Şeyh Mahmud Berzenci, Kadiri tarikatına mensuptu. Mevlana Halid ortaya çıkınca, Nakşibendi’ye geçti. Barzan coğrafyasında iki kez kral oldu. Önce adına Kürdistan Yöneticisi deyip Kuzey Irak’taki İngiliz yönetiminin başına getirdiler. Bu yöneticiliği yedi ay sürdü; yıl 1918. Sonra yine Kürdistan Yöneticisi dediler, yine başa getirdiler. Bu da bir ay sürdü; yıl 1922. Baktı ki kendisiyle oynuyorlar; kızdı, çıktı ortaya “Kürdistan Kralı’yım” dedi ve bu da ancak beş ay sürdü.

Berzenci meselesinin konumuzda ayrı bir önemi bulunuyor. Bu süreç; 1918-1923 Barzan coğrafyasında yaşanan bir seri olayların bize resmini çiziyor. Bu resimde; Berzenci-Barzani bir yana, Musul meselesindeki Mustafa Kemal siyaseti de yer alıyor. Bu yönüyle de, Koçgiri isyanını anlamamıza yardım ediyor. Hepsi bir araya getirildiğinde ise, bizi bugünlere taşıyor.
İzleyelim…

X X X
Peki, Kimdi bu Kürdistan Kralı?
Birinci Dünya Savaşı( 1914-1918) bütün cephelerde devam ederken İngilizler, 1914 yılında Irak’ın güneyine saldırmıştı.
1915’te Basra’yı ele geçirdi.
1917’de, Bağdat’ı da işgal etti, Irak’ın kuzeyine doğru ilerlemeye başladı.
Ekim 1918’te, İngilizler Musul’u da aldı.
1 Kasım 1918’te, Şeyh Mahmud Berzenci’yi “Kürdistan Yöneticisi” ilan ettiler, yönetimin başına getirdiler. Türk birlikleri bugünkü sınırlara doğru çekilirken, geride kalan topraklarda direniş tohumları da yeşermeye başlamıştı. İlk direniş noktası Süleymaniye’ydi….

Mondros Mütareke emri, 6 Kasım’da, Musul’daki 6ncı Ordu Kumandanı Ali İhsan Paşa’ya ulaştığında, İhsan Paşa, Rakka-Deyr-i Zor- Tel’afer- Süleymaniye hattındaydı. İngilizler ise daha güneyde tertiplenmişti. 1 Kasım’da başlayan İngiliz yürüyüşü, ahaliye zulüm yapıldığını ileri sürülerek, Musul’a 20 kilometre mesafedeki Hamamgil’e kadar sürmiş, 3 Kasım’da, Musul’un kuzey ve batı çıkışları işgal edilmişti.
Musul’da artık hem İngiliz hem de Osmanlı bayrakları aynı anda dalgalanıyor, hem İngiliz hem Türk kuvvetleri aynı anda şehirde varlığını gösteriyordu.Halk şaşkındı. 15 Kasım 1918’te gelindiğinde, Musul ve havalisi artık İngiliz işgali altındaydı. Şimdi, Kürdistan Kralı Şeyh Mahmud Berzenci’yi tanıyabiliriz…

X X X
Şeyh Mahmud Berzenci’yi en iyi tanıyan Refik Hilmi’dir. O yıllarda, Berzenci hareketi içinde yer almış, anıları da 1995 yılında yayımlamıştır. “Şeyh Mahmud, Şeyh Said’in oğludur”, diyor Refik Hilmi ve anlatıyor:
“Dedesi Kek Ahmedi’dir. Ailenin tarihi 150 yıl öncesine dayanır. Kek Ahmedi, Şeyh Kadiri tarikatının büyük mürşidiydi. İbadetçi ve dini bütün bir adam olarak tanınıyordu. Kürdistan halkı onu çok sever ve saygı gösterirdi. Hatta halk, özellikle aşiret mensupları ve köylüler, onun üzerine yemin ederdi. Şeyh Kek Ahmedi’nin Süleymaniye’deki mezarı, şimdi halkın ziyaret yeridir. Bu ailenin halk içinde özel bir yeri ve şöhreti vardır”

