Yargıtay'ın kuruluşunun 150. yılı etkinlikleri kapsamında Yıldırım Beyazıt Üniversitesi'nde düzenlenen "Arabuluculuğun Geliştirilmesi Uluslararası Sempozyumu"na katılan Cirit, FETÖ'nün 15 Temmuz 2016'daki darbe girişimini hatırlattı.

GÜLEN’E BERAAT KARARI VEREN HAKİMLERDEN BİRİYDİ


FETÖ lideri Fethullah Gülen’in Yargıtay’daki örgüt davasında 2008 yılında beraat kararı veren hakimler olan Yargıtay Başkanı İsmail Rüştü Cirit, FETÖ elebaşısının ‘İtirafçı ol, iftira et’ talimatına uygun olarak soyut ve mesnetsiz iddialarla haysiyet cellatlığına soyunduğunu belirterek, "Yargıtay’ın algı operasyonlarına malzeme edilmesine müsaade edilmeyecektir" dedi.

'HAYSİYET CELLATLARI'

Türk yargısının darbe girişimine karşı dimdik ayakta durduğunu ifade eden Cirit, dünyada eşine az rastlanır cesaret ve kahramanlık örneğinin gösterildiğine işaret etti. Cirit, yargının darbeye karşı tavır aldığını, gerekli işlemleri yaptığını belirtti. Türk yargısının, halkının, demokrasinin, devlet bütünlüğünün yanında yer alma becerisini gösterdiğini vurgulayan Cirit, şöyle devam etti:

‘ŞİMDİ HAYSİYET CELLATLIĞINA SOYUNMUŞLARDIR’


"Son zamanlarda bazı FETÖ itirafçıları, geçmişi, görev anlayışı, duruşu itibarıyla başından beri terör örgütü FETÖ ile mücadelesi bilinen Yargıtay üyesi arkadaşlarıma karşı FETÖ elebaşısının 'İtirafçı ol, iftira et' talimatına uygun olarak soyut ve mesnetsiz iddialarda bulunmak suretiyle haysiyet cellatlığına soyunmuşlardır. Yargıtay'ın kurumsal kimliğinin zedelenmesi düşüncesini oluşturan ifadelerde bulunmuşlardır. Yargıtay'ın bu ve benzeri algı operasyonlarına malzeme edilmesine müsaade edilmeyecektir(Odatv, 6 Aralık 2018).

GÜLEN DAVASI

Haziran 1999 ayı itibariyle Ankara DGM Savcısı Nuh Mete Yüksel, Fettullah Gülen hakkında “Şeriat devleti kurmak amacıyla yasadışı örgüt oluşturmak" iddiasıyla soruşturma başlattı. Aynı tarihlerde Gülen –ABDGULLİ- sağlık gerekçesiyle o ülkeye kaçtı. Zaten bir daha da geri dönmedi.

Hakkında başlatılan soruşturma 2000 yılında davaya dönüştü ve yargılanmaya başladı. Aynı yıl davaların ertelenmesine dair 4616 Sayılı kanun çıkarıldı -Üçlü Koalisyon dönemi- ve yine aynı yıl, soruşturmayı başlatan Savcı Yüksel hakkında seks kasetleri ortaya atılarak görevden alınması sağlandı.

GÜLEN KURTARILIYOR

Mart 2003… Gülen davası yeni çıkarılan yasaya göre ertelendi. Gülen itiraz etti. İtiraz reddedildi. Bu arada Terörle Mücadele Yasası’nda bir değişiklik yapılarak, terör tanımında yer alan “baskı, yıldırma, tehdit, sindirme veya korkutma yöntemlerinden biriyle…” ifadesi değiştirildi ve yerine “cebir ve şiddet” şartı getirildi.

KANUN DEĞİŞTİRİLDİ

2004’te DGM’ler kaldırıldı… Dava 11. Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderildi. Gülen yeniden itiraz etti ve dava yeniden görülmeye başlandı. Bu arada Emniyet Genel Müdürlüğü Gülen hakkında, “eylemlerinde cebir ve şiddet unsuru bulunmadığına” ilişkin bir rapor verdi. Halbuki aynı Emniyet 2000 yılında “Gülen’in tehlikeli olduğuna” ilişkin rapor vermişti. Ve neticede Gülen beraat etti.

