Katar 'Nerdeen Nereye'

5094 izlenme 29 Kasım 2020
Reklamlar
26 Kasım 2020 günü Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Katar Emiri Şeyh Temim Bin Hamad Al Sani ile Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde bir araya gelmiş olup, Türkiye ile Katar arasında 10 anlaşma imzalanmıştır. bu anlaşmayla ‘Borsa İstanbul’dan su-enerji-maliye-limanlar-diplomasi-maliye gibi devlet yönetimi açısından stratejik değer taşıyan alanlarda Katar deyim yerindeyse ortak olmuştur.

KÜRESEL PROJELERDE BU ANLAŞMANIN YERİ:
1982 yılında Dünya Siyonist Dergisi Kivunim’de Yahudi bir diplomat olan Oded Yınon imzalı ‘1980’lerde İsrail için Strateji’ başlıklı bir plan yayımlanmıştır. Bu planda İsrail’in Ortadoğu coğrafyasında varlığını koruyabilmesi için izlemesi gereken öncelikli siyasi ve askeri strateji şöyle sıralanmıştır;

 Önce İran ile Irak’ın birbirine karşı savaştırılarak askeri ve ekonomik güçlerin kırılması,
 Ardından tehdit sıralamasında ilk yeri alan Irak’ın üç parçalanması ve kuzeyinde bir Kürt devletinin kurulması,
 Irak etkisiz hale getirildikten sonra Suriye’nin parçalanması,
 Nihayetinde Mısır’da iç savaş çıkarılarak İsrail yanlısı bir yönetimin işbaşına getirilmesi.

ABD PROJESİ:
2006 yılında ABD Silahlı Kuvvetler Dergisinde emekli Albay Ralph Peters tarafından Ortadoğu’da sınırların değiştirilmesi gerektiğine ilişkin stratejik bir makale ve ekinde bir harita yayınlanmıştır. Peters, ‘Blood Borders’ adlı makalesinde Ortadoğu ve Asya sınırlarının etnik, mezhepsel ve aşiret çizgileri boyunca yeniden tasarlanmasının bölgesel gerilimi azaltabileceğini öne sürmüş ve tüm dünyada tartışılan bu stratejik yol haritası günümüzde ABD’nin uyguladığı Ortadoğu’ya müdahale planına temel teşkil etmiştir. 

BOP YİNE SAHNEDE
Kamuoyunda ‘Büyük Ortadoğu Projesi’ adıyla bilinen bu stratejik yol haritasının düğüm noktasını ‘Büyük Kürdistan’ teşkil etmektedir ve bu projeyle Ortadoğu’da başta Türkiye olmak üzere 22 ülkenin sınırlarının değiştirilmesi hedeflenmektedir. Projenin temel hedefleri şöyledir;
 Ortadoğu’da İsrail’in güvenliğini sağlamak,
 Ortadoğu coğrafyasındaki zengin enerji kaynaklarının yönetimini ele geçirmek,
 Ortadoğu’nun en güçlü ülkeleri durumundaki başta Türkiye, İran, Irak ve Suriye’yi parçalamak,
 Kutsal topraklar olan Mekke ve Medine’nin İslami Kutsal bir Devlet – Müslüman Vatikan’ı gibi bir oluşum altında İsrail’in kontrolüne geçirmek.

BOP’UN IRAK AYAĞI BARZANİ
Birinci ve İkinci Dünya Savaşlarında Ortadoğu’ya inemeyen ABD, tarihte ilk kez 1991 Körfez Savaşıyla fiilen ve silahlı güçleriyle Ortadoğu’ya inmiştir. ABD-Irak savaşı aynı zamanda Büyük Ortadoğu Projesinin ilk adımını teşkil etmiş ve böyle BOP fiilen bu savaşta kendini göstermiştir. Bu savaş sonucunda, bir ay içinde ilk hedefine ulaşan ABD, İsrail projesine de uygun olarak Irak Kuzeyinde ‘Özerk Kürdistan Yönetimi’ni kurmuş ve Türkiye bu yönetimi tanımıştır.

