Doğu Anadolu’da aşiretleri beyliklere dönüştüren Bitlisli İdris’ti. Çaldıran Savaşı öncesi ve sonrasında yaptığı işlerden dolayı ödüllendirildi. Bitlisli İdris’in ödülü, iki bin Venedik Duka altını, sekiz hilat , kabzası altın işlemli bir kılıç ile padişahın Yavuz Selim’in takdirini kazanmak oldu. Ayrıca Yavuz Sultan Selim, bağlılıklarını belirten beylere dağıtılmak üzere on yedi sancak, sırma işlemeli beş yüz hilat ve 25 bin Duka Venedik altını gönderdi.“

Peki, bu beylikler neyin nesiydi?
Yavuz Sultan Selim’den aldığı fermanların sayesinde Bitlisli İdris, bölgedeki yönetimi yeni bir düzene geçirmişti. Buna göre, bu bölge toprakları yönetim olarak üç ayrı statüye ayrıldı; Osmanlı Sancakları, Ekrad Sancakları ve Hükümet sancakları. Padişah tarafından atanan Osmanlı sancakları dışındaki her iki sancak, babadan oğula geçen bir feodal düzeni tanımlıyordu. Bu düzen, yüzyıllar sonra Barzanilerin Irak Federe Kürdistan Yönetimi’ne gidecek yolun açılmasını sağlayacaktır, ama o yıllarda kimse bunu bilmiyordu…

BEDİRHAN/BOTAN BEYLİĞİNİN TARİHSEL KÖKENİ
Yeni düzenlemeyle Diyarbakır eyaleti, Doğu Anadolu’nun merkezi oldu. Diyarbakır ile Van, İran sınırında yer aldığı için ayrı bir önem kazandı; bu sancaklar bölgenin merkezleri durumuna getirildi. Bıyıklı Mehmed Paşa Diyarbakır’a beylerbeyi olarak atandı. Böylece Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da üç tip sancak ortaya çıktı: Klasik Osmanlı sancakları, yurtluk-ocaklık sancakları ve hükümet sancakları. Yurtluk-ocaklık sancakları ile hükûmet sancaklarına aynı zamanda ‘emirlik’ adı verildi.

TIMAR SİSTEMİ
Klasik Osmanlı sancakları ise imparatorluğun tımar sisteminin uygulandığı her tarafta görülen sancak şekliydi. Sancak beyi merkezden tayin edililiyor, istendiği zaman değiştiriliyordu. Sancak beyi sancağın gelirinden kıdem ve istihkakına göre’has’lar tasarruf ediyor, sefer zamanında ise sancağındaki sipahilerle birlikte Diyarbakır beylerbeyinin emrine giriyordu. Harput, Mardin, Amid, Ergani, Akçakale, Siverek, Siirt ve Nusaybin sancakları klasik tipteki sancaklar olarak kayda geçirilmişti. Dr. Cabir Doğan, bu yeni idare şeklinin özelliklerini şöyle sıralıyor:

“Yurtluk-ocaklık tabir edilen sancakların klasik sancaklardan farkı, sancak beyliğinin belli bir ailenin elinde oluşudur. Sancak beyi herhangi bir nedenle azledildiği zaman yerine kardeşi, oğlu veya akrabalarından biri tayin edilir. Bu tip sancaklarda beylerin azli ve görevden alınmaları beylerbeyinin teklifi, Divanı-ı Hümayun’un onayı ile yapılır. Atamalarda ölen beyin yerine merkezin tercihi söz konusudur. Bu sancaklarda ayrıca tahrir yapılır, tımar ve zeamet bulunur ve sancak gelirinden beyine haslar tahsis edilmektedir. Diğer hususlarda klasik sancak beyi ile aynı yükümlülüklere tâbidir. Çemişgezek, Pertek, Mazgirt ve Sağman sancakları bu türden sancaklardır…

HÜKÜMET SANCAKLARI
Hükûmet sancakları da, yurtluk-ocaklık sancaklarında olduğu gibi sancak beyliği belli bir ailenin mülkiyetindedir. Fakat onlardan farklı olarak sancaklarda tahrir yapılmamaktadır. Vergileri, sancak beyi kendisi toplamakta, yılda sadece bir kez merkez hazinesine muayyen bir meblağ ödemektedir. Eğil, Palu, Hasankeyf, Hazo, Genç ve Cizre bu tip sancaklardandır.Osmanlı Devleti tarafından yurtluk-ocaklık ve hükûmet sancaklarına sahip olan Kürt beylerine, buraların kendi ailelerinin mülkiyetinde olduğuna dair birer temliknâme verilmiştir. Bu temliknâmelerde ne şartlarla bu sancakları tasarruf edecekleri tek tek açıklanmıştır. İlki Yavuz Sultan Selim zamanında verilen bu temliknameler her padişah döneminde yenilenmiştir.

