Zarrab 'Film Başlıyor'

5040 izlenme01 Haziran 2020
Reklamlar
New York Güney Bölgesi Federal Mahkemesi’nde devam eden Halkbank davasında bankanın avukatları, hakim Richard Berman’dan, 9 Haziran’da yapılacak olan ara duruşmanın 45 gün sonrasına ertelenmesini istedi.

İDDİANAMEDE YER ALAN SUÇLAMALAR NELER
''ABD‘yi dolandırmak amacıyla komplo kurmak, ‘Uluslararası Acil Ekonomik Güç Yasası'nı’ İran’a para transferleri yaparak ihlal etmek için komplo kurmak, ABD bankalarını dolandırmak, ABD bankacılık ve finans sistemini dolandırmak amacıyla komplo kurmak, kara para aklamak, kara para aklamak amacıyla komplo kurmak.''

HÜKÜMETİN ÜST DÜZEY YÖNETİCİLERİNE SUÇLAMA
Halkbank aleyhinde 15 Ekim 2019 tarihinde açıklanan 45 sayfalık iddianamede, Halkbank yönetiminin Türk hükümetinin üst düzey yetkilileri tarafından desteklendiği ve korunduğu da iddia edilmişti. Halkbank’ın 2012 ve 2016 yılları arasında İran’ın uluslararası piyasalarda petrol ve doğal gaz satışından elde ettiği geliri harcamasına imkan veren bir tezgahın, paravan şirketler ağını kullanarak uygulanmasına yardımcı olduğu ve bunun da ABD yaptırımlarının ihlalini oluşturduğu iddia edilmişti. İddianamede Halkbank’ın yaptığı transferlerin yaklaşık 20 milyar doları bulduğu öne sürülmüştü.

‘SİYASİ TUZAK
Erdal Sarızeybek yazdı; ‘Usta'nın Göremediği Siyasi Tuzak'
17/25 yolsuzluk operasyonu olarak anılan bu vaka tek başına bir iş değil, aksine birbirine bağlı zincirleme giden bir olaylar zinciridir.

15 TEMMUZ’U TETİKLEYEN 17/25 OPERASYONUDUR
Son on yılda yaşanan üç darbe arasına koyulduğunda ise ortaya çıkan resim şudur; Türk Ordusuna karşı 2007’de başlatılan kod Ergenekon kumpasının yedi yıl sürmüş. Arada 17/25’in ortaya çıkmış. Nihayetinde bu süreç 15 Temmuz kalkışmasıyla son bulmuştu. Resim böyle olunca bu işlerin düğüm noktasının ‘17/25’ olduğu açık. Çünkü öncesi Türk Ordusunu hedef alan Kod Ergenekon kumpasına gidiyor, sonrası da 15 Temmuz’a dayanıyor. Bu düğüm çözülebilirse eğer bugün toplum hafızasında hala cevap bulamamış soruların aydınlatılabilmesi mümkün olabilir.

ERDOĞAN’IN NEDEN BU KOMPLODAN HABERİ OLAMADI
Yaşanılan olayların ışığında ilk göz çarpan, Erdoğan’ın bu komplo hazırlığından hiç haberinin olmayışıdır. Bihaber diyorum, doğrudur. Çünkü MİT operasyonu sonrası yaptığı şu açıklamada bu gerçeği görebiliyoruz;
‘Savcı, benim iznim, Adalet Bakanlığı'nın haberi olmadan böyle bir müdahalenin içine giremez. Milli İstihbarat Teşkilatı'nın ne getirip ne götürdüğüne bakamaz. Bu, paralel yapılanmanın diğer bir versiyonudur. Kısa bir zaman önce atılan adımın devamıdır’

DEVLET MEKANİZMASI NASIL KİLİTLENDİ
Aynı pencereden bakıldığında, Devletin istihbarat mekanizmasının da bir şekilde çalıştırılmamış olduğunu görebiliyoruz. Çünkü Usta’nın ‘sır küpüm’ olarak sıfatlandırdığı Hakan Fidan’ın haberi olsaydı, Erdoğan kendine karşı bu operasyona izin -hiç şüphe yok ki- izin vermeyecekti.

ERDOĞAN NEDEN FEHMİ KORU’YU GÜLEN’E GÖNDERDİ
İkinci olarak dikkatimizi çeken husus, Erdoğan’ın olaylar karşısındaki şaşkınlığıdır. Öylesi bir şaşkınlık yaşanmıştır ki, meselenin küresel boyutu hiç akla getirilmeksizin Gülen’le bu iş çözülür düşüncesiyle alelacele Fehmi Koru görevlendirilebilmiştir.

DEVLETİMİZ İYİ YÖNETİLEMEDİ
Son olarak altı çizilmesi gereken husus ise, başlangıçta Erdoğan ve yakın çevresini hedef almakla kişisel görüntü veren bu operasyonun, işin içine Türk Ordusu, Barzani, İran, Suriye, güvenli bölge ve sığınmacılar girdiğinde, artık Türkiye’nin bir ulusal güvenlik sorunu haline dönüşmüş olduğudur.