‘TÜRKİYE ZARARLI ÇIKTI’
Yine ABD projesine paralel olarak ,2003 yılında, yine ABD-Irak arasında İkinci Körfez Savaşı olarak bilinen nihai savaş başlamış ve bu savaş da bir ay içerisinde hedefine ulaşarak Irak’ta Saddam Yönetimi devrilmiştir. Tıpkı İsrail Projesinde öngörüldüğü gibi Irak kuzeyinde bu kez ‘Federe Kürdistan Yönetimi’ kurulmuş ve Türkiye bu yönetimi de tanımıştır. 1991 yılında başlayıp 2003’te sona eren ABD-Irak savaşlarının sonuçları şöyledir;

 1991’de Irak merkezi Yönetiminde koparılarak Özerk yapılan Barzani Yönetimi, 2003’te ‘Federe Kürdistan Yönetimi’ yapılarak bağımsız bir Kürt Devletine doğru önemli bir adım atılmıştır. Aynı yıl içinde PKK terör örgütüne Çekiç Güç tarafından verilen ‘silahlı ve siyasi destek’ sonucu örgüt sayıları onbinleri aşan silahlı bir güce dönüştürülmüştür. Türkiye bu savaştan zararlı çıkan ülke olmuştur.

 2003 savaşı sonunda Özerk Barzani, Federe Yönetime dönüştürülerek Irak’ın parçalanması amacıyla ikinci aşamaya geçilmiştir. Aynı yıl içerisinde yine PKK terör örgütüne verilen siyasi ve silahlı destek sonucu örgüt Türkiye’de ‘siyasi güç’ kazanmış, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da yerel yönetimleri siyaseten ele geçirmiştir. Bu arada Kerkük, Barzani tarafından saldırıya uğramış ve Kerkük’te tapu ve nüfus kayıtları yağmalanarak etnisite açısından Türk varlığının zayıflatılmasına yönelik düzenlemeler gerçekleştirilmiştir. Türkiye bu savaştan da zararlı çıkan ülke olmuştur.

 Bu gelişmelerin etkisi altında, Türkiye’de siyasi iktidar tarafından sözde ‘Çözüm Süreci’ başlatılmış, bu süreçten yararlanan PKK terör örgütü bir yanda Türkiye’de siyasi kanadını güçlendirirken, öte yanda Suriye kuzeyi Fırat’ın doğusunda yerel yönetimleri de fiilen ele geçirmiştir.  Sonuç olarak 1991 ve 2003 Körfez savaşlarında hem İsrail ve hem de ABD projeleri önemli mevzi kazanmış olup, 2011 yılında aynı plan ve projeler Suriye’de hayata geçirilmeye başlanmıştır. Bu süreç hala devam etmektedir. 

DÖRT AŞAMALI BOP

Yukarıda hedefleri açıklanan ve Türkiye’yi hedef almış projelerin ana hedefleri; ‘Libya’dan Türkiye-İran’a uzanan coğrafyada Müslüman ülkelerin yönetimlerini ele geçirme, kaynakların yönetimini ele geçirme; hedef ülkeleri etnik, dinsel ve mezhep farklılıkları temelinde ayrıştırma ve parçalama, kopan parçalardan İsrail’e müttefik devletler kurma ve nihayetinde Anadolu’da Türk varlığı ve hakimiyetine son vererek bin yıllık Haçlı emelini gerçekleştirmek, öte yanda üç bin yıllık Büyük İsrail Projesini hayata geçirmek suretiyle kutsal topraklar, Anadolu ve Orta Doğu’yu yönetmek’ şeklinde sıralanabilir. Gerek Türkiye gerekse hedefteki ülkeler açısından, Büyük İsrail Planı ile Büyük Ortadoğu Projesinin dört aşamada hayata geçirilmeye çalışıldığı görülmektedir;

-BİRİNCİ AŞAMA:
Hedef ülkelerin yönetimlerini ele geçirmek: ‘Doğrudan işgal’ tıpkı Irak’ta yapıldığı gibi; ‘iç karışıklık- iç çatışma’ çıkartmak yoluyla yönetimleri alaşağı etmek tıpkı Libya ve Mısır’da yapıldığı gibi; ‘dış baskı- iç savaş’ sonrası yönetimleri istifaya zorlamak tıpkı Suriye’de halen yaşanmakta olduğu gibi ya da demokrasi denilerek demokratik seçimlerde manipülasyonlar yapılarak o ülkenin yönetimini ele geçirmek.