BU ÖZERKLİK DEĞİL YEREL YÖNETİM
Kanuni Sultan Süleyman döneminde, bu bölgede yarı bağımsız beylere gönderilen bir “emr-i şerif” şudur: “Yavuz zamanında İran’a karşı cephe alarak hayırlı hizmetlerde bulunan ve şimdi de devlete sadakatle hizmet ifa eden, bilhassa sefere katılarak yararlılık gösterenlere, öteden beri ellerinde ve tasarruflarında bulunan yerler temlik ve ihsan edilmiştir.”
Burada Kanuni, mahalli beylere yeni haklar ve imtiyazlar değil, sadece babası zamanında verilenlerin geçerli olacağını bildirmektedir. Bu şekilde imtiyazlara sahip olan bölge halkı ve beyleri genellikle devlete sadık kalmış ve Osmanlı ordusuyla birlikte İran’a karşı sefere katılmışlardır. Dolayısıyla imtiyazlı statüleri değişmeden devam etmiştir.

AŞİRET YAPISINA UYGUN YÖNETİM
Osmanlı yönetiminin Diyarbakır’da, diğer eyaletlere göre farklı teşkilatlanmaya gitmesinin iki temel sebebi vardı: Bunlardan ilki, vergi meselesiydi. Güçlü aşiretlerin bulunduğu bölgede klasik sistem dâhilinde vergi toplamak birçok sorunu da beraberinde getiriyordu. Bu sebeple devlet, yurtluk-ocaklık ve hükûmet sancaklarının beylerinden her yıl belirli bir vergiyi devlet hazinelerine yatırmalarını şart koşmuş, ancak vergi toplama işlerine karışmamıştı.Adı geçen bu yurtluk-ocaklık sancaklara, klasik Osmanlı sancaklarına göre bir kısım idari imtiyazların tanınmasının bir diğer sebebi de; bölgenin coğrafi, sosyal ve ekonomik yapısındaki özellikler ile o dönemdeki siyasi şartlardı. Doğu ve Güneydoğu Anadolu’nun arazi yapısının dağlık oluşu ve yalnızca yaylacılığa elverişli olması, ancak hayvancılıkla geçinen bazı aşiretlerin yerleşimine uygun düşüyordu.

DOĞU VE GÜNEYDOĞU’DA AŞİRET YÖNETİMİ


Bu bölgelerde, güçlü ve kalabalık aşiretlerin reisleri ile çeşitli derebeylikler vardı. Bu yüzden Selçuklular, Timurlular, Akkoyunlular ve Safeviler gibi merkeziyetçi devletler bile bölgede mutlak hâkimiyeti sağlayıp bu derebeylerini ortadan kaldıramamıştı. Belli bir kaleyi merkez edinmiş olan beyler de, siyasi şartların zaruri kıldığı hâllerde bölgede kurulan bu güçlü devletlerin egemenliğini kabul ederek varlıklarını sürdürmüştü. Bu bölgesel özelliklerinden dolayı, Doğu Anadolu’nun Osmanlı İmparatorluğu’na dahil edilmesinden sonraki idari yapıları da İmparatorluğun diğer bölgelerinden farklı oldu. Birçok vilayet merkezden atanmış valiler yerine, kendilerine Osmanlı unvanları verilmiş bölgenin önde gelen Kürt aileleri tarafından yarı özerk yönetilmeye başlandı.

ON SANCAK 18 EMİRLİK
İlk Diyarbakır defterinden yaklaşık on yıl sonraki Osmanlı kaynakları, Kürt emirliklerin idari düzenlemelerine ilişkin ayrıntılı bilgiler vermektedir. 1527 tarihli bir defter, Diyarbakır’ın doğrudan ve dolaylı yöneltilen kısımları arasında açık bir ayrım göstermektedir. Doğrudan yönetilen kısımlar on sancaktan oluşurken; dolaylı yönetilenler, yedi büyük ve on bir küçük emirlikten oluşmaktadır. Kayıtlı tüm Kürt emirlikleri, tamamlayıcı bir defterde özerkliğin işareti olarak “eyalet” kaydıyla yazılmıştır. Yedi büyük emirliğin yöneticilerine “büyük yöneticiler” anlamında “ümerayı izâm” adı verilmiştir .