Yargıtay mahkemenin beraat kararını onayladı, onaylarken de, Gülen’in eylemlerinde “cebir ve şiddet unsuru bulmadığını” açıkladı. İşte Gülen Davası’nın kısa hikâyesi bu…

HIYANET-İ VATANİYE KANUNU ARTIK YOK

Bu durum tamamen kanuna karşı hileydi çünkü Gülen’in eylemlerinin cezalandırılması gerekirken mevcut yasaları değiştirmek suretiyle bizzat bu siyaset eliyle suç olmaktan çıkarılmıştı. Aynı Gülen, Hıyanet-i Vataniye Kanunu’na göre yargılanmış olsaydı, örgüt kurmaktan değil, “vatana ihanet” suçundan yargılanmış olacaktı… Şimdi cezası ise artık vicdanlarda kaldı…

VATAN İHANET ETMEYİ SUÇ SAYAN KANUN YOK

Olayın elbet bir de cumhurbaşkanlığı boyutu var. 1982 Anayasası’nın 105 nci maddesine göre Cumhurbaşkanları ancak “vatana ihanet” ile suçlanabiliyordu hala da öyle ama o tarihte Vatana İhanet Kanunu vardı, böyle bir suç işlenirse eğer, o kanuna göre yargılaması yapılabilecekti. İşte o madde:

”Cumhurbaşkanı, vatana ihanetten dolayı, Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının en az üçte birinin teklifi üzerine, üye tamsayısının en az dörtte üçünün vereceği kararla suçlandırılır…”

KANUN SUÇ SAYMADIĞI EYLEMDEN CEZA VERİLEMEZ

Ama şimdi ülkede Vatana İhanet Kanunu yok! Oysaki yürürlükten kaldırılan “vatana ihanet” suçunun kapsam ve niteliğini açıklayan tek kanun oydu, işte sözünü ettiğim kanundu. Ve bu kanuna göre vatana ihanet suçunun oluşabilmesi için üç ana eylem suç sayılmıştı: Devlete isyan, saltanatı geri getirmek ve din üzerinden siyaset yapıp örgütlenmek… Ve bu her üç suçun da cezası idamdı.

Ama Özal bu kanunu kaldırdı ve yerine “Terörle Mücadele Kanunu” getirdi.
Ve bu yeni kanunda “Saltanat ve din üzerinden siyaset” suçları suç olmaktan çıkarıldı. Devlete isyan anlamında anayasal düzeni değiştirmek fiilinin oluşması için de “cebir ve şiddet” şartı konuldu.

KANUN YOK SUÇ YOK

Şimdi bu durumda, bizim ülkemizde “vatana ihanet” suç değil çünkü kanunu yoktur, kanunun suç saymadığı bir eylemden de kimse yargılanamaz… Şimdi diyorlar ki “efendim bunu biz yeni Türk Ceza Kanunu içine aldık ve bu suçu savaşta iken devlete karşı yabancılarla yapılan işbirliği olarak” tanımladık… Peki ya bu suç barış zamanında işlenirse ne olacak?
Şimdi bu durumda, bizim ülkemizde “saltanatı geri getirmek için örgütlenmek” de suç değildir, onun da kanunu yoktur…

Şimdi bu durumda, Fettullah Gülen ve benzerleri için de “halkımızın kutsal din duygularını istismar ederek örgütlenmek” de suç değildir, çünkü bu tür eylemler Özal ve Erdoğan dönemlerinde çıkarılan yasalarla suç olmaktan çıkarılmıştır. Ancak siyasi partiler, bu tür eylemler içerisine girerse eğer, “laiklik karşıtı eylemlerin odağı” olmaktan yargılanabilir. Bu suça karşılık verilecek ceza da "parti kapatma ve para cezası"dır.

Erdal Sarızeybek

Kaynak: MENORA/ Işığın Gölgesindeki Darbe- Destek Yayınları, 2017

Gülen'e beraat kararı veren Hakim'den ÇARPICI AÇIKLAMA'

Bakmadan Geçme!

KAPAT
'ÜMİT ÖZDAĞ'IN AÇIKLAMASI GÜNDEME DÜŞTÜ'