Yakın tarihin en ağır saldırısı... 'Dağlıca'da Ne Oldu'

453 izlenme16 Kasım 2018
Reklamlar
Erdal Sarızeybek anlatıyor;

DAĞLICA BASKININDAN HEMEN ÖNCE

Eylül 2007 Ayı sonunda teröristler, Şırnak'ın Beytüşşebap ilçesi Beşağaç Köyü yakınlarında su kanalında çalışan işçiler ile köy korucularını taşıyan minibüsü silahla taradılar. Minibüste bulunan 7'si korucu 12 kişi hayatını kaybetti, 2 kişi ise yaralandı. Ölenlerin arasında köy muhtarı ve 3 çocuğunun da bulunuyordu.

Bir hafta sonra 7 Ekim 2007’de teröristler bir komando birliğimize pusu kurdular ve çıkan çatışmada 13 askerimiz şehit düştü.

Genelkurmay Başkanlığı bir basın bildirisi ile olayı kamuoyuna duyurdu;

"Şırnak'ta görev yapan bir birliğimize, 07 Ekim 2007 tarihinde terör örgütü tarafından yapılan bir saldırıda, 13 Silahlı Kuvvetler mensubu şehit edilmiştir. Terör örgütü mensupları, yurt içerisinde operasyon birliklerimizle, yurt - dışına kaçış noktalarında ise ateş destek vasıtalarıyla takip edilmektedir. Terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetlerde ortaya çıkan bu tablo, mücadele azmimizi ve kararlılığımızı daha da artırmıştır."

TEPKİ BÜYÜK

Acı büyüktü…
Herkes sokağa dökülmüştü ve “şehitlerimizin kanı yerde kalmasın, hesabını sorun”, diye haykırarak Hükümet’i göreve çağırıyordu.

Halk öylesine haykırmıştı ki terör karşısında sessizliğini koruyan Hükümet, bu sesi duymazdan gelemedi ve 17 Ekim 2007’de TBMM’ni toplantıya çağırdı. Toplantıda terör olayları görüşüldü ve Irak’a harekat yapılmasına ve Irak kuzeyindeki PKK kamplarının yok edilmesine millet iradesi adına karar verildi.

SINIR ÖTESİ HAREKAT TEZKERESİ ÇIKARILDI AMA…

Tezkere büyük bir heyecanla karşılandı ve medyada hak ettiği kadar yerini aldı; “Türk Silahlı Kuvvetleri unsurlarının, terör örgütü PKK'nın yuvalandığı Irak'ın kuzey bölgesi ile mücavir alanlara gönderilmesi için Hükümete 1 yıl süreyle izin verilmesini öngören Başbakanlık Tezkeresi, 19'a karşı 507 oyla TBMM Genel Kurulunda kabul edildi”.

Tezkere üzerinde elektronik cihazla yapılan açık oylamaya, 526 milletvekili katıldı. Başbakanlık tezkeresi, 19 ret oyuna karşı 507 oyla benimsendi. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, tezkerenin TBMM'de kabul edilmesi ile ilgili olarak, ''Ülkemiz, milletimiz için, teröre karşı mücadeleyi uluslararası bir karar olarak görenler için hayırlı olsun'' dedi.

HAREKAT YAPILMADI

Tezkerenin kabul edildiği dakikalarda Başkan Bush da bir açıklama yapıyordu; 'Türkiye'nin sınır ötesine asker göndermesi Türkiye'nin yararına değildir.'

Bunun üzerine gazeteciler Başbakan Erdoğan’a sordu; Başkan Bush tezkere hakkında bir açıklama yaptı. Siz de Kasım’da gidip bir görüşme yapacaksınız. Tezkerenin kabulü, bu açıklama ve görüşme öncesinde nasıl değerlendirilmelidir?''