Sultan II. Abdulhamit, kendi siyaseti ve adeti gereği Şeyh Mahmud’un babası Şeyh Said’i İstanbul’a çağırdı. Şeyh Said, kendisine refakat eden grupla birlikte oğlu Şeyh Mahmud’u da yanına aldı. Bu şekilde, Şeyh Mahmud daha çocukken Osmanlı padişahının misafiri oldu. Saray saltanatını ve aristokrasisini yakından gördü. Sultan Abdulhamid, Süleymaniye’ye dönmelerinden sonra, Şeyh Said’in ailesine ve yakınlarına maaş bağladı. Şeyh Said’e gizli muhabare şifresini verdi. Sonuçta Şeyh Said’in mevkisi padişah tarafından daha da yükseltilmiş oldu.

Musul’un işgalinden önce hem İngiliz, hem de Osmanlı, Şeyh Mahmud’la irtibat kurmuştu. Ali İhsan Paşa, işgale karşı direnişi örgütlemesi için Şeyh’e beş(5) bin Osmanlı altını vermiş, silah ve cephane yönünden desteklemiş ev nihayetinde onu, Süleymaniye’ye de Vali olarak atamıştı.

Şeyh Mahmud kararsızdı; bölgede hakimin kim olacağı konusunda tereddütleri vardı. Osmanlı ile irtibatı sürerken, İngilizlerle de temas sağlamıştı. Ne zamanki İngilizler Kerkük’ü işgal etti, Şeyh Mahmud da işte o zaman kararını verdi; İngilizler yanında yer alacaktı.Hemen yerel aşiret liderleriyle Süleymaniye’de bir toplantı yaptı, aynı zamanda Kerkük’teki İngilizlerin başkomutanına gizlice bir mektup gönderdi. Mektupta şunlar yazıyordu: “Kürtlerin İngiliz zaferine sevindiği; Türklerin yöneticiliğinden kurtulup İngiliz hükümeti sayesinde mutluluğa kavuşmak istedikleri; İngilizlerin Türklerin bir daha bu ülkeye dönmelerine izin vermemesi..”

X X X
Şeyh Mahmud hem kişiliği hem de hareketi konusunda çok tartışılır. Bazı araştırmacılar, bu süreci “yeni bir Kürt devleti” olarak görüyor ve Berzenci önemli bir lider olarak öne çıkarıyor; “Birinci Dünya Savaşı ve sonrasındaki dönemde Irak Kürdistanı’ndaki en önemli Kürt şahsiyet Şeyh Mahmud Berzenci’dir.”
Bazıları ise, Şeyh Mahmud’un şahsi çıkarları uğruna düşmüş bir İngiliz işbirlikçisi olduğunu söylüyor; ”Kürt insanı insafsızca kullanılmıştır. Hele bir Şeyh Mahmud Berzenci hadisesi vardır ki; İngilizlerin Kürtlere bakış açısını, aşiret resilerinin Kürtleri bencil çıkarları için nasıl peşkeş çektiklerini ve nelere layık gördüklerini anlamak için yeterlidir.”

Şüphesiz ki, bu konuda belirleyici kaynaklardan biri, belki de önde olanı Refik Hilmi’ydi. Refik Hilmi diyor ki:
Binbaşı Noel, Wilson’un tavsiyesi üzerine, 1918 Kasımı’nın birinci gününde, Süleymaniye’nin merkezinde şehrin din adamları eşraf, tüccar ve aşiret başkanları ile bir toplantı yaptı. Irak’taki Britanya Hükümeti’nin temsilcisi( Genel Hükümdar) adına Farsça uzun bir konuşma yaptı. O konuşmada, Şeyh Mahmud’un Genel Hükümadar tarafından “Kürdistan Yöneticisi” olarak atandığını açıkladı.”
Bu, Şeyh Mahmud’un ilk ünvanıydı…

X X X
Bir zaman sonra, bölgede durum yine İngilizler aleyhine döndü.Şeyh Mahmud’un İngilizlerle yaptığı işbirlikçiliğine, başta Kerkük, Kifri ve bir kısım Kürt aşiretleri karşı çıkmaya başlamıştı, özellikle de Caf ve Pişdar aşiretleri. Bölgedeki halk, bu işgali düşmanca görüyor ve İngilizlere karşı bir direniş yükseliyordu. Halk, Türk hakimiyetinden yanaydı, buna karşı olanları da “İngiliz işbirlikçisi” olarak görüyordu.