17/25’TE İŞİN ASLI NE OLDU?
Türk Ordusuna kod Ergenekon deyip kumpas kuranlar yani Fetö’nün tavan katındakiler bu kez Usta ve yakın çevresine kumpas kurdu. Meselenin özü bu! Yolsuzluk yok muydu? Elbette ki vardı. Burada Zarrab eliyle döndürülen milyar dolarlar söz konusu. Reza Zarrab zaten kendisi bir başına yolsuzluğun sembol ismi. Ancak burada konumuz yolsuzluk ve boyutları olmadığı için daha ötesine geçmiyoruz.

İRAN YAPTIRIMI, YOLSUZLUK VE SEVKİYAT
17/25 operasyonlarının nedeni de açık. Daha geçenlerde tahliye edilip serbest bırakılan ve Türkiye’ye dönüşünde bizzat Damat Bakan Albayrak tarafından havalimanında ‘Hoş geldin kardeşim’ diyerek karşılanan Hakan Atilla/ Halkbank Davasına bakın. Orada her şey açık. Mesele, ABD’nin İran’a karşı koyduğu yatırımların Rıza Zarrab ve Halk Bankası aracılığıyla delinmiş olması. ABD zaten bu yaptırımları kendisi için koymamıştı ki, İsrail’i koruyabilmek adına bu işe soyunmuştu. İran’ın nükleer silah üretim faaliyetlerini engellemek istiyordu.

PERDE ARKASINDA İSRAİL
Bakmayın siz Zarrab diyerek, Ebru Gündeş diyerek, kaçak yalı diyerek işi magazinleştirip dikkat dağıtmaya çalışanlara. Onların kimi figüran kimi sahnenin dekoru ama asıl oyuncu İsrail. Hedefteki İran ise, İsrail’in bu coğrafyada kendi varlığına karşı gördüğü en ağır tehdit. Nükleer silah sahibi bir İran’ın İsrail’i yok edebileceği düşüncesi hep vardı. Şimdi de var. Yani? Yani ’İran yaptırımlarını deldiniz’ iddiasıyla davayı açan Amerika olsa da, bu işten asıl rahatsız olan İsrail’dir, ABD’yi bu konuda harekete geçiren de İsrail.

ZARRAB DAVASI BİTMEDİ, HALKBANKASI SIRADA, YOLSUZLUK SIRADA, MİT SEVKİYATI BEKLİYOR’
ABD neler yapmadı ki; Rıza Zarrab alındı, Hakan Atilla alındı. Usta’nın İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ile Adalet Bakanı Abdülhamit Gül için yaptırım kararı çıkarıldı. Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan ve daha birçok bürokrat davaya eklendi. Hatta iş sonunda Usta’nın en yakın çevresine kadar uzandı. Halk Bankasına kesileceği ileri sürülen milyon belki milyar dolarlık para cezası da tuzu biberi. Üstelik MİT TIR’larıyla yapıldığı ileri sürülen silah sevkiyatı ise daha masada değil!.. Sözün kısası 17/25 Usta’nın İran politikasını değiştirmek amacıyla yapılmış bir dış operasyonu. Usta’nın hizadan çıktığını düşünen İsrail, bu operasyonla işi rayına getirmişti.

PEKİ BU İŞİN SONU NEREYE VARIR?
Şimdi bu davalar gündemden düşürülmekle Usta’ya rahat bir nefes aldırılmış olduğu görebiliyoruz. Ama ne karşılığında, neyin pazarlığı yapılıyor, henüz bilinmiyor. Ortada resmen açıklanmış bir şey yok ama siz yine de dikkatinizi Fırat’ın doğusundan ayırmayınız.

Bu mesele Büyük Kürdistan’la başlayıp, Büyük Ermenistan’a oradan da ta Büyük İsrail’e kadar giden yolun bir düğüm noktasıdır. Pazarlık konusu bu olabilir. Bu aynı zamanda bizi Türkiye’de bulunan 4.5 milyonluk sığınmacının varlık sebebine götürebilir. 15 Temmuz’la sırtından hançerlenmiş Türk Ordusunun daha yaraları sarılmadan apar topar neden Suriye’ye gönderilmiş olduğunu açıklayabilir. Hatta şu anda tartışması yaşanan Fırat’ın doğusunda güvenli bölge tezgahının perdesini de bize açabilir.

Peki devlet gücünü kullanarak uluslararası soruna yolaçan ve bu nedenle de küresel güçlerin hedefine düşen bir devlet adamı artık görevde kalabilir mi?

Erdal Sarızeybek

Önerilen Videolar

Bunlar da İlginizi Çekebilir

'Bu Gidişat Gidişat Değil' Babacan Paylaştı 'Bu Bedel Kime' Dün Bir Bugün İki 'Yeni Gaz Geliyor' Barzani 'Hani Cemaat'

Bakmadan Geçme!

KAPAT
Tarihi İtiraf 'Akşener Kazanmıştı, İptal Ettirdik'