Emekli Albay Erdal Sarızeybek’in kaleme aldığı “Türk Ordusu Nereye” Destek Yayınları etiketiyle raflardaki yerini aldı. Güneydoğu sınırlarında yaptığı terörle mücadele sonrası “efsane Albay” olarak anılan Sarızeybek, bu kitabında yaşamöyküsünü okuyucuyla paylaştı.

‘ TARİHE TANIKLIK ETMEK İÇİN

Sarızeybek, kitabı yazma amacının ise “yakın tarihimizdeki asker-siyaset-terör karanlığını aydınlatabilmek” olduğunu ifade etti. “Çocuklarımız için, her satırın bir ışık olması için yazdım” diyen emekli Albay Sarızeybek, Türk ordusunun yakın tarihte ne gibi operasyonlara uğradığını tanıklıklarıyla anlattı.

ARINÇ OLAYI ÜZERİNDE DURULMALIDIR
Erdal Sarızeybek, şimdiki Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu üyesi eski AKP milletvekili Bülent Arınç’ın kendisi için “ona soracaklarım var” dediği olaya kitabında yer verdi. Kitabın “Arınç Vakası Neydi” başlıklı bölümünde, Arınç’ın TBMM Başkanı olduğu yıllarda annesinin evinin abluka altına alınması meselesinin perde arkası da anlatıldı. İşte “Arınç Vakası Neydi” başlıklı o bölüm: “Aslında bu olay önemlidir ve üzerinde durulmalıdır. Arınç’ın annesinin evi üzerinden medyanın gündemine taşınan bu olay gerçekten çok önemli bir olaydır. Şimdi biz anlatalım…”

“CAN ALICI NOKTA CUMHURİYET REJİMİNİN DEĞİŞTİRİLMEYE ÇALIŞILMASI MESELESİYDİ”
“Türkiye Cumhuriyeti laik, demokratik, sosyal bir hukuk devletidir. Devletin laik yapısı anayasal güvence altındadır. Din ve inanç özgürlüğü kapsamında din eğitiminin nasıl ve ne şekilde verileceği yasalarla belirlenmiştir ve hiç kimse bu yasaların üstünde değildir. Bu çerçeveden olaya bakıldığında, Spil Dağı’nda yapılan aramada ele geçirilen belgeler illegal bir yapının, devletin anayasal düzenini ‘’silahsız ama örgütlü’ olarak değiştirmek maksadıyla yurtiçi ve yurtdışında teşkilatlandığını açıkça gösteriyordu. Atatürk dönemindeki Devrim Yasaları uygulanmış olsaydı, ilgili olanların hepsi izinsiz dini eğitim vermekten değil vatana ihanetten yargılanmış olacaklardı, çünkü o dönemin düşünce sisteminde Cumhuriyet’i ve anayasayı korumak böylesine önemli bir işti.

MESELE CUMHURİYET REJİMİNİ DEĞİŞTİRMEK

Buradaki mesele dini eğitim meselesi vermek de değildi. Buradaki mesele dindar olduğuna sık sık vurgu yapan Arınç adlı TBMM Başkanı olan bir kişinin sırf dindar olduğu için üzerine gitmek meselesi de değildi. Buradaki can alıcı nokta halkımızın kutsal din duygularının istismar edilerek siyasete alet edilmesi ve bu yolla cumhuriyet rejiminin değiştirilmeye çalışılması meselesiydi.

DİN ÜZERİNDEN SİYASET YAPMANIN ESKİDEN ADI VATAN İHANETTİ

Baksanıza şu Deniz Feneri olayına, Allah adıyla dindar halkımızdan toplanmış paraların ve bağışların nereye gitmiş olduğuna bir baksanıza, işte o zaman kutsal dinimizin nasıl siyasete alet edilerek çıkar sağlanmak istendiği görülecektir. Ama ne yazık ki bu dindar kişinin iktidarda olan partisinin yarattığı hukukun özellikleri nedeniyle hâlâ Deniz Feneri olayı aydınlanamamıştır. Olayı çözmek isteyen cumhuriyet savcıları görevlerinden alınmış, hatta yargılanmıştır. Devrim Yasaları deyip geçmemeli, ümmetten ulus devlete, milli devlete geçişi sağlayan ve koruyan yasalardı bunlar ama artık bu yasalar geçmiyor ülkemizde, Özal devrinde, halkın kutsal din duygularını suiistimal ederek devlete karşı örgütlenmeyi suç sayan ‘Hıyaneti Vataniye Kanunu’ kaldırıldı.