-İKİNCİ AŞAMA:
Hedef ülkelerin kaynaklarının yönetimini ele geçirmek: ‘Özelleştirme- yabancı sermaye diyerek’ denilerek o ülkenin stratejik kaynaklarını doğrudan satın almak ya da işbirlikçi yerli sermaye eliyle kaynakları dolaylı satın almak tıpkı Türkiye’de olduğu gibi; ya da doğrudan müdahale ile işgal edilen ülkelerdeki silahlı güçleriyle kaynaklara el koymak tıpkı Irak’ta olduğu gibi. Böylece önce yeraltı ve yerüstü ekonomik kaynaklarını ardından da asıl olarak insan kaynaklarının yönetimini ele geçirmek.

-ÜÇÜNCÜ AŞAMA:
Hedef ülkelerin insanlarını ayrıştırmak-kutuplaştırmak: ‘Demokrasi, insan hakları, özgürlükler’ denilerek bir olan toplumu teo-stratejik bir yaklaşımla etnik, dinsel ve mezhepsel farklılıklar temelinde ayrıştırmak tıpkı Türkiye’de, Irak’ta, Suriye’de olduğu gibi; bu hedefe uygun olarak yasal düzenlemeler ya da uygulamalarla ayrışan grupları güçlendirmek tıpkı Türkiye’de ‘Türk-Kürt, Alevi-Sünni’, Irak’ta ‘Kürt-Arap, Alevi-Sünni’, Suriye’de ‘Nusayri-Sünni, Müslüman-Hristiyan’ şeklinde ayrıştırma gayretlerinin görüldüğü gibi.

-SON AŞAMA:
Anayasal düzenlemelerle içten parçalamak: ‘Demokrasi, insan hakları ve özgürlükler’ denilerek o ülkedeki anayasanın artık işlevsiz kaldığı ve tüm sorunların ancak yeni bir anayasa ile çözülebileceğini, bunun için de mutlaka mevcut anayasanın değiştirilmesi gerektiğine vurgu yapılarak ve hedef ülkelerdeki devlet mekanizması ve kaynak yönetiminin gücünü kullanarak ya anayasal düzenlemelerle ya da ayrışan ve güçlendirilen grupları çatıştırmak yoluyla bir iç kargaşa yaratmak ve nihayetinde yine anayasal düzenlemeyle hedef ülkeleri parçalamak.
ABD ve İsrail projelerinin hedefinde olan İran-Irak-Suriye-Mısır ve Libya’da yaşanan olaylara, çıkan savaşlar ve iç karışıklıkların sonuçlarına bakıldığında ve tüm bu sonuçlar Türkiye’de yaşanan ‘özelleştirme-kaynak satışları-ayrıştırma-kutuplaştırma çabalarıyla yan yana getirildiğinde Türkiye’nin son aşamaya yani ‘yeni anayasa’ adı altında ABD ve İsrail projelerinin son aşamasına geldiğini düşündürmektedir.

BU SİYASET DEĞİŞMELİ

Sonuç olarak Türkiye’nin stratejik öneme haiz liman, havalimanı, köprüler, otoyolları, maden, fabrika, menkul kıymetler gibi Türkiye’nin topyekûn milli savunmada ihtiyaç duyacağı ve harp silah araç ve gereçlerinin üretim, yönetim, ulaşım ve iletişiminde yaşamsal öneme haiz kaynaklarının yabancılara devrinin çok yakın bir gelecekte ağır bir milli güvenlik tehdidi olarak ortaya çıkacaktır. Türkiye bu özeleştirme hikayesiyle stratejik kaynak ve varlıklarını yabancılara satmak ya da devretmekten mutlaka vazgeçmeli, satılan varlık ve kaynaklarını da geri almalıdır.

Erdal Sarızeybek

Önerilen Videolar

Bunlar da İlginizi Çekebilir

Erdoğan 'ÜÇ' diyor, Diyanet 'DÖRT' diyor...'Vatandaş NE Diyor' Tepkiler Dinmiyor 'Peş Peşe Tweet' Erdoğan Geldi 'Yasak Bitti' Video Düştü 'Gül Kervanda'