Osmanlı hakimiyet alanında en zengin bölge, Anadolu’dur. Anadolu bütün gücünü toprağı, suyu ve üzerinde yaşayan insanların yapısından alır. Her uygarlığın iz bıraktığı bu bölge, dinsel ve etnik temelde farklı kimlikleri barındırır. Üç kıtayı birbirine bağlayan yollar üzerindedir. Zengin enerji kaynaklarının bulunduğu Kafkas ile Basra Körfezi arasında yer alır, bir ucu da Avrupa’ya uzanır. Öylesi bir stratejik özelliğe sahiptir ki, iki Türk Beyi -Şah ile Sultan- arasında savaşlara dahi neden olmuştur. Uzak tarihi de böyledir; uygarlıkların kesiştiği, dinlerin doğduğu güçlü bir coğrafya...

ZENGİN COĞRAFYA

Bölgenin bu güçlü yapısına karşın, özünde sorun yoktur. Sorun, güneye inildikçe ortaya çıkar. Buradaki paylaşılamayan zengin kaynaklar sorunların temelinde yatar. Toplumun aşiret yapısı içerisinde çatışmalar hiç eksik olmaz. Bunu, din ve etnisite temelindeki hakimiyet çekişmeleri izler. Kaynakları bir yana, coğrafyası itibariyle Kafkaslar’daki enerji havzalarına çıkış noktasıdır. Arada kalan Doğu Anadolu, hem kuzeyi hem de güneyinde ortaya çıkan her sorundan etkilenir, kimi zaman sorunun bir parçası haline dönüşür.

KÜRESEL HEDEF ANADOLU
Bu resmiyle Güneydoğu, Türkiye için hayati önem taşır. Ama en önemlisi, Anadolu’nun küresel güçlerin etki alanı içinde oluşudur. Türkiye’den bu resme bakıldığında, Doğu Anadolu demek; acı demektir, hem yaşayan hem de katlanan için. Doğu’dan gelen her haber terör olarak görülür; ancak bu terörün çıkış noktasının Barzan olduğu pek akla gelmez ya da getirilmez. Oysa gerçek budur; sorun, Doğu Anadolu değil, onun güneyinde yer alan Barzan coğrafyasındadır.

‘BABAN BEDİRHAN SORAN COĞRAFYASI’
Barzan, bugünkü Irak’ın kuzeyinde yer alır. Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başkanı olduğunu söyleyen ya da “Türkiye Seninle Gurur Duyuyor” sloganlarıyla Türkiye gündemine oturan Mesud Barzani’nin yönetim alanıdır. Osmanlı için Barzan, Musul vilayet bölgesidir. Musul içinse, bölgesinde yer alan yüzlerce köyden sadece biridir. Ancak bu köy, Anadolu’da sıkça rastladığımız küçük yerleşim yerleri gibi değildir, apayrı özellikler taşır. Günümüzde Barzaniler ne kadar ünlü ise, bu Barzan da o kadar ünlüdür. Barzan’ı Barzan yapan, aynı coğrafyanın eski uygarlıkları ile şu an sahip olduğu zengin kaynakların gücüdür. Burası, bilinen antik Mezoptamya’nın yukarı kısmıdır. Musul bölgesini de içine alan Mezopotamya, milattan önceki yıllarda Asur ve Babil’e ev sahipliği yapmış bir antik coğrafyadır.

MEDENİYETLER COĞRAFYASI
Asur devletinin başkenti olan Ninova; Dicle nehrinin karşısında ve doğu yönünde, Musul’un hemen yanında görülür. Müslümanlık öncesinde, Yahudiliğin ve Hıristiyanlığın önemli ölçüde etkisini yaşar. Önce Asur, ardından Babil, nihayetinde Perslerin işgaline uğrayan bu bölgede, antik İsrail ve Yahuda Krallıkları yıkılır, çok sayıda Yahudi Musul bölgesine sürülür. Dolayısıyla bölgede Yahudi ve Hıristiyanlığın derin izleri vardır ve sürmektedir. Bir araştırmaya göre; Nuh’un evlatları Babil Kalesi yapılıncaya kadar bu sahrada yaşamış, çoğalmış ve buradan dünyaya yayılmıştır.

Aynı coğrafyaya komşu olan Bağdat vilayetinde yer alan “Babil” kenti, insanlık tarihinin en eski yerleşim yerlerinden biri sayılır. Nemrud b. Guş zamanında inşa edildiği, iki katlı daire şeklinde sur ile de şehrin çevrelenmiş olduğu yazılıdır. Irak’ın güney kısmında yer alan bu sancak, aynı zamanda Babilistan olarak da anılır. Antik dönemlerde Keldanilerin başkentidir. O devirde, burada 1,5 milyon nüfusun yaşadığı söylenir.

İSRAİLOĞULLARI
MÖ. 2640 yılında yapıldığı söylenen bu şehir, önce Asurlular, ardından Büyük İskender tarafından işgale uğramıştır. İslamiyet’in doğuşunda ise, Babil bir harabedir; Abbasiler Bağdat’ı inşa ederken bu şehrin harabelerini kullanmış, şimdi kumlarla örtülü bu antik kentten bir eser kalmamıştır. Bu bölge, eski Sami kavimlerinden Tevrat’ta geçen “Arem” kavminin de meskenidir. Tarihin kaydedilebildiği zamanlarda; Asurlular, sonra Mısır Firavunları, İranlılar, Büyük İskender, Silifkiya ve Sasaniler’in hakimiyet alanları içerisinde yer alır. Hz. Ömer halife iken, 637-638 yıllarında, Iraz b. Ganem komutasında bölgeye gelen sahabeler tarafından İslam alemine katılır. Emeviler ve Abbasiler, bölgenin hakimleri içerisinde sayılır.

TÜRK HAKİMİYETİ
Bu bölgede, Tolunoğulları (867), Mısır ve Suriye’deki İhşitoğulları (934), ardından Büyük Selçuklu ve Atabeyler hüküm sürmüştür. 12. yüzyılda Eyyubiler, hemen ardından Celayirliler, Harzemşahlar, Akkoyunlular, Karakoyunlular ve Safeviler de zaman zaman bölgeye hakim olmuştur. 1515-1516 arası, bu bölge Osmanlı Padişahı Yavuz Sultan Selim tarafından fethedilmiş, Kanuni Sultan Süleyman devrinde de yeniden imar edilip kalkındırılmıştır.

Bölgede kalıcı bir idari yapı, 1514 Çaldıran Savaşı ile ortaya çıkar. Yeni düzende oluşturulan beylikler, emirlikler, sancaklarla birlikte yeni yerel hakimlerin isimleri de tarihe yazılır. Son beş yüz yıldır hakim olan bu güçler, Doğu Anadolu bir yana, güneyde şöyle sıralanır ve okunur: “Baban, Soran ve Bedirhan”.

Bu coğrafyada her şey, sayılan bu üç hakimle isim alır; coğrafya, beyzadeler, emirlikler, isyanlar, hatta sonraki dönemlerde ortaya çıkan şeyhler, şıhlar, seyitler ve Mollalar… Şeyhlerin en ünlüsü Seyit Taha'dır. Seyit Abdulkadir'in dedesidir. Silsilesi İsmailağa Cemaatiyle Adıyaman Menzil'e uzanır...

Erdal Sarızeybek

'Coğrafyanın Sırrı'

Bakmadan Geçme!

KAPAT
Doğu Anadolu... 'Ağalar Beyler, Şeyhler Şıhlar'