Erdoğan cevap verdi;
“Kimin ne dediğini bilmiyorum. Ben sadece şu anda TBMM olarak tüm parlamenterlerimizle biz kahir ekseriyetle bir karar verdik. Bunun için de kimin ne dediği değil, TBMM'nin ne dediği önemlidir ve bu kararı da TBMM almıştır. Ülkemiz için, milletimiz için, teröre karşı mücadeleyi uluslararası bir karar olarak görenler için hayırlı olsun diyorum.''

Ne güzeldi değil mi, bu konuşmalara bakınca, insanın; yiğit bir Başbakan, millet iradesi adına konuşan bir Başbakan, ABD’yi takmayan bir Başbakan, diyesi geliyor ama gerçek hiç de öyle değil.
Neden mi? Anlatayım…

TERÖRİSTLERİN YERLERİ BİLİNİYORDU

Tezkerenin geçtiği gün, 17 Ekim 2007’dir.
Bu tarih itibariyle teröristler Irak kuzeyindeki Hakurk, Basyan, Avaşin ve Zap gibi her zamanki barınaklarında istirahat etmekte ve olası eylemler için planlar yapmaktadır.

Avaşin terör kampı Dağlıca’da konuşlu birliklerimizin güneyinde, hemen iki saat yaya yürüyüş mesafesindedir. Basyan’daki barınaklardaki teröristler de Aktütün karakolumuzun hemen batısında ve iki saatlik yaya yürüyüş mesafesindedir. Teröristlerin bu kamplarda olduğunu MİT bilmektedir, dolayısıyla Başbakan da bilmektedir, Genelkurmay da.

EYLEM YAPILACAĞI DA BİLİNİYORDU

Bu teröristlerin, sınır bölgelerinde fırsat bulursa eğer eylem yapacağını, Binbaşı Ersever’in deyimiyle “Sağır Sultan” da bilmektedir. Kaldı ki, Avaşin’deki teröristlerin Dağlıca’ya, Basyan’daki teröristlerin de Aktütün’e eylem planı yapmak için zamana ihtiyaçları yoktur, çünkü her ikisi de elinin ve kolunun altındadır.

- 17 Ekim’de şu ünlü tezkere, halk iradesi adına neden Meclis’ten geçmiştir?
- Peki, bu tezkere yetkisi neden Ordumuza verilmemiştir?

ABD HAREKATI İSTEMİYOR

Çünkü Erdoğan’ın, önceden stratejik model sonradan ise ortak model arkadaşı olan ABD, “Türkiye'nin sınır ötesine asker göndermesi Türkiye'nin yararına değildir”, açıklaması yaptığı için. Yani 17 Ekim’de Irak’a harekat kararı alınmış ancak Hükümet, bu yetkiyi ordumuza vermediği için bu kamplara harekat yapılamamıştır.

- Peki, Dağlıca baskını ne zaman oldu?
- 21 Ekim, yani tezkereden dört gün sonra.

- O zaman cevap açık; harekat yapılmış olsaydı, Dağlıca baskını olmayacaktı, evet bu kadar da basit, açık ve net bir cevap.
- Bu durumda şehitlerimizin sorumlusu kimdir?

- Elbette ki Erdoğan siyasetidir.

Diyelim gaflete düştüler, peki, ne oldu Dağlıca’da?
- 12 askerimiz şehit düştü, sekiz askerimiz kaçırıldı.

Ne yaptı Erdoğan siyaseti?
- ?

VATAN DOĞRUDAN SALDIRIYA UĞRAMIŞ ANCAK KARŞILIK VERİLMEMİŞ, ORDUNUN ELİ KOLU BAĞLANMIŞTIR

Bir ülke başka türlü nasıl bir saldırıya uğrayabilir ve bir Başbakan, ülkesi saldıya uğradığında, ne yapacağını nasıl olur da yabancı bir ülke başbanına sorabilir, diye düşünüyor ve soruyoruz kendi kendimize. Çünkü yabancı bir ülkeden yani Irak’tan gelen kalabalık bir silahlı gurup, Türk Bayrağı’nın dalgalandığı hükümranlık sınırlarımızı ezip geçmiş ve bununla da kalmayıp, Türk Ordusu’nun bir piyade taburuna saldırmıştı, 21 Ekim 2007 günü Dağlıca’da.