AŞİRET AĞALARI BEYLERİ,
“O zamanlar Kürdistan denen bölgenin -hemen hemen kale sayısı kadar- birçok emiri vardı” diyen tarihçi Hammer, bu yeni yönetim şekli hakkında bazı tespitlerde bulunuyor ve Doğu Anadolu’yu şöyle görüyor:
“Buralar kendilerine göre özel bir durumdaydı. Beylerin ve diğer deyimle aşiret reislerinin bağımsız denecek kadar fikirleri, ahalisinin sert karakteri, cenkçi gelenekler kesin bir otorite için elverişli değildi… Bu bakımdan Kürdistan’ın, o zaman kurulan ve yüzyıllar boyunca süren idare usulü, Osmanlı Devleti’nin diğer eyaletlerinin organizasyonundan oldukça farklı olmuştur. Diyarbakır eyaletini teşkil eden on dokuz sancağın bölünme şekli bu farkı gösterir; Bunlardan yalnız on biri geleneksel usulle idare edilmiştir. İdare tarzları özel şartlara bağlı olan öteki sekizinden beşi, şeflik durumunda olan beylerce, babadan oğla geçmek suretiyle özel şartlarda idare edilmişlerdir. Devletin başkentinden daha uzak olan Kürt şefleri hakkındaysa daha müsamahakar ve müsaadekar davranılmıştır… Bütün bu değişik aşiretler, başkanlıkları babadan oğula geçen şeflerine kuvvetle bağlıydı. Bu şeflerin sözleri adeta kanun hükmündeydi…”

CİZRE BOTAN BEYLİĞİ, BABAN BEYLİĞİ, BARZAN
Günümüzde ayrılıkçı Kürt siyasetinin savunucuları, bugün çözüm olarak gösterdikleri özerklik fikrine dayanak olarak Çaldıran sonrası bölgede kurulan işte bu feodal yapıyı işaret ediyorlar. Ancak, bu önerileri çözüm olarak dayatmak isteyenlerin aklına bir türlü ‘her olayı kendi tarihsel dönemi içerisinde değerlendirmek gerekir’ fikri gelmiyor. Tersine, Çaldıran koşulları ile günümüz arasında doğrudan bir ilişki kuruluyor ve temel sağlam olmadığı için de, önerilen çözümler bu temel üzerinde yükselemiyor. Özerklik iddiasına temel olarak gösterilen, Yavuz Sultan Selim’in İdris-i Bitlisi’ye gönderdiği ferman şudur;

“Kanuni Sultan Süleyman, babası Yavuz Sultan Selim zamanında Kızılbaşlara cephe alarak müspet ve hayırlı hizmetlerde bulunan ve şimdi de Devlet’e doğrulukla hizmetler ifa eden, bilhassa (Serasker-i Sultan İbrahim Paşa’nın) bu defaki İran seferine katılarak Kızılbaşların yenilmesinde yararlılıklar gösteren Kürt beylerine, gerek Devlet’e karşı gösterdikleri öz kulluk ve dilaverliklerin karşılığı olarak ve gerek kendilerinin vaki müracaat ve istirhamları göz önüne alınarak, her birinin öteden beri ellerinde ve tasarruflarında bulunan eyalet ve kaleler, geçmiş zamandan beri yurtları ve ovakları olduğu gibi ayrı ayrı beratlarda ihsan edilen yerleri de kendilerine verilip mutasarrıf oldukları eyaletleri, kaleleri, şehirleri, köyleri ve mezraları bütün mahsulleriyle, babadan oğla intikal etmek şartıyla kendilerine temlik ve ihsan edilmiştir…”

Bu fermanla anlaşılan özerkliğin yapısı ise şu şekilde tanımlanmıştır:
“Kürt beyleri ile Osmanlı Sultanı Yavuz Sultan Selim arasında Amasya’da kabul edilen özerklik şartlarına göre;“ Kürt emirleri, atalarından kendilerine intikal eden topraklarda, bağımsız olarak, geleneksel düzenlerini koruyacaklardır. Bu emirlikler eskiden olduğu gibi babadan oğla intikal edecektir. Osmanlılar yabancı bir devletle savaştığında, Kürt beyleri kuşanmış silahlı süvarileriyle Osmanlı Ordusuna katılarak savaşacaklar ve dışarıdan bir saldırı olursa, ortak düşmana karşı koyacaklar, aynı şekilde Osmanlılar da Kürtleri düşmanlarına karşı koruyacaklardır. Kürt emirler Osmanlı devletine her yıl, tespit edilecek bir vergi vereceklerdir.”

Durum bu…
Çaldıran sonrasında, Sultan Yavuz Selim Mısır fethine çıkar, İdris de beraberindedir. Kahire’nin fethinden bir süre sonra, Bitlisli İdris diğer namıyla İdris-i Bitlisi hayata gözlerini yumar. Osmanlı’da ilk kurulan ‘Beylerbeylik’, Bitlisli İdris’in idari düzenlemesiyle ortaya çıkan Diyarbakır Beylerbeyliği’dir. İlk Beylerbeyi de Bıyıklı Mehmed Paşa’dır (4 Kasım 1515). Bağlı olan sancaklar şöyledir; Musul, Süleymaniye ve Cezire yani Barzan…
Bu Barzan, bugünkü Mesud Barzani’nin doğduğu yerdir.

Erdal Sarızeybek

'Arabulucu'

Bakmadan Geçme!

KAPAT
Kim Bu 'Yalçın Tanfer'