Şeyh Mahmud, bu gelişmeler üzerine İngilizlere karşı tavır almaya başladı. Önce Dızli aşiret reisi Mahmud Han’la anlaştı; onun güçlerinin Süleymaniye’yi ele geçirmesini destekledi. Süleymaniye ele geçirildi ve yönetim, 21 Mayıs 1919’da, Şeyh Mahmud’a geçti. Şeyh Mahmud, Barzan coğrafyasındaki İngiliz karşıtı direnişin artık liderliğine soyunmuştu. Direniş noktası Darbend-i Bazyan’dı. Şeyh Mahmud, İngilizlere karşı iki kez savaş yaptı; 25 Mayıs ile 17 Haziran 1919. 25 Mayıs’ta, İngilizlere karşı üstünlük sağlamış ama 17 Haziran’da ise yenilmişti.
Savaş şöyle gelişti…

İngilizler, General Frayzer komutasında bir tümeni Bazyan’a hareket ettirdiler. Şeyh Mahmud da, kuvvetleriyle birlikte Bazyan Geçidi’nde tertiplendi. İngiliz topçusu harekatı destekliyordu. Çıkan savaşta Şeyh Mahmud esir düştü, yaralanmıştı. İsyan suçundan yargılandı, önce idama mahkum edildi, sonrası 10 yıl hapse, derken Şeyh’in, Andaman adasına sürgüne gönderilmesine karar verildi. Mayıs 1919 yılı itibariyle, Şeyh Mahmud’un 1. Kürdistan Yönetimi yedi ayda yıkılmıştı.
Şeyh Mahmud artık yoktu, direniş ise sürüyordu.Mustafa Kemal Paşa ve Ankara Hükümeti bu direnişe ilgisiz değildi…

X X X
Musul ve Kerkük için ilk örgütlü direniş, Ankara Hükümeti’nin Mayıs 1921’de, Yüzbaşı Muhittin Bey komutasında bir Türk müfrezesini Şemdinli’ye gönderilmesiyle can buldu. Refik Hilmi, gelişen bu yeni durumu dikkatle izliyordu.Bakınız, bu ilk örgütlü Türk direnişini anılarında nasıl anlatıyor:
“Türkler geldikten sonra Kürt ileri gelenleri tarafından ziyaret edilirler. Revanduz’dan geliş gidişler başlar ve Muhittin Bey’den en yakın zamanda Revanduz’a varmasını isterler. Muhittin Bey, 12 kişilik bir grup ve Ahmet Taki ile Revanduz’a gelir. Birçok Kürt aşireti ve halk tarafından karşılanır. Şeyh Ubeydullah (Revanduz’dan), Şeyh Rakip Simbil, Kek Emini Selan, Gafur Han Navdeşti, Bavil Ağa, Nuri Bavil Ağa, Hama Şin Serçiya ve Hıdır Ağa Kore karşılayanlar arasındaydı.”

Bir süre sonra, Yüzbaşı Muhittin Bey geri dönüştedir. Durumu Doğu Cephe Komutanlığı’na rapor eder. Revanduz’a, Yüzbaşı Mahmud Fazıl komutasında ikinci bir müfreze gönderilir, Ankara ilk adımlarını atmıştır. İngilizlere karşı yapılan ilk örgütlü direniştir. Hemen teşkilat oluşturulur. Halk içinden bir Meclis kurulur. Direniş, artık bu Meclis tarafından yönetilecektir. Refik Hilmi olayların içindedir:

“Bu teşkilat Kemalistler tarafından Milli Meclis olarak adlandırılır ve şu şekildeydi: Şeyh Rakip, Meclis Başkanı; Ahmet Taki, Başkan Yardımcısı; Bavil Ağa, Gafur Han, Sait Bey, Şeyh Cevat; Salih Bey ve Şeyh Kek Emin Meclis üyeleri; Ahmet Bey, Revanduz Kaymakamı; Nuri Bavil Ağa, Jandarma Komutanı; Şevket Efendi, Belediye Başkanı olarak atanır. Bu teşkilat Yüzbaşı Mahmud Fazıl’ın tavsiyesi üzerine düzenlenip, Van Valisi’ne bununla ilgili yazı yazılır.”
Ankara’nın ilk örgütlü direniş işte böyle başlamıştır. Bu direniş teşkilatı içerisinde Barzaniler yoktur…