BU ÖRGÜT FETÖ MÜYDÜ?
Bu Arınç olayı gerçekten çok önemli bir olaydı, çünkü soruşturmaya konu olan bu silahsız örgüt din kisvesi altında Türkiye’nin tüm illeri ve birçok ilçelerinde teşkilatlanmıştı. Haliliye Vakfı, Hilaliye Vakfı gibi çeşitli isimler altında ve çoğu dernek ve vakıf şeklinde örgütlendiği ortaya çıkmıştı. Savcılığa intikal eden belgelerde hepsinin adresleri, sorumlu kişileri, telefonları, eğiticileri tek tek belliydi. Eğiticileri arasında Mısır’dan dahi görevlendirilmiş öğretmenler vardı.

Delillerin takdiri mahkemeye ait olmakla birlikte, uzun yıllar savcılıklarla birlikte çalışarak bilgi ve tecrübe kazanmış bir jandarma personelinin daha ilk başta, bu örgütün anayasal düzene karşı yapılanmış bir teşkilat olduğunu kavraması oldukça kolaydı. Arınç evi hikâyesi bir kenara bırakılıp savcılıklarca bu yapı üzerine gidilmesi gerekirdi ama olmadı, gidilmedi. Ankara merkezli bir soruşturmak ekibi kurulup tek elden soruşturmanın yürütülmesi gerekirdi ama bu da yapılmadı.Bizim tarafımızdan, konunun öneminin bilincinde olarak, devletin istihbarat ve asayiş kuruluşlarının harekete geçmesi için Türkiye’deki tüm jandarma teşkilatlarına durum bildirildi. Bu konu ile ilgili tüm bilgiler ulaştırıldı ama teşkilatlardaki yapısal sorunlar nedeniyle bu olay yine aydınlatılamadı.”

“GÜLEN ÖRGÜTÜ BUGÜNKÜ GİBİ DEVLET İÇİNDE DEVLET OLAMAYACAKTI”
“Biz Manisa olarak böylesi bir soruşturmayı, yurtdışı ve yurtiçi bağlantılı bir soruşturmayı, bir ucu siyasi iktidara dayanan bir soruşturmayı yürütebilir miydik? Hayır. Biz il jandarma komutanı olarak tek başımıza ve kendi imkân kabiliyetlerimizle bu soruşturmayı Manisa’dan yürütemezdik, çünkü gücümüz yetmezdi personel, zaman ve mekân olarak. Düşünebiliyor musunuz aylar süreceği baştan belli olan bir soruşturmayı, asli görevlerini bir kenara bırakıp bir il jandarması nasıl yapacaktı ki?

Şimdi düşünüyoruz da o süreçte, Ankara’da Fetullah Gülen hakkında açılmış olan soruşturma ve yürütülmekte olan yargılamaya bu dosya zamanında dahil etmiş olsaydı, belki de verilmiş kararlar şimdikinden oldukça farklı olacaktı. Yurtdışı ve yurtiçindeki bu merkezlerinin hepsinde arama yapılıp elde edilecek belgeler ışığında gerçek ne ise ortaya çıkarılmış olsaydı, Gülen örgütü bugünkü gibi devlet içinde devlet olamayacaktı, ama yapılamadı.

ARINÇ DOSYASI HALA SIRRINI KORUYOR
Şimdi bu dosya hâlâ Manisa Adliyesi’ndedir ve orada kalmıştır. Dosya kaynağı; Manisa Sulh Ceza Mahkemesi’nin 5 Temmuz 2003 gün ve 2003/502 sayılı müteferrik kararının ardında bulunmaktadır. Bu dosyanın akıbeti hâlâ tarafımızdan bilinmektedir. Eğer ki içindeki belgeler yok edilmediyse hâlâ geç kalınmış değildir, AKP hükümeti ve özel hukuku engelleme yapmaz ise hâlâ gerçeğe ulaşmak için izlenecek yollar vardır.”

“KONUNUN MERKEZİNDE ARINÇ OLDUĞU İÇİN DEĞİL MERKEZİNDE SUÇ OLDUĞU İÇİN…”

Arınç 'Hani Cevap'