Bu vatan daha başka nasıl bir şekilde saldırya uğrasın ki, bu da savaş sebebi sayılsın! Çıkan çatışmada 12 askerimiz şehit düşmüş ve 8 askerimiz bu silahlı guruplar tarafından Irak’a kaçırılmıştı. Başka savaş nedeni ne olabilir ki; yabancı bir ülkeye savaş açacaksanız, başka ne gibi bir neden arayabilirsiniz!

İşte olanlar ortada, işte vatana saldırı ortada ama hiçbir şey yapılmadı, ne savaş açıldı ne de askerimizin peşinden gidildi.

YAZIKLAR OLSUN

İşin daha da acısı, kaçırılan Mehmetçikleri kim geri getiridi biliyor musunuz? PKK, evet PKK! PKK’nın siyasi kolu olan DTP’li üyeler Irak’a gittiler, PKK’lı abileri ile masaya oturdular, sözde bir kağıt imzalayıp askerimizi alıp geldiler, yazıklar olsun!

Yazıklar olsun, çünkü biz ağır bir yara aldık bu olaydan, bu olayın medyaya yansıyan görüntülerinden. Gurur duyduğumuz Mehmetçik sırtından vuruldu hem de seçtiklerimizin eliyle, yazıklar olsun! Sadece Mehmetçik mi, hayır, bizi vurulduk biz,

Türk milleti vuruldu sırtından, kahramanlığımızın sembolü Mehmetçik ayaklar altına alındı ve bizi vurdular Dağlıca’da, yazıklar olsun!

Sonuçta Dağlıca baskını, ikinci bir Süleymaniye olayıdır, millet olarak onurumuza indirilmiş ikinci bir ağır bir darbedir. Bu olay; Türk Silahlı Kuvvetleri’nin terör karşısında nasıl eli ve kolunun bağlanmış olduğunun açık bir resmidir.

Bu olay sonrası yapılan haberlerle; işbirlikçi medya, Türk Askeri’ne karşı yürüttüğü asimetrik psikolojik harekâttaki kirli yüzünü göstermiştir.

Bu olay; Erdoğan siyasetinin ABD’ye karşı kayıtsız ve şartsız teslim olduğunun bir kanıtıdır. Bu olay; Erdoğan siyasetinin “Irak’a operasyon yapılmayacak” şeklinde ABD’ye vermiş olduğu sözlerin bir belgesidir.

Bu olay; Erdoğan siyasetinin artık halk iradesini temsil etmediğini açıkça gösterir hukuki bir kanıttır. Bu olay; Erdoğan siyasetinin “vatana ihanet “ suçundan yargılanması için yeterli bir kanıttır.

Sonuçta Dağlıca olayının gerçeği budur ve biz Türk Milleti Dağlıca’da göz göre göre vurulduk!

Bunun sorumluları ise hala ortalıktadır, adalet hala yakalarına yapışmamıştır!
Bu hesabın sorulduğu günlerin de geleceğine inanıyoruz…

Erdal Sarızeybek


Başvuru kitabı: Kurt Kapanı/ Pozitif Yayınları

Önerilen Videolar

Bunlar da İlginizi Çekebilir

'BU PARA NEREDEN GELİYOR' Tarihin en sinsi planı... 'BOP' 'BARZANİ HANGİ TARİKATTAN' Erdoğan 'ADAYIM O' dedi... 'YALOVA AKP KARIŞTI'

Bakmadan Geçme!

KAPAT
'Erdoğan'a verilen madalyanın CANLI GÖRÜNTÜLERİ'