? Çimen Dağı’nı göreceğiz, ama nasıl? Hazne’de korucuları selamlayacağız, ama nasıl? Karakollarımızdaki askerlerimizin alnından öpeceğiz, ama nasıl?

EN BÜYÜK GÜÇ HALK VE TOPRAKTIR

Bilmediğimiz bir yoldan konvoyla gitmek çok tehlikeli idi, pusu ve mayın yüzünden. Tek çaremiz vardı, o da yaya intikalle gitmek. En az iki günlük yol! Yaya gitmek ama biz hudut birliğiyiz, taktik birlik değil yani elde operasyonel kuvvet yok. Ne yapacağız? Hemen beş tim kurduk gönüllülerden, çaycılardan, garsonlardan, yazıcı, depoculardan ama hepsi gönüllü, hepsi teröriste hesap sormak için can atan, yüreği güçlü bileği güçlü. İki ya da üç gün, atış ve spor, gece demeden gündüz demeden eğitim yaptık, çalıştık. Mavi bere giydirdik komando olmasalar da çünkü yürekleri komando idi.

Çıktık Beyaztaş Tepe’ye, kuzeye döndük Durak’a doğru ve biz Temmuz sıcağında, sıçraya sıçraya, gözetleye gözetleye kilometrelerce yol aldık. Durak’a varmadan taktik bir manevrayla doğuya döndük Kayalar’a doğru. Vakit gece oldu ve biz mevzilendik bir dağın yamacında. Çepeçevre savunma tedbiri aldık, hava iyice karardı, yer değiştirdik ve sabahı beklemeye başladık. Bizden ve yerimizden kimsenin haberi yok, işte terörle mücadelenin bir şartı da bu; arazide yerinizi kimse bilmeyecek!

Yanımda iki muhafız, etraf jandarma timleri, her yer bize göre güvenli. Sabaha karşı bu güvenle dalmışım, üç beş dakika. Gözlerimi bir açtım ki ne göreyim, bütün tümler uykuda, hem de mışıl mışıl. O ölüm tehdidi altında, o baskın tehdidi altında, onlarca teröristin varlığının olduğu bir bölgede, uyumanın ölüm demek olduğu bir zamanda bütün timler uykuda. Şaşırdım. Muhafızlar timleri uyandırdı ve ben düşünmeye başladım.

TERÖRLE MÜCADELE UYKU ÖLÜMLE EŞDEĞER


Bilmediğiniz bir arazide, terörist tehdidinin değerlendirmesini yapamadığınız bir bölgede uyumak ne demek? Tek kelimeyle ölüm! Ama bu bir ölüme meydan okuyuş değil, bu kesin, çünkü ölümle alay edebilecek kadar cesur olan insan korkar. Bu bir cesaret de değil bu da kesin, çünkü cesur olan korkar. Korkusuz cesaret, cesaret olamaz; cesur olan korkar ama tehditten kaçmaz, tedbirini alır, ölümün üstüne üstüne gider. O halde bizim bu kahramanların bu hali neydi?

Elbet bir sebebi vardı ama bunu anlayabilmek için zaman gerekliydi. Şimdi acelemiz yok sizlerle, zamanımız var. Ben anlatacağım size bunun ne demek olduğunu, cevabı siz bulacaksınız yeter ki biraz sabırlı olun. Hiç bir şey bilemezseniz, Efkâr Tepesi’ne bir kurşun atın ve bekleyin, bu size sabır verecektir.

ARAZİ KADERİ DE ETKİLİYOR

Uyandı timler, tekrar yürüyüşe geçtik doğuya. Bir müddet sonra Kayalar köyünün hemen üzerindeydik ama köylünün bizden haberi yoktu. Beni şaşırtan arazi; kesik arazi öyle geniş bir görüş alanı yok. Bir yamacın bir yanında onlarca asker, diğer yanında onlarca terörist olsun, birbirinizi göremezsiniz, böyle bir arazi işte.

Arazinin bu özelliği yüzünden kahraman bir asteğmenim şehit oldu, biz bu yoldan geçtikten bir yıl sonra: timiyle ilerliyor. Bir yamaçta askerlerine istirahat veriyor. Siz durun, ben bir diğer yamaca bir bakayım, diyor. Ne bilsin hainlerin de öteki yamaçta mola verdiklerini. Yamaca çıkmasıyla teröristleri görmesi bir oluyor. Hainler silah çekiyor, kahraman asteğmenim silahını ateşliyor ama nafile, hain kurşun önce geliyor ona ve şehit düşüyor.

Kader derseniz kader, değil derseniz değil ama bu yalnız sizin cevabınıza bağlı değil; olayları nasıl gördüğünüze, nasıl düşündüğünüze bağlı, size emir verenlere, sizi yönetenlere bağlı. Onların teröre ve teröristlere bakış açılarına bağlı, kısacası bu kader mi değil mi, karar vermek yalnız size bağlı bir şey değil, başkaları da var bu kaderi çizen.

Dağlara Gel Dağlara 'Ne Demek'

Bakmadan Geçme!

KAPAT
'MANİSA'DA TUTUKLAMA'