X X X
Milli Meclis göreve başlamıştı. İlk adımda, 20 kişilik Türk askeriyle beraber bir milli orduyu Herir ve Batas’a gönderdi. Bu kuvvet, Batas’ta bulunan 60 kişilik bir İngiliz süvari askeri birliğini esir düşürdü. Herir bölgesi artık Milli Meclis’in kontrolü altındaydı. Milli Meclis’in kuvvet ve etkisi, Zibar, Akra, Ranya ve Derbend’e kadar yayılmaya başladı.
İngilizler ve yerel işbirlikçilerine karşı, Revanduz ve civarını canla başla savunan bölgedeki aşiretler, Türkiye’de milli kurtuluş mücadelesinin de güçlenmesinden cesaret alarak, Mustafa Kemal Paşa’ya sık sık heyetler gönderiyordu. İlk talepleri, bu bölgeye daha çok memur ve asker gönderilmesi olmuştu.

El Cezire cephesi çok zayıf olmasına karşın, o dönemin imkanlarıyla anca 3 subay, 100 erden oluşan bir bölük Revanduz’a gönderilebildi. İntikal emrini veren bizzat Başkomutan Mustafa Kemal Paşa’ydı. Gönderilen bölüğün başında ise Binbaşı Şevki Özdemir Bey bulunuyordu. Tarih: 9 Ağustos 1922 …

Refik Hilmi anılarında, Özdemir Bey’in Revanduz’a gelişini unutmamış ve anılarına şöyle kaydetmiş:
“Kemalistler, propaganda yapmak ve Kürt aşiretlerinin İngilizleri desteklemesini engellemek için, bir grup askeri Mısır Çerkeslerinden olan Ali Şefik komutasında Revanduz’a gönderdiler (Haziran 1922). Bu askerler, disiplinli bir müfrezeden çok çete takımına benziyordu. Bu takım beş subayın komutasındaki askerlerden oluşuyordu. Askerler içinde Erbilli ve Kerküklü Kürtler de vardı. Bu Kürtler bozuk Türkçeleriyle kendilerini Türk olarak tanıtıyorlardı. Müfreze komutanı olan Ali Şefik bölgede kendini Özdemir Paşa olarak tanıttı. Özdemir Paşa kısa bir sürede Revanduz bölgesinde tanındı…”

Anılarının ilk bölümünde Türk Müfrezesini “çete” diye tanımlayan Refik Hilmi, sonrasında belki yaşanılan olayların etkisiyle olacak, Özdemir Bey’i çok farklı anlatmaya başlar; şöyle ki: “Özdemir Paşa birkaç Türk askeriyle beraber maddi imkanı olmaksızın, zekası sayesinde İngilizlerin nüfuzunu bastırıp, bölgedeki birçik aşiretin desteğini alabildi. Hatta ona karşı Kürt aydın ve yurtseverlerinden de hiçbir itiraz gelmedi…”
1919’daki Derbend-i Bazyan savaşı, 1922’de tekrarlandı.
Bu kez Özdemir Bey, ön plandaydı. Ve savaş başladı…

“Hewdemlerle Pişder aşiretinin önemli bir kesimi İngilizlere isyan etmişti. Kerim Fettah Bey, Kaptan Bond ve Kaptan Maken’in öldürülmelerinden sonra kendisini Özdemir’in kucağına atmıştı. Orada ateş püskürüyordu. İngilizler de bu ateşi söndürmek için oraya bir kuvvet gönderdiler. Bu kuvvetin Kürtlere dayanamayacağını anlayınca Sih ve Hindulardam meydana gelen bir orduyu onların yardıma gönderdiler. İngilizlerin her iki kuvveti Ranya geçidinin yakınında (Debend-i Ranya) Kürt savaşçılarıyla, Kerim Hemwand, Abbas Mahmud Ağa ve Gaffar Han’ın başkanlığındaki kuvvetlerle karşı karşıya geldiler (23 Ağustos 1922). İngiliz kuvvetleri yenilgiye uğradılar ve geri çekildiklerinde Ranya ovasının bataklığına girdiler. İngiliz uçaklarının bölgeye gelmesiyle kurtulabildiler.”

Her nedense araştırmacı yazar ve siyasetçi Altan Tan, Kürt Sorunu adlı kitabında, bu canlı tanıklığı görmezden geliyor, İngilizlere karşı yakılmış olan bu ateşin merkezindeki Kerim Fettah Bey’in Özdemir Bey’in yanında bulunduğundan hiç söz etmiyor. Öte yanda, Özdemir Bey’i anmak durumunda kaldığında da, “Ali Şefik Bey( Binbaşı) paşa olmamasına rağmen, bölgede kendisini paşa olarak tanıttı” diyerek küçümseyen ifadelere başvuruyor.
Oydaki Özdemir bey ve müfrezesi kendi başına öz bir destandı…

X X X
26 Ağustos 1922’de, 250 askeri ve aşiretlerden gelen yaklaşık beş bin kişilik bir güçle Özemir Bey, Derbend-i Basyan’da İngilizlerin karşısına çıktı. İngilizler; Hintli, Nasturi, İngiliz ve Araplardan oluşan yedi bin kişiydi ve bu güç, üç bataryada 12 topla, çok sayıda makineli ve otomatik tüfeğiyle üstün bir ateş destekleniyordu.Savaş, beş gün beş gece sürdü. İngilizler büyük bir kayıp verdi. Özdemir Bey ve müfrezesi üzerine önemle eğilen araştırmacı Murat Güztoklusu, İngilizlerin bu kaybını şöyle anlatıyor: “Dört İngiliz uçağı düşürülür, altı makineli tüfek ve iki top ele geçirilir. Özdemir Bey, Revandüz’e gelişinin 70’nci gününde önemli bir zafere Türk adını yazmıştır.”

Bir yanda Özdemir Bey ve müfrezesi, diğer yanda aşiret güçleri İngilizlere karşı güçlü bir direniş sergilemiştir. Buna karşın, sözüm ona günümüz ayrlıkçı Kürt hareketinin liderliğe soyunmuş olan Mesud Barzani, Berzenci hareketini anlatırken Özdemir Bey’in adından ve müfrezesinden hiç bahsetmiyor. Sanki bu olaylar hiç yaşanmamış gibi…

Mayıs 1919-Ağustos 1922 arasında, İngilizler Seyit Taha ve Babanzade Hamdi Bey ile temasa geçtiler. İngilizlerin Bağdat’ta kurduğu Irak hükümeti, Kürt bölgesinde artık etkili değildi. Bir süre sonra öyle bir noktaya gelindi ki, İngilizler artık siyasi bir çözüm bulmak derdine düştüler. Halk Şeyh Mahmud’u istiyordu.30 Eylül 1922’de, Şeyh Mahmud sürgünden geri alındı. Süleymaniye’ye yine Binbaşı Noel geldi, yine aynı konuşmalar yapıldı.Şeyh Mahmud yine Kürdistan Yöneticisi ilan edilir, ikinci kez. Hemen Başkanlar Heyeti adıyla hükümet kuruldu. Refik Hilmi de bu olayları anılarına şöyle kaydetti:

“Başkanların isimleri Bangi Kürdistan’ın 10’ncu sayısında yayındı: Başbakan Şeyh Kadiri Hefid; İçişleri Bakanı Şeyh Muhammed Garip; Maliye Bakanı Abdulkerim Alaka; Eğitim Bakanı Mustafa Paşa; Kuvai Milli(Savunma) Bakanı Salih Zeki Sahibkıran; Adliye(Adalet) Bakanı Haci Molla Sait Kerkükizade. Seyit Ahmed Berzenci Emniyeti Genel Başkanı olmuştur. Bu İçişleri Bakanlığı’na aitti. Şeyh Kadir Hefi’ye de Genel kumandan unvanı verilmişti. Sadık Paşa Küridsatan Hükümeti’nin Genel Müfettişi olmuştu.”
Bu başkanlık Meclisi’nde de Barzaniler yoktu…

X X X
Şeyh Mahmud’un ilk Kürdistan yöneticiliği; 1 Kasım 1918-21 Mayıs 1919 arası yedi ay sürmüştü. İkincisi ise 30 Eylül 1922’de başladı. Kasım 1922’de, Şeyh, kendi başına yeni bir unvan taktı; “Kürdistan Hükümdarı!” İşte Türk tarihine Kürdistan Krallığı diye yazılmış olan krallık buydu, Kra Şeyh Mahmud’du, kendi kendini Kral ilan etmişti ve Kral olarak, bütün bölge ve şehirleri istiyordu. Sonraki gelişmeler, Şeyh Mahmud’u Özdemir Bey’le ittifaka yöneltti. İttifak kuruldu. 15 Mart 1923’te, İngilizler, bu ittifaka karşı büyük bir harekat için hazırlığa giriştiler. Harekata yirmiden fazla uçak, zırhlı araçlar ve mitralyöz bölükleri katılıyor ve harekat alanı üç bölgeden oluşuyordu: Özdemir Bey’in olduğu Revanduz mıntıkası; Şeyh Mahmut’un bulunduğu Süleymaniye bölgesi; Pişdar aşiretinin bulunduğu bir bölge. Harekat alanı oldukça genişti…

Harekat, İngilizler Süleymaniye’yi bombalamasıyla start aldı. Ardından, Şeyh Mahmud’un kuvvetlerine saldırı başlatıldı. Şeyh Mahmud var gücüyle çatıştı ancak bu drenişini sürdüremedi; Serdaş dağlarına çekildi ve orada yine esir düştü. Kasım 1922’de başlayan Kürdistan Hükümdarlığı, Nisan 1923’te son bulmuştu, topu topu altı ay sürmüştü.

İngilizler, önce Pişdar bölgesini kontrol altına aldı, derken Özdemir Bey ve kuvvetlerini güneyden kuşattı. Surçi aşiretinin desteğindeki Özdemir ve müfrezesi de fazla direnemedi ve 19 Nisan 1923’te, geri çekilmek zorunda kaldı.22 Nisan’da, İngilizler Revanduz’a girdiler.İngilizler için, Musul vilayetinin işgali tamamlanmış ve tüm direnişler artık kırılmıştı.

X X X
Özdemir Bey ve müfrezesi, Türkiye’ye çekilecektir. Geri dönüşü için iki yol vardır; biri Şemdinli üzerinden kısa yol, diğeri ise İran üzerinden uzun yoldur. İngilizler Özdemir Bey’i takip etmektedir. Seyit Taha ile irtibat kurulur, Barzani aşireti ile temasa geçilir ve yol kesilir. Yol kesenler; Barzani aşireti reisi Şeyh Ahmed, yanında Mesud Barzani’nin babası Mele (Molla) Mustafa’dır. Özdemir Bey ve müfrezesi sarp dağlardan geçerek İran yolunu izler. 10 Mayıs 1923’te, Van’dan Türkiye’ye giriş yapar. 3 Eylül 1923’te Milli Savunma Bakanlığı kararı ile müfreze terhis edilir.

Özdemir Bey’e gelince…
Albaylığa terfi ettirilir ve sonrasında emekliye ayrılır. Kendisine, Nizip’te, 13 fıstikiyeyle Antep’te bağ ve bahçeler bağışlanır. Önce tarımla uğraşır. Sonra Siirt ve Antep milletvekili olarak Meclis’e girer. 1946 seçimlerinde ise aday gösterilmez. 18 Mayıs 1951’de vefat eder. Antepliler ona sahip çıkar ve cenazesi şehitliğe defnedilir.

Şeyh Mahmud Berzenci’ye gelince…
Yıllar sonra sürgünde kaldığı Hindistan’dan döner, ancak Süleymaniye’de ikamet etmesine izin verilmez. 1956 yılında vefat eder. Cenazesi Süleymaniye’ye getirilir, kalabalık bir törenle toprağa verilir…

Barzani ise…
Yeni Türk Cumhuriyeti’nin İngiliz oyunlarıyla Musul vilayetini kaybetmesi üzerine, bölgede varlığını sürdürmeye devam eder, aşiret reisi Halid-i Nakşi Şeyhi Ahmed’tir, sonrasında Molla Mustafa başa geçecektir.

Erdal Sarızeybek

Musul 'Bilmediklerimiz'

Bakmadan Geçme!

KAPAT
Ayet 'Onlardan Olmayın'